YAZARLAR

Hikmet YANIK

Taşlar ve İnsanlar

Taş yaratıldığı günden beri gayesinde sadık, oysan insan…!

Ey insanlık!

İlla iman mı etmek gerek, bilmek için bir Peygamberi,

Ağlamayı bilmesen de, bir hurma kütüğü kadar ol bari.

Ama sen diyorsan ki, ben insan değil taş olmaya talibim.

Merak etme Cehenneme yakıt, seni ve onu yapmış Rabbim...

Adem Peygamberden beri insanın taşla olan imtihanı devam ede gelmiştir. Ne var ki taş, evren kurulalı beri halen o sertliğini ve bu sertliğin yanında yosun tutan yumuşaklığını korurken insan denen kul, önce kulluğunu unutmaya sonra da insanlığını unutmaya başladı. Taş dimdik ayakta durmaya ve yaratılış amacını gerçekleştirmeye and içti, ve yemininde hep sadık kaldı.

Fakat insan o gün ettiği yeminini (“Rabbİn, Adem oğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak “ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti). Onlar da: “Evet; buna şahidiz” demişlerdi. Bu, kıyamet günü, “bizimbundan haberimiz yoktu”, dememeniz içindi.“ - A’raf Suresi,172.ayet) unuttu ve halden hale girerek zaman geldi karuna, zaman geldi ebu cehile, zaman geldi isimleri saymakla bitmeyecek bir çok bedene büründü.  

Yine Yaradan bizlere rehber olarak gönderdiği Kur’anı Kerimde der ki; 'Ne var ki, bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir' (Bakara 74. Ayet)

Demek ki taşlar bile yosun tutar ve ağlarken, insan denen bu can ne diye bu hükümranlığı sürdürmeye gayret eder. Neye güvenir bilinmez.

Hz. Mevlana insanlığın tarihini anlattığı şu veciz sözü hatırlamakta yarar var. Der ki Hz. Mevlana: Biz öyle mahlûklarız ki, bazen melekler insan yaratılmadıklarına üzülürler; bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler. Şeytan yemininde sadık kaldı fakat nankör olan insan yeminini bozdu ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, yakıp yıkmaya, Hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunu unutarak evreni sahiplenmeye başladı. Adeta ölümün varlığını sanki kendisine ölümsüzlük bahşedilmiş gibi unuttu.

“Ey koca insanlık! toprak altında onca can varken

Bu hırs ne, ölümsüzlük mü bahşedildi sana yaşarken.

Ey koca insanlık! ne kadar hüküm sürersen sür,

Bitirecek bütün emellerini, İsrafil'in üflediği sur...

Ey koca insanlık! unutma mahşeri, mizan kurulacak. 

İşlediğin her zerre, hak divanında senden sorulacak.”

Yaradan en şerefli dediği insanı ve ona hizmet edecek diğerlerini yarattı. Her şey insana hizmet için, insansa yalnız Allah’a kulluk etmek için;  yanı kısaca her şey bir amaç için yaratıldı. Şeytan yeryüzüne gaye edindiği davasını yaymak için ve bu davada başarılı olmak için yine insanın zaaflarını kullandı. 

Oysa Yaradan o kadar merhametli ki yarattığı kullarına, her dem kullarına bir müjdeci, doğruyu anlatan Resuller, doğruyu yazan kitaplar, sahabeler, veliler gönderdi ki, Ey kulum, bu küçücük ömründe yapman gerekenler şunlardır, doğrudan, benim sana sunduğum hayat kurallarından ayrılma ki, sana vadettiğim sonsuz mutluluğa eriş. Sonsuzluğun yanında, dünya hayatı sadece bir uyku halidir, asıl hayat uyanınca huzuruma geldiğin hayattır. Orda azıksız ve sorduğum sorulara cevapsız kalma. Kul olmanın ve insan olmanın bu kadar açık ve net olan gerektirdiği hal ve davranışlar varken…

İnsanoğlu ne zaman yaratılış gayesini unuttu o vakit karanlıklarda kaldı, söndü ışıklar yolu üzerinde. Gideceği yollar karanlıklarda kaldı. 

Merhamet peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)’in ona sunduğu aydınlık yollar ı görmeden ilerlemeye çalışan insanlık her dem bir duvara toslamaya mahkum kaldı. Onun evrensel değerlerini anlamayan bu günkü toplum ne kadar teknolojiyi yakalarsa yakalasın, ne kadar dünya gücü haline gelirsen gelsin, neticede batmaya mahkûmdur. Ona sarılmayan kucak boş kalmaya, onu dinlemeyen kulak patlamaya, onun yolundan gitmeyen ayak kaybolmaya mahkumdur. 

Hiçbir eşya, hiçbir teknoloji, hiçbir öğreti, hiçbir eğitim sistemi, hiçbir demokratik sistem, hiçbir dini inanış, hiçbir lider, hiçbir kitap, hiçbir doktor, hiçbir öğretmen, hiçbir profesör, hiçbir evliya, hiçbir tarikat lideri, hiçbir cemaat lideri ve hiçbir her şey onsuz başarıya ulaşmaya muktedir olmamıştır ve kıyamete kadar da başarılı olamayacaktır. 

Merhamet peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)’in insanlığa sunduğu evrensel mesajı anlamaktan uzak kalan insan, hak ve hakikat için ne kadar süslü cümleler kurduysa, ne kadar adalet ve doğruluk naraları atmaya çalıştıysa da bunlar sadece gösterişten öteye geçemedi. Çünkü i*man*da bilinen bir ölçüt vardı o da kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve bunu da eyleme dökmekti. Eğer iman bunlardan soyutlanmışsa bu sadece sözde imandı ve ne bu dünyada ne de gerçek dünya olan ahirette bir anlam ifade etmiyordu. 

İnsan dağların sırtlayamadığı ve üzerine almada haya ettiği bu emanete talip olmuştu ve bu emanetin de altında ezilmeye mahkum bir şekilde yaşamaya devam ediyordu. Taşlar ise yeri geliyor Kabe'ye duvar, yeri geliyor merhamet yosunları tutuyordu. Merhamet peygamberini anlamayan ve ona dil uzatmaya cesaret eden insan bir hurma kütüğünden akan gözyaşlarını, yosun tutan taşları nasıl anlasın… 

“Arının fıtratı bal yapmaksa,

Bir gramı için binlerce çiçeğe yalvarır durur.

ve on binlerce arı, küçücük bir kutuya milyonlarca çiçeğin özünü akıtırken,

fıtratı merhamet olan İnsana ne oluyor ki, 

Sonsuz olan bu evrende, kendi kanını akıtıyor. 

Çünkü şeytan yemininde sadık, insansa hüsrandadır.

Bu dünyada merhameti olmayanın kalbi buz kesmişse,

Merak etmesin, Cehennem ona elbette merhamet! gösterecektir.”

Rabbim hidayete erenlerden eylesin!

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle