DİYANET, VAAZ

Tefsir Tarihi

Kur’ân-ı Kerim'in güzelce anlaşılması için salâhiyet sahibi, dinî ilimlerde ve sâirede mütebahhir olan İslâm âlimleri tarafından tefsirler yazılmasına daima ihtiyaç vardır.

TEFSİR TARİHİ

1-Kur’an Tefsirine Duyulan İhtiyaç

Kur’ân, mü'minlerin şahsî ve içtimaî hayatlarını düzenlemek gayesiyle teşriî hükümler vaz’ etmektedir. Bu hükümleri istinbat etmek, sadece Arapçayı bilmekle mümkün değildir. Onda müteşâbih ayetler, müphem bırakılan hususlar, tahsisi murad edilen umumî hükümler vardır. Bu sahalarla alâkalı ayetleri lâyıkıyla anlamak, o mevzularda yüksek bir ilmî seviyeye bağlıdır. Kur’ân'la meşguliyet, Peygamber’le müsâhebet, aklî muhakeme kabiliyeti, Arap dili ve şiirine vukuf, tarihi malûmat derecelerine göre Kur’ân hakkındaki bilgileri de farklı oluyordu. Temayüz ettikleri sıfatlarına rağmen en ileri gelenlerinin dahi anlayamadıkları ayetler oluyordu. Bu nedenle Kur’ân'ın açıklanmasına ihtiyaç vardı.

Ayrıca İslâm Dini, yalnız bir zamana, yalnız Arap kavmine mahsus değil, bütün müstakbel zamanlara, kavimlere de şamil, umumî bir dindir. Binaenaleyh, Kur’ân'ın manasından her Müslüman kavmin bihakkın istifade etmesi bir vecibedir. Bu istifade ise, ancak tefsir vasıtasıyla kabil olabilir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim'in güzelce anlaşılması için salâhiyet sahibi, dinî ilimlerde ve sâirede mütebahhir olan İslâm âlimleri tarafından tefsirler yazılmasına daima ihtiyaç vardır.

Yine, bir taraftan müteşabih ayetler, diğer taraftan hareke ve noktaların bulunmayışı, nihayet muhtelif kıraatlerin mevcudiyeti, Kur’ânın bazı yerlerini tefsir etmek ihtiyacını zaruri kılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’i bize en iyi öğretecek, bizzat Hz. Muhammed (s.a.v)dir. O, Kur’an tefsirinin aslı ve esasıdır. Zira Kur’an-ı Kerim ona indirilmiştir. O mutlak olarak, Kur’an’ı insanlar içinde en iyi bilen ve en iyi anlayandır. Rasulullah tebliğ ve tebyinle mükelleftir. Tebliğ, nübüvvetin esaslarından biridir. Şu ayet bunun göstergesidir."Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et… " (Maide 5/67)

Bu bakımdan Kur’an, kendisinin bizzat tefsir edilmesini yine kendisi istemiştir. O halde ilk tefsir hareketi, İslam’ın kendi bünyesinden doğmuştur.

Kısaca tefsirin gerekliliğini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Kur'ân'm bizzat kendisi kendisinin tefsir edilmesini istemektedir.

2. Kur'ân, ilk muhatapların ıstılah olarak anlamını bilmedikleri "salât", "zekât", "hac" ve benzeri birtakım kavramlara yeni manalar kazandırmıştır. Hicrî II. asırda "el-vücûh ve'n-nezâir" ilminin ortaya çıkmasına sebep olan bu nevi lafız ve kavramlar, Kur'ân tefsirine olan ihtiyacı da beraberinde getirmiştir.

3. Kur’ân’da manaları kolayca anlaşılabilecek nitelikte âyetler olduğu gibi, manalarının anlaşılmasında hârici bir delile ihtiyaç göste­ren müphem, müşkil, mücmel ve mutlak âyetler de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu tarz nasların anlaşılması için de ihtisas ehlinin tefsirine ihtiyaç vardır.

4. Kur'ân, müminlerin şahsî ve toplumsal hayatlarını düzenlemek gayesiyle hukukî hükümler koymuştur. Bu hükümleri ortaya çıkarmak, yalnızca Arapçayı bilmekle mümkün değildir.

5. Kur'ân'da mecaz, kinaye, istiare ve teşbih gibi edebî sanatlar mevcuttur. Tabii ki bu tarz âyetler de, onları iyi bilenler tarafından izah edilmelidir. Aksi halde sanatların delâletlerini anlamak zorlaşacaktır.

6. Kur'ân'da ayrıca bilimsel hakikatler ve genel prensipler içeren âyetler de bulunmaktadır. Elbette ki bunların da tefsiri gereklidir.

2- Tefsir, Te’vil, Terceme ve Meal Kelimelerinin Anlamı

A- Tefsir
"Fesera" veya taklib tarikiyle "Sefera" köklerinden gelmektedir. Tef’il babından olan tefsir kelimesinin bu iki kökten de türemiş olması mümkündür. Lügatte; beyan etmek, keşfetmek, izhar etmek, aydınlatmak ve üzeri kapalı bir şeyi açmak anlamındadır. Istılahta; müşkil olan lafızdan murad edilen şeyi keşfetmek anlamına geliyorsa da âlimler arasında yaygın anlamı, Kur’an-ı kerim’in manalarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garib lafızlardan kastedilen şeyi beyan etmek, demektir.

Tefsir Usulü:Usul; metot, yöntem, ilke, esas, kural demektir. Tefsîr usulü, Kur'ân-ı anlamak, yorumlamak, açıklamak ve îzah etmek için takip edilmesi gereken esas ve yöntemleri konu edinen bir ilim dalıdır. Tefsirin ve müfessirlerin prensiplerini, şartlarını ve çerçevesini belirleyen, tarihini tesbit eden ilim veya ilimlerin hepsine birden verilen isimdir. Zaman zaman "Kur'ân İlimleri" adıyla da anılmıştır.

Tefsir Usûlünün Konusu: Kur'ân tarihi, Kur'ân'ın inişi, vahiy ve çeşitleri, ayet, sure, Kur'ân'ın yazılışı, toplanması, çoğaltılması, tefsîri, tefsîrle ilgili ilimler, tefsîr, te'vil, meal, tercüme kelimeleri tefsîr çeşitleri, tefsîr tarihi... vb. konularını işler.

Tefsir Usûlünün Gayesi: Bu ilmin gayesi, Kur'ân'ın anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Bu yüzdendir ki tefsir usûlü, Kur'ân âyetlerinin değişik özelliklerini yansıtan çeşitli ilim dalları, Kur'ân'daki edebî sanatlar, genel prensipler ve âyetlerin tefsirinde ihtiyaç duyulan birtakım kaide ve esaslar üzerinde durmaktadır.

B-Te’vil:

"Evl" kökünden gelen ve "Geri dönme" anlamına gelen bir mastardır. Açıklamak ve beyan etmek anlamını da ifade etmektedir. Istılahta ise; Zahiri mutabık olan iki ihtimalden birine manayı yöneltmektir. Yani ayete muhtemel manalardan birini vermektir. Diğer bir tanımla te’vil: Meşru bir sebep veya delilden ötürü âyeti zahirî manasından alıp, kendisinden önce ve sonraki âyete mutabık, kitâb ve sünnete uygun manalardan birine hamletmek."

Te'vil kelimesi, Kur'ân bütünlüğü içerisinde farklı anlamlarda kullanılmıştır. Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

1. Tefsir: "Onun te'vilini (tefsirini) ancak Allah bilir..." (Al-i İmran 3/7)

2. Sebep: "Hakkında sabredemediğin şeylerin te'vilini (sebebini) sana bildireceğim" (Kehf 18/78)

3. Sonuç: "Bu daha iyidir ve te'vil (sonuç) bakımından daha güzeldir" (Nisa 4/59)

4. Rüya tabiri: "Yusuf: Babacığım! İşte bu daha önce gördüğüm rüyanın tevilidir dedi" (Yusuf 12/100)

Te'vilin Şartları

1. Te'vile esas alınan mana, lafzın muhtemel bulunduğu, mecaz yoluyla da olsa kendisine delâlet ettiği manalardan olmalıdır. Aksi takdirde yapılan te'vil sahih ve makbul sayılmaz.

2. Te'vil, lafzın ilk akla gelen zahirî manasından alınıp başka manaya çekilmesine elverişli şer'î bir delile dayanmalıdır. Eğer böyle bir delile dayanmadan te'vile gidilirse bu da sahih kabul edilmez.

3. Te'vilin şartlarından biri de, yapılan te'vîlin manası açık bir nassa muhalif olmamasıdır. Şayet yapılan te'vil, sahih ve sarih bir nassa ters düşerse, böyle bir te'vil de fâsiddir.

Te’vil çeşitleri

1. Beyani Te’vil: Kelamcıların, fakihlerin ve dilcilerin yorum yöntemidir. Arap dilinin kuralları dâhilinde hareket ederek Kur’an’dan anlamlar üretmek olarak tanımlanır. İçtihâdi bir yöntemdir. Dolayısıyla beyani te’vil zan ifade etmektedir. Kuran yorumu için en uygun olan yöntemdir.

2. İrfani Te’vil: Tasavvuf erbabının kalbine sezgi, keşf ve ilham yoluyla doğan bir bilgi türüdür. Dolayısıyla bu tür te’viller ispatlanabilir nitelikte değildir.

3. Burhani Te’vil: En meşhur kuramcısı İbn Rüşd (ö.595/1198)’dür. Bu yöntem nasları aklın ve dilin örfi kullanımı dâhilinde yorumlamayı esas almaktadır. Bu yöntemde tek ölçü akıl olduğu için Kuran yorumu için pek uygun görünmemektedir.

Tefsir ile tevil arasındaki farklar şunlardır:

1- Te’vilde, anlamın doğruluğu hususunda kesinlik yoktur. Tefsirde kesin hüküm vardır.

2- Tefsir kat’î bir delile ve Şâri’in beyanına tevakkuf eder. Te’vil ise, lafzın ihtimallerinden birini tercihten ibarettir. Tefsirde sadece bir vecih vardır, te’vil ise birçok vecihleri muhtevidir.

3-Tefsirde, daima doğruya isabet bahis konusu olduğundan, o makbuldür. Te’vil ise makbul olma veya olmama bakımından iki kısma ayrılır.

4- Tefsir, lâfzın taşıdığı zâhirî manayı, te’vil ise bâtınî manayı beyan eder.

5- Yaygın görüşe göre tefsir rivâyete, te’vil de dirâyete dayanmaktadır.

6- Tefsir, kelimelerin açıklaması için, te’vîl de cümlelerin açıklamasında kullanılır.

7- Tefsir te’vilden daha umumidir.

8- Tefsir ekseriya lafızlarda, te’vil ise manalarda kullanılır. Mesela rü’ya te’vili gibi.

C-Tercüme

Bu kelimenin kökü dört harfli (rubai) "Terceme" fiilidir. Lügat manası birçok manaya gelmekle birlikte; bir kelamı, bir dilden başka bir dile çevirmek, demektir. Istılahi manası ise, bir kelamın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir. Tercüme yapılırken, kelamın bütün mana ve maksatlarına itina gösterilmesi icab etmek gerekir.

Tercüme Çeşitleri

1-Harfi veya lâfzî tercüme: Aslına benzemesi gözetilen, başka bir deyimle eş anlamlılardan birinin yerine konulmasını hedefleyen tercümedir. Diğer bir tabirle bir sözün manasının diğer bir dilde dengi ile ifadesidir. Lafızları çeşitli yönlerden incelenmesini gerektiren zor bir terceme türüdür. Kur’an için mümkün değildir. Çünkü bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler benzerini meydana getiremezler.

2-Manevi veya tefsiri tercüme: Nazmında ve tertibinde aslına benzemesi gözetilmeyen tercümedir. Bunda asıl gaye, mananın güzel bir şekilde ifade edilmesi olduğu için uygulaması kolaydır.

Kur’an’ın Tercümesinin yapılabilirliği hususunda âlimler farklı görüşlere sahiptir. Fakat hepsinin ittifak ettikleri nokta Kur’an’ın harfi tercümesinin yapılamayacağıdır. Buna karşılık tefsiri tercümenin yapılacağına izin verilmiştir. Çünkü bu tür terceme, lafzın manasını daha geniş bir sözle mümkün olduğu kadar ifade etmektedir. Üstelik bu terceme aslının da aynı sayılmamaktadır.

Tefsir İle Terceme Arasındaki Farklar

1- Terceme sigası müstakil bir sigadır. Aslından müstağni olunup, tercemenin aslın yerine geçmesi düşünülebilir. Halbuki tefsir böyle değildir. Tefsir asl ile irtibatını kesmez. Eğer tefsirle irtibat kesilmiş olsaydı, söz bozulur veya batıl olurdu. Bu arada mana da doğru ifade edilmemiş olurdu.

2- Tercemede istidrat yapmak caiz olmadığı halde, tefsirde bu işi yapmak caizdir, hatta bazen vacip bile olur. Bu da terceme ile aslın birbirine benzer olmasının zaruriliğini ifade eder. Tefsir ise böyle değildir. Çünkü o, aslın bir beyanı ve tavzihidir.

3- Terceme, örf cihetinden aslın bütün manalarına ve maksatlarına uygunluk manasını tazammun eder. Tefsir için böyle bir durum yoktur. Tefsir ancak izah üzerinde durur. Bu izah ister icmali, ister tafsili, ister bütün manaları kaplasın, isterse bazılarını ihtisar etsin, müsavidir. Hâlbuki terceme ne fazla ve ne de noksan aslın manasını aynen nakleder. Bu işe tefsir kifayet etmeyebilir.

4-Terceme, örf yönünden mütercimin naklettiği maksat ve manaların, asıl sözün medlülü olduğuna ve söz sahibinin bunu kastettiğine itminan tazammun eder. Hâlbuki tefsir böyle değildir. Eğer müfessirin delilleri çok olursa böyle bir itminanı verebilir. Deliller az olursa susar ve bir tercihde de bulunamaz.

D- Meal

Meal kelimesi lügatte "Evl" kökünden mimli mastardır. Bir şeyin varacağı yer ve gaye manasına mekân ismi de olur. Istılahta ise, bir sözün manasının her yönüyle aynen değil de, biraz noksanıyla veya yaklaşık olarak ifade edilmesine meal denir. Meal, Kur’anı aynen terceme etmeye imkân olmadığını, daha doğrusu yapılan işte bir eksikliğin mevcut olduğunu belirtmek içindir.

Not: Gelecek dersimizde Kur’ân Tefsirindeki farklılığın sebepleri konusunu ele almaya çalışacağız inşallah.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle