YAZARLAR

Hamza Güven

Günahın Karşılığı ve Mühlet Hakkında Hasbihal

Bilindiği üzere insanın dünyaya gönderilme sebebi imtihandır. İnsanın dünyada imtihanı kazanabilmesi Allahın emirlerine itaat ederek yasakladıklarından uzak durabilmesine bağlıdır. İnsan bunları kendi salahı için yapar. İnsan iyiliği kendisi için yaptığı gibi kötülüğü de kendi aleyhine yapar. Allah insanlara haksızlık yapmaz. Hâlbuki dünyada insanın başına gelen musibetler çoğunlukla; insanın yapıp ettiği günahlar yüzünden gelmektedir. Bazen de Allah insanı denemek için belalarla imtihan eder. Ancak Ahirette sadece işlenen günahın karşılığı vardır. Çünkü ahiret insanın yaptıklarıyla karşılaşma yeridir. Günahkâr; ister dayansın, ister dayanmasın, cehennemde ancak işlediği günahların karşılığı olarak yanacaktır. Yoksa Allah kullarına zulmedici değildir.

Bilindiği üzere Allahü Teâla isteseydi insanın işlediği günahlarının karşılığını hemen verirdi. Ancak Cenab-ı Allah çoğunlukla günah işleyenleri belirli bir süreye kadar erteler. Ayetlerde; “Onlar kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. İfadesiyle beraber “Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.” Ayetleri bu gerçeği hatırlatmaktadır. Ancak insanın işlediği günahın cezasının ertelenmesi neden insanın günaha daha fazla dalmasına sebep olur. İnsan günahtan neden geri dönmeyi istemez. İnsan neden aldanır… Ahirette tövbe etmenin pişman olmanın bir anlamı olmadığı halde insanlar; neden dünyada tövbe etmeye mesafeli durur. Kendisine verilen mühleti neden doğru yönde kullanmaz. Neden cezanın geciktirilmesi insanı iyice günaha sokar. Ancak “günah işleyenlere neden mühlet veriliyor” denecek olursa Sorduğumuz soruya Kur’an’dan cevap aradığımızda şu ayetler bizim imdadımıza yetişir. “Eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp (derhal) cezalandırsaydı, onun (yeryüzünün) üzerinde yürüyen canlılardan bir canlı bırakmazdı. Fakat onları, belirli bir zamana kadar tehir eder (erteler). Öteki dünyada cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” denilir.

Ancak insan bile bile neden günah işler, aklını neden kullanmak istemez. Neden geleceğini mahveder, dirileceğine inanmaz; neden kıyametten korkmaz, neyine güvenir bilinmez. Ayette “İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. İfadeleri yer almaktadır. Günahların kaydedildiğini neden aklına getirmez. Ancak Allah bir takım günahların cezasını dünyada da insana ödetir. Buna kimse engel olamaz. Eğer sakınsalar onları el üstünde tutar; “onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık” (7/A'raf-96) ifadesi yeralırken günahın cezası olarak ta “onları yakaladık” buyruğu neden gözden gelinir. Allah’ın insana günahın dünyalık karşılığınıda ödeteceği fikrini insan neden unutupta neden günah işlemeye devam eder. İnsan kendini düşünmezde neden dünya karşısında aldanır… Neden peşin zevklerin mukabilinde geleceğini mahveder. Neden uzak görüşlü davranıpta geleceğini kurtarmak istemez. Neden kendisine verilen aklını kullanmaz da duygularının arzularının esiri olur. Allah’a karşı gelme cesaretini nasıl gösterir? İnsan neden başkalarının yanlışlarını görüpte kendini unutur acaba… Allah’ın insanı bildiğini, gördüğünü neden unutur. Zararı kendisine olduğu halde neden günahta diretir? İnsan neden “Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz! Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?” ayetlerini görmezden gelir.

Günahın cezasının çoğunlukla derhal verilmediğinden insanın günah işlemeye devam etmesi akıl işi midir? İnsana mühlet verilmesi onun günaha devam etmesine yeter sebep midir? İnsan cezadan kaçabilir mi? Günahın karşılığı bazen kıyamete; gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne ertelendiğinde insan kendini kurtulmuş mu farzediyor. Ancak belli bir süre dünyada mühlet versede yine de dünyalık cezası da vardır. Öncekilerden sadece bir sayha (şiddetli ses dalgası) ile helak olanlar olduğu gibi alçaltıcı azap yıldırımının çarptıkları (Semud) kimselerde vardır. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Onlar Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı. Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimseler var. O halde önceki ümmetlerin başına gelenlerden neden ders almayız. Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. Ayetinden yeterli dersler çıkarılmaz.

Allah vermiş olduğu mühlete binaen işlenen günahlar yüzünden dünyanın kıyametini koparmıyor ve Halim olduğunu haber veriyor. Bu yüzden insanlar için belirlenen süre bitmeden onların canı almaz. Kur’an’da “Kâfirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.” ifadesi yer almaktadır. O halde insan neden aldanır. Verilen mühletin neden günahkâra faydası olmaz.

Peki, insan neden tövbe etmede güçlük yaşar. Çünkü günahlar, öncelikle insanda kalp katılığına, gözlerin körelmesine, kulakların sağırlaşmasına yol açar. Evet, insanın işlemiş olduğu günahlar, kişinin kalbini paslandırır. Sonra adalet sahibi Allahü Teâla’nın hiçbir kimsenin yaptığının yanına kâr kalmayacağını haber vermesi de onun kalbini yumuşatmaz ve onu günahtan uzak tutmaya engel olmaz. Zaten kalbi katılaşan insan tövbeyi de aklına getirmez, getiremez. Çünkü onun dostu şeytandır. Dünyayı ona süslü gösterir. Dünyanın cazibesi de, insanı kendine meftun eder. Şeytan onu bu sayede kapıp cehenneme sürüklemeye kadar götürür de insanın önünde yaşayacağı hayatı yani geleceğini mahveder. Aklını kullanmasına da imkân vermez. İnsan dünya nimetlerini ebedi hayata orada kavuşacağı nimetlere tercih eder. Dünyanın süsüne, eşyasına aldanır. Ahirettte hesapla karşılaşmayı unutur; imtihanda olduğunu unutur. Bazen Kitabın bir kısmına inanıp, diğer bir kısmına inanmadığı olur. Bu kimselere dünya hayatında ancak horluk, kıyamet gününde ise onlar için daha çetin bir azâp söz konusudur. Kıskançlık sebebiyle de Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr ederek ahiretini kaybeder. Bazen körlüğü hidayete tercih ederek, insan isyan eder de aşırı gider. Hâlbuki “Allah bu kimselerle kıyamette konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temizlemez.” İfadeleri de ona fayda vermez. Yoldan çıkanlara “Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler orada kurtulmaları söz konusu değildir.” Ayetleri de insanların birçoğunun orada pişman olacaklarını ancak orada ki pişmanlığın fayda vermeyeceğini bizlere haber verir. İnsan ölürken kendisine fırsat verilmesini ister ancak fırsat kaçmıştır. Fırsatı bu dünyada değerlendirebilen dostlara, binlerce selam olsun…

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle