YAZARLAR

Hüseyin Karazeybek

Aile Hayatımız

Aile müessesesi, insanoğlunun en eski, uzun ömürlü ve insanın yaratılışına en uygun hayat sistemidir.

Rabbimizin insanlığa en büyük nimetlerinden biri aile yuvasıdır. Hz Adem den İslam’a gelene dek her İlahi dinin en önemli zenginliği aile kurumudur.

Din-i Mübin-i İslam, bütün insanlığı kucaklayan din olması hasebiyle aile yapısı sistemiyle önce insanı sonra da toplumu sulha, huzura ve saadete kavuşturacak donanımlı yuva tanımıyla gelmiştir.. İslam’ın anlayışında ailenin hedefi çok ulvi ve çok yücedir. İslam erkeğin ve kadının bir araya gelmesini geçici ve basit sebeplere matuf değil, bilakis kalıcı,ebedi ve ulvi gayelere bağlı olarak belirlemiştir. Dünyevi olan, beşeri kalan geçicidir, fanidir, sönmeye ve tükenmeye mahkumdur. Uhrevi olan ebedidir, ulvidir, zaman ilerledikçe daha güzel, tatlı ve yüceltici olur.

Rabbimiz Allah cc, kainatta her şeyi çift yaratmıştır. Adeta her şey zıddı ile kaimdir. Bu çerçevede Rabbimiz erkek için kadını-kadın için erkeği yaratmıştır. Tek başına aslında her ikisi de yarımdır. Bu iki yarım, tertemiz ve ulvi bir niyetle, dünyevi ve uhrevi hayatı kolaylaştıracak, bereketlendirecek, huzura ve saadete tebdil edecek fıtrat yolu olan evliliğe ve aile olmaya adım atarsa Hak da onları vahdete ulaştırır. O iki yarımdan yepyeni bir “birlik” oluşur. Evlilik, aile olma, iki ayrı ferdin ulvi bir gayeye fıtri bir yol ile yepyeni bir varlık olmak demektir.

İNSAN İÇİN ULVİ GAYE VE YÜCE HEDEF NEDİR?

Evlilik, aile olma, yuva kurma ve çocuk sahibi olarak yuvanın cıvıl- cıvıl oluşu fıtratını bozmamış her insanın en çok sevdiği bir atmosferdir. Ama Müslüman için hayat, sadece burada yaşanan kısacık bir süreden ibaret değildir. Bizim için hayat, ebedi olan ahiret hayatıdır. Bizler buraya ebedi saadeti kazanmaya ehil hale gelebilmek için gönderildik. Dolayısıyla bizim için asıl olan; dünya ve ahiret alemini kudretiyle şekillendiren Rabbimizin rızasını kazanmak ve O’nun mükafatlandıracağı kullarından olabilmektir.

Rabbimiz Kur’an-ı Mübinde bu hususu ne güzel tasvir ediyor; “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.”(18/24)

“Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allaha karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı ‘tamamen sarf etmenizi) istemez.”(47/36) Bu ayetlerde görüldüğü gibi dünya hayatı, imtihinlar zincirinden oluşan çetin bir süreçtir. Bu yolu yürüyecek erkek ve kadının karşılaşılacak zorlukları, sürprizleri aşabilecek donanımda yetiştirilmiş olmaları, dinin belirleyici değerleriyle donatılmış bulunmaları temel esastır.

Ebu ümame ra Efendimizden şu rivayeti aktarıyor; ” Mü’min, Allaha takvadan sonra en ziyade saliha bir zevceden hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sürur duyar, bir şeyi yapıp-yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadından uzak bir yere gitse, kadın hem kendi namusu hem de adamın malı hususunda hayırhah ve dürüst olur.”( İ Canan Kütübü Sitte tr C 17-582. Hadis)

Eşler bu özellikleriyle birbirinin yardımcısı ve dengeleyicisidir. Hayat yolundaki tehlikelerden ve tuzaklardan korunma hususunda birbiri için olmazsa olmazıdırlar. Yüce Rabbimiz bu hususu Mucizül-beyan Kitabımızda: “Onlar size örtüdürler, sizde onlar için örtüsünüz.” (2/187) buyuruyor.

EVİN DİNİ HAYATI

Eşler, evde dini hayatı diri ve canlı tutabilmek için birbirinin teşvikçisi olmalıdırlar. Bu alanda birinci derece sorumluluk erkeğindir. Rabbimizin emri çok açıktır; “ Ey iman edenler! Kendinizi ve Ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..” (66/6). Yine Rabbimiz Allah cc.” Ailene namazı emret ve kendinde ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da rızkı biz veriyoruz. Güzel sonuç Allaha karşı gelmekten sakınanlarındır.” (4/132) buyurarak dini hayatın yuva için motor gücü oluşturacak en önemli faktör olduğunun altını çiziyor.

Eşler arasındaki dini hayatın hassasiyeti, aile birliğinin atmosferine müspet manada etki eder. Sonra da evliliğin meyveleri olacak olan çocukların kişiliğinin oluşması, salih ve saliha evlatlardan olmalarına doğrudan etki edecektir. İki misalle bu hususu tavzih etmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.

Birincisi; Bulunduğu beldede dine imana hizmet eden ve çevredeki halk tarafından çok sevilen bir Hak dostunun sevimli ama bir o kadar hareketli oğlu vardır. Ele avuca sığmaz bu yavrunun komşuları bizar eden bir hali vardır. Elinde bir çivi, eve su taşıyan herkesin su kaplarını delerek onlara zarar vermek en büyük zevki yumurcağın. Komşular durumdan bizardır ama babaya olan hürmet ve saygıdan dolayı kimseden bir şikayet de olmaz. Bir gün baba bu sıkıntılı duruma muttali olur çok üzülür ve hanımını çağırıp şu ricada bulunur; “Bu sabi bu yaramazlığı mutlaka bizim geçmişte yaptığımız bir hatadan dolayı işlemektedir, hele geçmişimizi bir gözden geçirelim, bir iç muhasebe yapalım, hatamıza tevbe edelim.” Uzun muhasebe süresinin sonunda anne, bey galiba ben buldum hatayı der ve anlatır geçmişte yaşadığını. Bu çocuğa hamileliğinin ilk aylarında komşu kadına ziyarete gittiğinde ev sahibesinin izni ve haberi olmadan bir meyvenin iğne ile delinerek suyunun sorularak yudumlanmasının bu yaramazlığın sebebi olabileceğini anlatır. Gidip komşudan özür ve helallık dilenir o an itibariyle o yaramazlık da son bulur.
İkinci misal; Abdullah ibn-İ MÜBAREK’in hayatıdır. Merv Şehrinin Kadısı, dini hayatı çok titiz ve dikkatli yaşayan bir insandır. Ümmetin işlerinin çokluğu, şehir ahalisinin dertlerinin yoğunluğu onu evinin sorumluluğu konusunda zayıf düşürmez. Evini de çekip-çevirmede, ev halkının islam ahlak ve adabına göre yetişmesinde ihmali olmaz. Canı kadar sevdiği kızı evlilik çağına gelince acaba bu yavrumu kiminle evlendirebilirim? Düşüncesi onu; ‘aklına ve tecrübesine’ itimat ettiği dostlarıyla istişare etmeye yöneltir. İstişarelerinin sonucu Efendimizin (asm);”evlilikte dindar olanı seç” tavsiyesi öne çıkar. Muhtemel damat adaylarını tek-tek değerlendirir sonuçta kölesi’ Mübarekten’ daha dindar olanı yoktur içlerinde. Kesin kararını verir, biricik kızını kölesi Mübarekle evlendirir…

Düğünden bir süre sonra annesi, kızı ile sohbeti esnasında hal-hatır eder ve sonra kocası ile geçimini sorar. Kızı; kocasının her halinin, ahlakının ve ibadet hayatının çok mükemmel olduğunu, ancak nikahtan beri henüz birlikte olmadıklarını utanarak ifade eder. Anne, analık refleksiyle Kadı efendiye çıkışır…Kayınpeder damadı ile buluşur, hal-hatırdan sonra aile olarak kendilerinden memnuniyet derecesini sorar. Damat, onlara karşı müteşekkir oluğunu ifade ederek esas ailenin kendisinden memnun olup-olmadığını sorar. Kayınpeder, kızına karşı alakasızlığının sebebini sorar. Yoksa kızının bir kusuru mu olduğunu dile getirir. Damat Mübarek, özür dileyerek söze başlar ve “sizler çok dindar ve hassas insanlarsınız, evinize haram lokma girmez ama makam ve mevkiinizden dolayı olaki evinize hediye faslından herhangi bir şey gelmiş olma ihtimaline karşı ihtiyatlı davranıp kızınıza kırk gün yaklaşmamayı kararlaştırdım. Şayet ihtimal dahilinde de olsa haram lokma girmişse o sürede vücut ve kan temizlenir…doğacak çocuğumuz tertemiz bir ortamda dünyaya ayak basar umudundayım efendim, yoksa kızınızın bir kusuru yoktur. Onu çok güzel yetiştirmişsiniz.

Kayınpeder istişare ve kararında ne kadar isabet ettiğini düşünür şükür secdesine kapanır. Ömrünü “ihsan seviyesine ulaşmış” bir iman ve islamın güzel ahlakını yaşayışıyla temsil eden baba ve ona eş olmada hiç de geri kalmayan muhtereme annenin “ Abdullah” isminde bir oğulları oluyor. Abdullah ibni Mübarek, gençliğinde önce Mervde sonra Bağdatta ilim tasili…İmam-ı Azamdan ders alır Fıkıh, Hadis ve Tefsirde otorite olur, İmam-ı Ahmet b. Hanbeli yetiştirir. O, ömrü boyunca ilmi, ihlası , temsil ettiği güzel ahlakı ve aksiyonerliği ile yüzbinlerce insanın imanına, istikametine vesile olmuş semamızın yıldızlarından biridir…

AİLENİN HUZURU MUTLULUĞU NASIL SAĞLANACAK?

Önce aile içinde huzur olmalı ki; hem orada yetişecek nesilde hem de yuvanın dışında huzur dolu insanlar var olsun. Aslında Rabbimiz cc Kur’an-ı mucizül beyanda ailenin temel değerlerini ve onu dünya- ahiret çizgisinde huzurun kaynağı olacak tarzda yaşatacak kaynakları peş peşe sıralamıştır. ”Yine O’nun ayetlerindendir ki; kendilerine meyil ve ülfet edesiniz diye sizin için kendi cinsinizden eşler yarattı ve aranızda bir sevgi ve muhabbet icad etti.” (30/21) Erkeğin de Kadının da huzuru karşı cinsin varlığıyla mümkün. Allah cc. Varlığının delillerinden biri olarak zikrediyor bu hususu. O zaman evlilikte en önemli ve temel değer; Rabbimizin varlığına birliğine iman, Ona olan şükran duygularımızın canlılığının sürekli olmasıdır. Eşler, her geçen gün iman ve itaatte yükselmeye, yücelmeye gayret etmelidir. Ayetin devamında “aranızda meveddeti, muhabbeti ve merhameti yarattı” buyurarak ailenin harcının , dinamiğinin bu üç sacayağı unsurun olduğunu öğütlüyor Rabbimiz.

İnsanın maddi varlığını sürdürebilmesi için temel gıdalar ne kadar vazgeçilmez ise yuvanın devamı ve verimliliği için de ;sevgi, saygı, muhabbet ve merhamet de o kadar zaruridir. Eşlerin bu Kur’ani hasletlerle aile hayatında fıtrat kazanmaları Allahın izni ve inayetiyle o yuvayı daha dünyada iken Cennet atmosferine çevirecektir. Böylesi huzur ve saadetin üfül üfül tüttüğü yuvada yetişecek çocuklar da elbette hem kendileri için , hem de insanlık için yüzakı şahsiyetler olacaktır Allahın Keremiyle. Bu hal aynı zamanda iyi insan olmanın mi’yarıdır. Efendimiz (sav); “ Sizin en hayırlınız ailesi için hayırlı olanınızdır.” (Buhari fezailül kur’an-21)

Hayırlı ve Rızayı İlahiye kavuşmaya hak kazanacak insanlar olabilme dileğiyle…

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle