ANALİZ

Resmi Din Hizmeti Mi Sivil Din Hizmeti Mi?

Tarihsel ve sosyolojik olarak din, en köklü ve en güçlü toplumsal bir realite; teolojik ve metafiziksel olarak ise fizik alemi var edip insana akıl ve irade lütfeden Yüce Yaratıcı’nın evrensel mesajının adıdır. Din hizmeti de dinin tebliği ve hayata intikaliyle ilgili yapılan faaliyetlerdir.

Dinler tarihine bakıldığında din hizmeti, temelde, peygamberler eliyle gerçekleştirilmiş ve yürütülmüştür. Hak’kın halka elçisi olan peygamberler kendilerine gelen ilahi mesajı kusursuz şekilde aktarmış, kendileri de sorumlu birer fert olarak bu mesajları kişisel hayatlarında, aile ve toplum hayatlarında somut şekilde göstererek temsil etmişlerdir.

Din hizmeti, esas olarak, iki temel öğeden oluşmaktadır; tebliğ ve hayata geçirme. Başka bir ifadeyle din hizmetinin ilk öğesi inanç, ibadet ve ahlaktan oluşan dini bilgiyi aktarmak, ikinci öğesi ise bunu yaşamak, “ete kemiğe büründürmek”tir. Bu çerçevede, mesela, Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine peyderpey nazil olan Kur’an-ı Kerim’i eksiksiz olarak topluma tebliğ etmiş; aynı zamanda onu kendi hayatına taşıyarak bunun nasıl yaşanacağını açık olarak göstermiştir.

Bugün, din hizmetleri denildiğinde genellikle dini bilginin aktarılması ile bazı dini mükellefiyetlerin ifasında rehberlik ve fiili yardımcılık akla gelmektedir. Muşahhaslaştırarak belirtmek gerekirse din hizmetleri; irşat (bilgilendirme ve özendirme), ifta (günlük hayatla ilgili dini soru ve sorunları çözme), imamet (namaz kıldırma) gibi hususları içine almaktadır. Bu üç kelime ile ifade olunan din hizmetleri bünyesine, insanları temel iman esasları ve ibadetler konusunda aydınlatma, ibadet yerlerini yönetme, cemaatle kılınan namazları usulüne uygun şekilde kıldırma, Kur’an’ı Kerim’i okumayı öğretme… gibi ilişkili birçok şey girmektedir.

Burada temel sorulardan birisi şudur: Din hizmetleri devlet eliyle mi yürütülmelidir, sivil bir inisiyatifle mi? Diğer bir ifadeyle din hizmetleri resmi mi olmalıdır, gayr-ı resmi mi? Öte yandan resmi olarak yürütülen din hizmeti dinin ruhuna uygun mudur, aykırı mıdır?

Kuşkusuz bu ve benzeri sorular, ülkemizde, özellikle cumhuriyet döneminde çok sorulmuş ve konuyla ilgili geniş tartışmalar ortaya konulmuştur. Bu tartışmalarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın statüsünden dini sivil toplum kuruluşlarının durumuna kadar birçok husus değerlendirmeye tabi tutulmuş, zaman zaman birbirine yakın, zaman zaman birbirine zıt pek çok düşünce ileri sürülmüştür.

Burada uzun tartışmalara girmeden, yalın olarak şunun altını çizmeliyiz: Din, tabiatı gereği sivil (gayr-ı resmi) bir nitelik taşır, dolayısıyla, idealde din hizmeti sivil bir karakterde gerçekleştirilmelidir. Nitekim peygamberler yaptıkları görev karşısında kimseden bir ücret beklemediklerini ifade etmiş, Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette altı çizildiği üzere, “bizim ücretimiz Allah’a aittir” (Yunus 10/72, Hud 11/29, Şuara 26/109) demişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.s) “alimlerin peygamber varisleri olduğunu” (Tirmizi, “İlim”, 1) ifade ederek dinin tebliğ boyutunun alimler tarafından gerçekleştirileceğini kaydetmiştir. İfta ve imamet gibi hususların da “ehli”nin deruhte etmesi gereken işler olduğu kabul edilmiş, bunu yapanların Allah nezdinde sevap elde edeceklerine işaret edilmiştir. Ancak değişen hayat şartları çerçevesinde zamanlarını “din hizmetleri”ne ayıran insanların, bunu hizmetlerinin karşılığı olarak görmemek ve hizmetlerini Allah için yapmak kaydıyla kamudan ücret almalarının dinin ruhuna ters olmayacağı ifade edilmiştir.

Din hizmetlerinin resmi nitelikte yürütülmesiyle ilgili olarak ise ana soru, devletin bu hizmetlerin dinin ilke ve esaslarına göre gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğine ilişkin tutumudur. Eğer resmi mekanizmalar din hizmetlerinin dinin kendi ilke ve esaslarına göre yürütülmesine engel olmuyorsa, pekala bu hizmetlerin kamusal mahiyette gerçekleştirilmesinde sakınca yoktur, denilebilir; aksi söz konusu ise, yani din hizmetlerinin nasıl verileceğine ve din adına nelerin söyleneceğine devlet kendi hassasiyetleriyle karar veriyorsa bunu tecviz etmek hiçbir şekle mümkün değildir.

Burada memnuniyet içinde ifade etmek gerekir ki, ülkemizde kamusal birimlerle de sürdürülen din hizmetlerinde, resmi mekanizmalar bu hizmetlerin dinin kendi ilke ve usullerine göre gerçekleştirilmesine engel olmamaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse Diyanet İşleri Başkanlığı gerek merkezde gerekse taşrada toplumu dini konularda, dinin temel kaynaklarına göre aydınlatmakta, hutbe ve vaazlarda dini konuları İslam’ın ruhuna uygun biçimde aktarmakta, görsel ve yazılı yayınlarında aynı hususa hassasiyet göstermektedir. Ayrıca camilerde dini pratikler yine hiçbir resmi kısıtlama olmaksızın dinin kendi esas ve ilkelerine göre icra edilebilmektedir.

O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Din hizmetleri hem resmi hem sivil nitelikte gerçekleştirilebilir, gerçekleştirilmektedir. Burada önemli olan hususlardan birisi din hizmetinde bulunan gerek resmi gerekse sivil yapı ya da kurumların birbirlerini incitmemeleri, aksine birbirlerine yardımcı olmalarıdır.

Bedir Haber / Analiz

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle