HAYAT

Peygamber Kandili Bir Veli "Emir Sultan Hazretleri"

Bursa'nın manevi mimarlarından Emir Sultan mutlaka ziyaret edilmeli

Bursa’nın tarihi güzellikleri sıkışmış, tophanedeki saat kulesinin akrebi ile yelkovanı arasına. Yürek verdikçe yelkovanla, akrep arasındaki güzellik açısı genişliyor, yüz çevirdikçe açı daralıyor. Ve Bursa’da herkes kendi sultanını arıyor.

Daralan yüreğimizi genişletmek için Sultanlar şehrine çevirdik yolumuzu. Eski Bursa da her tepede bir camii, her caminin yanında bir türbe yükseliyor. Osmanlı’nın ilk sultanları bu şehirde yatmakta. Osman gazi, Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar, Yıldırım Beyazıt, Ancak sultanların sultanı, gönüller padişahı, padişahlar yareni, Emir Sultanda bu şehrin Manevi sultanı olarak taht kurmuş bu şehre.

Bursa’nın mana atmosferini belirleyen, Emir Sultan hazretlerinin çınarlar altındaki ebedi dergâhına varıp gönül toprağından yaptığı testiden abı hayat şerbeti içmek umudumuz.

Bizim ziyaret ettiğimiz bu gönül mekânını Bursalılar her gün ziyaret etmekte, her namazdan sonra ruhuna fatihalar göndermekteler. Özelikle kandil geceleri Emir Sultan Camii dolup taşmakta.

Özelikle erkekliğe ilk adımını atmak için sünnet olacak çocuklar sünnetten önce buraya getirilmekte. Buraya sünnetten önce getirilen çocukların sünnet acısını hissetmedikleri belirtilmekte.

Her yaralı kuş, çırpınarak Emir Sultan’ın gül bahçesine atıyor kendisini. Bizim yaramız gönülde, bu sebeple gönlümüzü ferahlatmak için gidiyoruz manevi huzuruna. Emir sultan camii ve türbesi bulunduğu tepeden Bursa’yı seyrediyor. Türbe ve camiinin etrafını manevi atmosferden faydalanmak isteyen mezarlar kuşatmış.

Bir akşam namazı öncesi varıyoruz, Emir sultana. Bursa’nın üzerinde bir kandil gibi aydınlatıyor geceleri Sultanlar Sultanın bekçisi.

Emir Sultan Buhara’dan yola çıkmış bir peygamber kandil. Yanmış pişmiş bir sevda yolcusu. Babası Seyyid Emir Külâl hazretleri ona kendi dünyevi ve uhrevi ilmini vermiş. Kendisi ve devrindeki ilim ehli tarafından mana ilminin merdivenlerini tırmanmış. Aynı zamanda babasının mesleği olan çömlekçilik mesleğini de öğrenmiş.
Toprağı yoğurup ona şekil vermenin yanında, mayası toprak olan insanı yoğurmayı da öğrenmiş.
Yedi yaşında annesini on yedi yaşında babasını kaybedince, Buhara ona dar gelmeye başlamış.
Kerametlerinden dolayı kendisine gösterilen ilgiden rahatsız olan Emir Sultan gönüller sultanı Allah resulü Hz Muhammed’in toprağının yolunu tutmuş.

İnsanlardan kaçıp Allah’a yakın olmayı ummuş. Anlatıldığına göre Kâbe’de Hac ettikten sonra peygamberimizin kabrinin bulunduğu Medine’ye varıp seyyidlere ayrılan bir misafir haneye girip bir köşeye hasırını sermiş.
Demişler “Burası Seyidlere aittir.” “Bende seyidim Hz Hüseyin’in soyundan geldim” dese de ispat etmelerini istemişler. Etrafta tanıdığı olmayınca delil bulmakta zorlanmış. Sonra “buldum benim şahitliğimi yapacak birini” diyerek misafirhane görevlilerinin kendisini takip etmesini istemiş. Mescid-i Nebi'ye gelip peygamberimizin kabrine dönerek “Esselamü âleyküm ya ceddi!' der. Kabirden çok tatlı bir ses duyulur 'Ve âleyküm selâm ya veledi!'

Dudaklar susar, mahcubiyetten başlar eğilir, gönüller konuşur. Gelen efendiler efendisinin emanetidir.
Peygamber topraklarının atmosferine kendini kaptırıp oraya yerleşmeyi düşünen Emir sultan; orada kalmak, orada yaşamak ve orada ölmek arzusundadır. Lakin o bir çömlekçidir, çömlekler, testiler yapıp içine ebedi aşk koyup insanlara sunması gerekir.

Bir gece rüyasında Peygamberimizi ve Hz Aliyi görür. Kendisine manevi bir görev verilir. Gidecektir bu sevda toprağından. Rüyada kendisine üç kandilin eşlik edeceği, bu kandiller nerede sönerse orada İslam’ı insanlara anlatması istenir.

Gönlünün bir yarsısını kutsal topraklarda bırakarak, yanındaki müritlerle yola çıkan Buharalı çömlekçi kandillerin ışığında Anadolu’yu boyudan boya geçer.
Bursa’ya geldiklerinde kendilerine yol gösteren kandiller söner. Bu işareti alan Emir sultan dergâhını buraya kurar.

Sultanların otağ kurduğu bu şehirde dergâhında kararmış gecelere ışık saçar. İlmi, edebi ile Bursalıların gönlünde taht kurar. O gün bugündür Emir Sultana olan bağlılık artarak devam eder.
Akşam ezanının yankılandığı saatlerde vardığımız türbe ve Camiinin avlusundaki şadırvanda “hu”diye inleyen su sesine kulak verdik.

Şadırvanın suyundan abdest alıp huzuru ilahiye durduğumuz Emir Sultan Camii ve türbesi ilk kez Yıldırım Beyazıt’ın kızı Emir Sultanın hanımı Hundi Fatıma yaptırmış. Ancak daha sonra yıkılan türbenin bugün ki halini 1868 de Sultan Abdulaziz yaptırmıştır.
Dudağından düşürmediği mısrası vardır Emir Sultanın
“Gel şimdi sen de düşman ol nefsine
Zâyi eyle onu her ne dilerse”

Kendini aşmadan Mevla’ya olaşmanın olmayacağını bilen Emir Sultanın Türbesi sanki mütevazılığini göstermek adına denk gelse gerek camii avlusunun taban seviyesinden aşağıdadır.
Gökyüzünde dolaşan nefsimizi ayaklar altına alamasak da, aşamasak da kendimizi, ayaklarımıza takılsa da nefsimiz elimizi açıp mırıldanıyoruz içimizden Fatihayı.

Bizim gibi günahına ağlayanlara, dünyaya sarılanlara, gösterişten kaçamayanlara söylediği mısrayı hatırlıyoruz.

“Sen bu işte atarak riyâyı
Kendine rehber kıl evliyâyı”

Şiirin büyüsüne kapılıp düşüyoruz başka evliyaların izini sürmeye. Bize Emir Sultan gibi yol gösteren kandiller olmasa da onların yaktığı kandillerin ışığında karışıyoruz Bursa kalabalıklarına.

EMİR SULTAN KİMDİR?
Osmanlıların kuruluş devrini yaşamış olan büyük âlim ve evliyâ. Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdıdır. Nesebi (soyu) hazret-i Hüseyin’e dayanır. İsmi, Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn’dir. 1368 (H.770) târihinde Buhârâ’da doğdu. 1430 (H. 833) târihinde Bursa’da taûn hastalığından vefât etti. Kendi ismiyle anılan câmi yanındaki türbesinde medfûndur.

Türkistan'daki Buhara şehrinden yola çıkarak Mekke - Medine'yi dolaştıktan sonra 1389 yılında Bursa'ya yerleşen Muhammed Şemseddin, gösterdiği kerametlerle bir anda halkın sevgisini ve saygısını topladı.
Osmanlının ordularla fethettiği topraklarda ki gönülleri fethetmiş bir gönül eridir.

Yıldırım Bayezid'in damadı olmasına rağmen, İslam'ın hükümlerini, O'na karşı söylemekten hiç çekinmemiştir. İdaresin altındaki halka adaletli davranmasını ve İslam birliğini kurmayı öğütlemiş, Anadolu Türk Beylikleri arasındaki dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberliği, sulh ve sükunu sağlamakla kendisini manen görevli hissetmiş ve bunun için çalışmış, yanında yolunu izleyen müridleriyle birlikte bunları ziyaret edip düşüncesini anlatmıştır.

Yıldırım Bayezit, Çelebi Mehmet ve 2. Murat dönemlerinde yaşayan Emir Sultan Hz.leri, II. Murat zamanında da Osmanlı Sarayı’nda saygı görmüş, padişaha kılıç kuşatmıştır. 1422 İstanbul kuşatmasına beş yüz kadar müridiyle bizzat katılmış, ordunun manevi gücü ve desteği olmuştur. Anadolu'nun Müslümanlaşmasın da Emir Sultan, sözleri ve öğütleriyle saraydakilere yol gösterici olmuştur.

DİLİNDEN DÜŞÜRMEDİĞİ ŞİİRİ

Eğer gönlün benimle olursa
Yemen’de olsan bile yanımdasın
Eğer gönlün benimle değilse
Yanımda olsan bile uzaktasın
Dinle bak Hak ne hoş söyledi
Zebur’unda Dâvûd’a buyurdu
Düşman ol önce nefs belâsına
Ondan, bana uymakla kurtulasın
Gel şimdi sen de düşman ol nefsine
Zâyi eyle onu her ne dilerse
Sen bu işte atarak riyâyı
Kendine rehber kıl evliyâyı
Eğer anlarsan budur sana ol
Nefsinin şerrinden halâs ol
Nefsinin murâdından uzak dur
Düşersen eğer şeytana uzak dur

ONA YAZILAN ŞİİR

Medine'den bir er uçtu
Uçtu da Bursa'ya düştü
Görenlerin aklı şaştı
Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu

Sağ yanında oğlu yatır
Sol yanında kızı yatır
Var kendini Nur'a batır
Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu

TAVSİYE ETTİĞİ DUASI

Ey Allah’ım! Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm kıl
Ey zor ve şiddetli hallerimde yegâne hazır makamım!
Ey gam ve kederimde yegane sığınağım!
Ey her musibetten kuruyucum!
Ey her belâdan muhafızım!
Muhammed’e (SAV) ve âline, nebi ve resul bütün peygamberlere salât ve selam kıl.
Hamd ancak sana mahsustur.

KERAMETLERİ

YILDIRIM VE EMİR SULTAN
Yıldırım Bâyezid savaşta yaralanmıştır. Genç bir hekim olarak yaralılara yardım eden Emir sultan, sultanın kolundaki yarayı sarar. Kesik derindir, ama tutkalla yapıştırılmışçasına iyileşir. İzi bile kalmaz. Yıldırım Bâyezid sargıyı çözerken hayretten dilini yutar. Zira bu hanımının nişanlıyken kendisine verdiği mendilin yarısıdır. Sırrı bilmek ister. Ama yarasını saran genç hekim ortalıktan kaybolur.
Niğbolu müstahkem bir kaledir. Osmanlı ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen tek taş sökemez. Görünen o ki, bu gidişle kaleye girmeleri ham hâyâldir. Ama Yıldırım kolay pes etmez. Büyük bir âzimle yürür surların üstüne. Tam ümidini yitirmek üzeredir ki, kale kapısı açılır. Osmanlı ordusunu âdeta içeri buyur eden genç kolundaki yarayı saran hekimin ta kendisidir.
Edirne de iken kızını birine verdiklerini duyar. Kendisinden habersiz böyle bir şey yapılmasına öfkelenir. Bir paşayı gönderir habersiz iş yapanları cezalandırmak için. Araya hatırlı kişiler girer, paşa geri döner. Seferden dönen Yıldırımı halk karşılamaktadır. İçlerinden bir gence gözü takılır o yarasını saran hekim, Niğbolu kale kapısını açan askerdir. Anlar ki sonra o damadı olacak Emir Sultandır. Elini sardığı eşinin nişan Mendilinin diğer yarısı Emir Sultanın cebindedir.

TİMUR VE EMİR SULTAN
Yıldırımla ,Timurun Ankara savaşını kardeş kavgası olarak nitelendirip, Yıldırıma bu savaşa girmesi durumunda savaşı kaybedeceğini söylese de dinletemez. Yıldırım yenilir, Timur askerleri gelip Bursa’ya otağlarını kurar.
Halkın Timur askerlerinden rahatsız olması sebebi ile halk emir sultandan bir çare bulmasını ister. Emir sultan bir kâğıda bir şeyler yazıp Timur’un karargâhında bulunan Koca Eskici adlı birine verilmesini ister. Ertesi sabah çadırlarını toplayan Timur’un askerleri şehri terk eder.

EMİR SULTAN VE OĞLU
Emir Sultanın oğlu, Emir Ali Bursa'nın Timur tarafından işgali sırasında, Timur'un adamları tarafından kandırılarak İmralı adasına kaçırılmış, etrafına topladığı epeyce bir güruhla birlikte Osmanlı Devleti aleyhine çalıştırılmıştı. Oğlunun bu durumu kendisine haber verildiğinde Emir Sultan Hz.leri onun ölümü için dua etmiş ve Yadigarı Şemsi adlı kitapta verilen bilgiye göre ölümü o gece vuku bulmuştu. Devletin bekası için evladından geçmiştir.

SOMUNCU BABA EMİR SULTAN

Çömlekçi Emir Sultan “Somun var müminler, somun var” diye Bursa sokaklarında somun satan, Somuncu babanın fırınına gider. Elinde içi yemek dolu testi vardır. Somuncu babadan pişirmesini ister. Testiyi alıp Fırına sürmek istese de bir türlü testi içeri girmez. Bu işte bir hal olduğunu anlar.
Emir Sultan’a dönüp “ bunu ancak sen fırına korsun” der. Emir sultan testiyi kürekle fırına sürer. Ancak onu da bir sürpriz beklemektedir. Fırında ateş yoktur. Bekle der Somuncu baba “birazdan pişer” karşılıklı gösterilen kerametlerden sonra dost olurlar.

EVLİLİK KERAMETİ
Yıldırımın kızına rüyasında Peygamberimiz “Emir Sultanla evlenmesini” söyler. Hundi hanım derdini kimseye söyleyemez. Durum Emir Sultana da malum olacak ki Yıldırımın kızını annesinde istetir.
Annesi sultan nice paşaların beylerin istediği kızını bir fakire vermek istemez. Derki “iki deve dolusu altın göndersin”. Bunu duyan Emir Sultan “develeri göndersinler ”der.
İki deve gelir saraydan Emir Sultan çakıllı olan bir yere develeri çektirir. Çuvallara çakıl doldurtur. Saraya gönderir. Çakıllar saray salonunun içine boşalınca çil çil altın olur.

AKAN SU
Emir Sultan Küçükken babasının yanına bir adam gelir. Bahçesini sulayan suyun kuruduğunu, suyun yeniden gelmesi için dua etmesini ister. Bunu duyan Emir sultan abdest alıp bahsedilen bahçeye gider. Orada iki rekat namaz kılar. Bahçenin suyu yeniden akmaya başlar. Küçüklüğünden başlamıştır, Allah ile dostluğu.

YOL NOTLARI
• Bursa’da Şemseddîn Fenârî’den ders aldı ve icâzet diploması onun tarafından yazıldı.
• Babası, Seyyid Emir Külâl hazretleri çömlekçilik ve pehlivanlık yapan evliyadandır. Aynı zamanda Nakşibendi Şeyhi Şah-ı Nakşbend Muhammed Bahâeddin Buhârî,nin de hocasıdır.
• İmralı adasının isminin Emir Sultanın oğlu Emir Ali den geldiği sanılmaktadır.
• Bursa’ya gitmişken diğer türbeleri de görmek gerek. Özelikle Ulu camii görmeden gelinmemelidir.
• Bahar Bursa’nın gezilmesi için en güzel mevsimdir.

NASIL GİDİLİR
Bursa’ya havayolu, karayolu ile gidilebileceği gibi, deniz feribotları ile İstanbul’dan Yalova’ya oradan da bir saatlik mesafede Bursa’ya geçilebilir. Mudanya’dan Denizyolları İşletmesi’nin İstanbul’a karşılıklı vapur seferleri de vardır.(30 km) Demir yolu ile de gitmek mümkündür. Şehirlerarası otobüs terminali şehir merkezine 10 km dir. Şehir içi ulaşımda dolmuş taksiler kullanılabilir.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle