DİYANET

Türkiye'de hangi mezhepten kaç kişi var ?

Diyanet İşleri Başkanlığının mezhep ile ilgili sorulara verdiği cevapları ve Türkiye'de mezhep oranlarını sizler için araştırdık.

Mezhep nedir? 

Mezhep sözlükte “gitmek, gidilen yer, yol” anlamına gelir. Terim olarak ise şöyle tanımlanmıştır: “Dinin inanç esaslarını veya amelî hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda kendine özgü yaklaşımlara sahip düşünce bütünü, bu yaklaşımlar etrafında meydana gelen ekolleşme, ekolleşmelerin ürünü olan ilmî birikim.”

“İslâm dininin anlaşılma, yorumlanma hatta bir çeşit düşünce ekolleri”
Mezhepler tarihi ilmi açısından “İslâm mezhepleri” bu dinin tarihinde ortaya çıkan düşünce, inanç, fıkıh ve siyaset alanındaki zümreleşmeler olarak açıklanmış ve mezhep “İslâm dininin anlaşılma, yorumlanma hatta bir çeşit düşünce ekolleri” olarak anılmıştır. 


Mezhep asla bir din olmadığı gibi mezhep kurucusu kabul edilen imam veya müçtehit de hiçbir şekilde bir din koyucusu veya tebliğcisi değildir.

Yüce Allah tarafından konulan ve Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından tebliğ edilen İslam dininin gerek inanç, gerekse fıkıh alanına giren meselelerini delilleriyle birlikte ele alıp bunlara ilişkin yorum ve çözümler getirme ihtiyacı karşısında, delillerden hüküm çıkarma yeterliliğine sahip bilginler birbirinden farklı görüşler ortaya koymuşlardır. 

Genellikle fıkıh mezhepleri, kurucularının isimleri ile anılır.
Hanefi mezhebi, Şafii mezhebi gibi. Akaid mezhepleri ise Havâriç, Mu’tezile gibi belli topluluklara izafe edildiği gibi kurucusuna izafetle de anılmıştır: Matirîdî, Eş’arî gibi. 

Matüridilik mezhebi nedir? 

Ebû Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud el-Maturîdî’nin akaid sahasındaki görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Matürîdîlik, Ehl-i Sünnet’in iki ana kelam mezhebinden biridir. 

Mezhebin kendisine nispet edildiği İmam Matürîdî, 852 yılında Semerkant’ın Matürid kasabasında dünyaya gelmiştir. Eserlerinde Ehl-i Sünnetin görüşlerini ayet ve hadislerin yanında akli delillerle de savunan Matüridî, Mutezile ve Şia’nın görüşlerini eleştirmiştir. 944 yılında doğduğu yer olan Semerkant’ta vefat etmiştir. 

İmam Matürîdî’nin fıkıhta Hanefî olmasından hareketle Matürîdîliğin, Hanefîliğin devamı olduğunu söyleyenler olmuştur. Bu görüşü savunanlar, İmam Matürîdî’nin Ebû Hanife’ye ait kelam konusundaki görüşleri açıklayıp geliştirmesinden yola çıkarlar. Bu konuda Hanefîliğin Matürîdîliğe etkisi olmuşsa da, İmam Matürîdî ve öğrencilerinin kelami meseleleri eserlerinde sistemli ve özgün bir biçimde ele almaları, Matürîdîliğe müstakil bir mezhep hüviyeti kazandırmıştır. 

Matürîdîlik inanç konularını ele alırken ayet ve hadislerin yanında aklı da kullanması bakımından Selef’ten ayrılmaktadır. Ehl-i Sünnetin temel meselelerinde Eş’arîlik ile aynı görüşte olan Matürîdîlik, kulda başlı başına cüz’i bir iradenin varlığını kabul etmesi, Allah’ın kuldan gücünün yetmeyeceği şeyleri istemeyeceği, Allah’ın fiillerinin mutlaka bir hikmetinin bulunduğunun kabul edilmesi gibi meselelerde kendine has sonuçlara ulaşmıştır. 

Günümüzde fıkıhta Hanefî mezhebine bağlı olanlar ve genelde Türkler inanç konularında Matüridîdirler. Matürîdîlik, Türkiye, Balkanlar, Orta Asya, Çin,
Hindistan, Pakistan ve Eritre’de yayılmıştır. 

Eş’arîlik mezhebi nedir? 

İnanç konularında Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail el-Eş’arî’nin görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu Eş’arîlik, Ehl-i Sünnetin itikadi bir mezhebidir. 

Mezhebin kendisine nispet edildiği İmam Eş’arî, 873 yılında Basra’da dünyaya gelmiştir. Kırk yaşına kadar Mutezile’ye bağlı olan İmam Eş’arî daha sonra bu mezhepten ayrılarak Eş’arîliği kurmuştur. 

İnanç konularında, daha önceden mensubu bulunduğu Mutezile ve diğer Ehl-i Sünnet harici mezheplerin görüşlerini Kur’an ve Sünnetin yanında aklı da kullanarak eleştiren İmam Eş’arî’nin kelam metodu, kendisinden sonra gelen mezhep mensubu âlimlerin de katkılarıyla geliştirilerek Eş’arîlik müstakil bir mezhep hüviyetine kavuşmuştur. 

Eş’arîlik, inanç konularında tevile Matürîdîlikten daha fazla yer vermiştir. Ehl-i Sünnetin temel esaslarında Matürîdîlikle birleşen Eş’arîlik, kendilerine dini tebliğ ulaşmayan kişilerin Allah’ı bulmakla yükümlü olmamaları, iyi ve kötünün akılla değil dinin naslarıyla bilinebileceği gibi hususlarda kendine has görüşleri savunmuştur. 

Eş’arilik Malikîler başta olmak üzere, diğer fıkıh mezhep mensuplarınca da sınırlı oranda benimsenmiştir. Günümüzde bu mezhebin bağlıları Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da varlığını devam ettirmektedir. 

Hanefi mezhebi nedir? 

Kurucusu Ebû Hanife’ye nisbetle anılan Hanefîlik günümüzde de en fazla bağlısı bulunan fıkıh mezhebidir. 

Hanefî mezhebinin kurucusu Ebû Hanife 80/699 yılında Kûfe’de dünyaya gelmiştir. Babası kumaş tüccarı olan Ebû Hanîfe bir taraftan baba mesleğini sürdürürken diğer yandan Kûfe’de birçok alimden ders alarak yetişmiştir. 18 yıl fıkıh dersi gördüğü Hammad b. Ebî Süleyman onun en önemli hocasıdır. Hocası Hammad’ın vefatından sonra Kûfe’de onun ders kürsüsüne oturmuştur. 30 yıl kadar süren ders halkasına katılan talebe sayısının 4000’i aştığı ve bunlardan en az 40 kadarının içtihad derecesine ulaştığı kabul edilmektedir. 

Emeviler ve Abbasiler devrini yaşayan Ebû Hanîfe bu çalkantılı dönemlerde birçok sıkıntılara maruz kalmış, kendisine teklif edilen devlet görevlerini kabul etmemiştir. Kûfe’de derslerini sürdüren Ebû Hanîfe, halife Ebû Cafer el-Mansur tarafından aralarındaki anlaşmazlık sebebiyle hapse atılmıştır. Hapiste öldüğüne dair bilgiler nakledilmekle birlikte, sürgün hayatı yaşadığı Kûfe’deki evinde h. 150/767 yılında vefat etmiştir. 

Birçok menakıb kitabında kendisinin sahabeden kimselerle görüştüğü ve tabiundan olduğu zikredilmektedir. Ebû Hanîfe künyesiyle ilgili olarak kaynaklarda daha çok, “Hanîfe”nin o zaman Irak’ta bir çeşit divit olduğu ve Ebû Hanîfe’nin yanında çoğu zaman divit taşıdığından dolayı bu künyeyle anıldığı zikredilir. Bunun yanında hanîfenin boyun eğen ve dini Allah’a özgüleyen anlamında “hanif” kelimesinin müennesi olduğu veya Ebû Hanîfenin Hanîfe isminde bir kızı olduğu rivayetleri de kaynaklarda geçmektedir. Ancak Ebû Hanîfe’nin kaynaklarda Hammad isimli oğlu haricinde kız veya erkek başka bir çocuğunun varlığından söz edilmez. 

Ebû Hanife Abdullah İbn Mes’ud’dan kendisine kadar gelen dönemdeki Irak rey ekolüne mensup âlimlerin mirasını bir içtihat meclisi niteliğindeki ders halkalarında geliştirip sistematik hale getirerek daha sonra İslam âleminde bağlısı en fazla olacak fıkıh mezhebinin ilk temellerini atmıştır. Hanefî mezhebinde Ebû Hanife’nin ders halkalarında yetişen Ebû Yusuf, Muhammed ve Züfer gibi âlimlerin son derece önemli yeri vardır. Zira bu ilk nesil mezhep âlimleri kendisinden çok fazla kitabın naklolunmadığı Ebû Hanife’nin görüşlerini tedvin ederek, mezhebin görüşlerinin yazılmasında ve sistematik hale getirilmesinde büyük rol oynamışlardır. 

İlk nesil âlimlerinin ve bunu takibeden bir iki asırlık zamandaki Tahâvî, Kerhî, Cessâs, Kudûrî ve Debûsî gibi alimlerin önemli katkılarıyla mezhep tam olarak oluşmuş ve İslam aleminin değişik yerlerinde görüşleri hızla yayılmıştır. Ebû Yusuf’un Abbasiler devrinde kadı’l-Kudat’lık makamında bulunması mezhebin resmi bir nitelik kazanmasına sebep olmuş, aynı şekilde İslam tarihindeki en uzun ömürlü devletlerden Osmanlı Devleti’nin de resmi mezhebinin Hanefî mezhebi olması mezhebin yayılmasına hizmet etmiştir. 

Hanefî mezhebi meselelerin çözümünde nasların yanında reye de yer vermesi, böylece naslar ile rey arasında makul bir denge kurmaya çalışması, istihsan metoduna sıklıkla başvurması gibi özellikleriyle diğer mezheplerden ayrılmaktadır. Hanefî mezhebinde diğer mezheplerden farklı olarak mezhep kitaplarında, farazî fıkıh meselelerine de yer verilerek teorik fıkhın ve fıkıh biliminin metodolojisi olan fıkıh usûlünün gelişmesine büyük katkı sağlanmıştır. 

Ana hatlarıyla ifade etmek gerekirse günümüzde Türkiye, Balkanlar, Bosna-Hersek, Ukrayna, Kırım, Azerbaycan, Kafkasya, Kazan, Ofa, Ural, Sibirya ve Türkistan Türkleri, Çin, Mançurya ve Japonya Müslümanları, Afganistan, Horasan, Belûcistan, Siyam (Tayland), Hint, Keşmir, Pakistan ekseriyetle Hanefî’dir. Yemen, Hicaz, Mısır. Filistin, Cezayir ve Tunus’ta Hanefî’lerin sayısı oldukça az, Etiyopya, Suriye ve Irak’ta ise nispeten daha fazladır. (Geniş bilgi için TDV. İslam Ansiklopedisi’nin “Hanefî Mezhebi” maddesine bakılabilir.) 

Malikî mezhebi nedir?

Kurucusu İmam Malik’e nisbetle anılan Malikî mezhebi Medine merkezli ve Hicaz fıkhının sistematik bir hale getirilmesiyle ortaya çıkan fıkıh mezhebinin adıdır. 
Malikî mezhebinin kurucusu İmam Malik 93/711 yılında Medine’de doğmuş 179/795 yılında aynı şehirde vefat etmiştir. Medine’de döneminin seçkin âlimlerinden ders alan İmam Malik belli bir süre sonra Peygamber mescidinde dersler okutmaya başlamıştır. 

Hayatı boyunca hep Medine’de kalan İmam Malik’in fıkhının yapısında bu şehrin çok önemli bir yeri vardır. O diğer mezheplerden ayrı olarak Medine halkının amelini hüküm çıkarmada bir delil olarak kullanır. Maliki mezhebinin oluşmasında İmam Malik’in Mescid-i nebi’de yaptığı derslerin büyük önemi bulunmaktadır. Derslerinde Ebû Hanife’nin ders halkasının aksine, öğrencileriyle meseleleri tartışma ve fikir alışverişinde bulunma yerine sadece bilgi verme anlatma metodunu uygulamıştır. Bu nedenle devrinde mezhep tam sistematik hale gelememiş, bunu öğrencileri yapmıştır. 

İmam Malik’in, ders halkalarında ve Muvatta’ında takip ettiği metoda göre gittikleri yerlerdeki fıkhî problemleri çözmeye çalışan talebeleri Malikî mezhebini sistematik bir hale getirip, mezhebin görüşlerini ve usulünü kaleme almışlardır. Maliki mezhebi hadislerin yanında, maslahatı, istihsanı ve istıshabı da fıkhî meseleleri çözerken dikkate almıştır. 

Sahnun’un el-Müdevvene isimli eseri Malikî fıkhındaki en önemli eserdir. Zira Muvatta’yı bizzat İmam Malik kaleme almış olmasına rağmen bu kitap fıkıh sistematiğine göre kaleme alınmamıştır. Bu nedenle bütün fıkhî konuları içermemektedir. Ancak el-Müdevvene İmam Malik’in ve mezhebin önemli müçtehit alimlerinin fıkhî görüşlerini sistematik bir tarzda işlemektedir. 

Malikî mezhebi daha çok İmam Malik’in talebeleri vasıtasıyla Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’te yayılmıştır. Bugün de Afrika’nın kuzeyi ve batısındaki Libya, Trablus, Tunus, Cezayir, Fas, Merakeş, Sudan ve Afrika sahillerinin çoğunluğu Malikî olup, Irak, Suriye, Hicaz ve yukarı Mısır’da da bu mezhebin bağlıları bulunmaktadır. 

Hanbelî mezhebi nedir?

Kurucusu Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen Hanbelî mezhebi, diğer üç önemli fıkıh mezhebinin tarihi olarak sonuncusudur. 

Mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel Hicrî 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiş 241/855 yılında doğduğu yer olan Bağdat’ta vefat etmiştir. Devrinin önemli alimlerinden ilim tahsil eden Ahmed b. Hanbel özellikle hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Bu nedenle uzak yerlere hadis rivayeti için hadis yolculukları yapmıştır. Daha sonra bu yolculukların neticesinde ulaştığı rivayetleri meşhur kitabı Müsnedinde bir araya getirmiştir. İmam Şafiî’den uzun yıllar ders alan Ahmed b. Hanbel, Hanefî mezhebinin önemli müçtehitlerinden Ebû Yusuf’tan da istifade etme imkanı bulmuştur. 

Hayatındaki önemli olaylardan bir tanesi de Hâlife Me’mûn’un ortaya attığı Kur’an’ın mahlûk olduğu fikrini savunmadığı gerekçesiyle işkenceye tabi tutulmasıdır. Fetva ve mezhebiyle ilgili usulü yazmaktan ziyade topladığı hadisleri yazmış ve mezhebinde de daha çok senedi sahihse hadislerle amel etmiştir. Yeri geldiğinde istihsanla da amel eden Hanbelîler sedd-i zerayi prensibini en fazla çalıştıran mezhep mensuplarıdır. 

Mezhebin gelişmesine Hanbelî fıkhının önemli âlimlerinden İbn-i Teymiyye’nin büyük katkısı olmuştur. Bugün Suudi Arabistan ve çeşitli körfez ülkelerinde Hanbelî mezhebi İbn-i Teymiyye tarafından yapılmış yorumu çerçevesinde yaşanmaktadır. 

Hanbelî mezhebi diğer üç önemli fıkıh mezhebinden sonra ortaya çıkmasının da tesiriyle bağlısı en az olan fıkıh mezhebidir. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbelî mezhebinin bağlıları bulunmaktadır. 

Eşlerin farklı fıkhî mezheplere mensup olması evliliğe engel teşkil eder mi? 

Evlilik “karı koca arasında birlikte yaşama hakkı tanıyan, taraflara karşılıklı hak ve sorumluluklar yükleyen bir akittir.” Evliliğin taraflar, icap ve kabul, şahitler, mehir gibi birçok kendine özgü unsur ve şartları bulunmaktadır. Bu gibi şartlarda bir eksiklik yoksa mezhep farklılığı evlenmeye mani değildir. İki farklı mezhepteki insan evlenebilir ve evlilik hayatı boyunca farklı mezheplere bağlı olarak evliliklerine devam edebilirler. 

Ancak evlilik hayatı ölüme kadar devam eden bir birliktelik ve hayatı paylaşma olduğu için eşlerden biri, dini bir zorunluluk olmamakla beraber, aile hayatında daha uyumlu olmak ve mezhep farklılığından kaynaklanan birtakım problemleri aşmak için diğerinin mezhebine geçebilir. 


Farklı mezhepten olan imamın arkasında kılınan namaz geçerli midir? 

Herhangi bir fıkıh mezhebine bağlı olan kişi, başka mezhepten olan bir imamın arkasında namazını kılabilir. İmamla cemaat arasındaki mezhep farkı, namazın sıhhatine engel teşkil etmez. İmama uyan kişi de imamın, kendi mezhebindeki namaz için gerekli şartları yerine getirip getirmediğini araştırmakla sorumlu değildir. Ancak imama uyan kişi imamın kendi mezhebine göre abdesti olmadığını kesin olarak biliyorsa Hanefî ve Şafiî mezhebine göre bu kişinin o imama uyarak kılacağı namaz sahih olmaz. Örneğin burnu kanadığı halde abdest almadan namaz kıldıran bir Şafiî’nin arkasında Hanefî mezhebinden birinin kıldığı namaz geçerli değildir. 

Malikî ve Hanbelî mezhebine göreyse imamın namazı kendi mezhebine göre sahih oluyorsa, imama uyan kişinin mezhebine göre sahih olmasa dahi, ona uyan kişinin namazı geçerlidir. Zira onlara göre önemli olan imamın namazının kendi mezhebine göre sahih olmasıdır. Örneğin Malikî veya Hanbelî birisinin, başının tamamını mesh etmemiş dahi olsa bir Hanefî veya Şafiî imamın arkasında kıldığı namaz geçerlidir. 

Diyanet'in araştırmasına göre Türkiye'deki ameli mezhep oranları ise şöyle:

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle