Son DakikaGÜNCEL - İletişim Bilgilerimiz Güncellendi

VAAZ

Mü'min Hâl ve Temsil İnsanıdır

Allah Teâlâ kıyamete kadar gelecek iman ehlini ikaz ediyor ve şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?

Dr. Ahmet Yılmaz

Aziz Kardeşlerim!
Son din ve son kurtuluş yolu olan Dîn-i Mübîn-i İslam, kendisine gönül veren Müslümanların: “Aman benim dinim şöyle diyor. Aman benim denim böyle diyor” demeleri için sadece, “din” olarak gönderilmemiştir. Dîn-i Mübîn-i İslam’ın ahkâmını ortaya koyan Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân, muhâtapları olan Mü’minlerin: “Aman Kur’ân’da şöyle diyor. Aman Kur’ân’da böyle diyor” demeleri için sadece, “Kitap” olarak gönderilmemiştir. Ve o Kitab’ı bize ulaştıran kutlu nebi, kalplerimizin ilacı ve gönüllerimizin sürûr kaynağı Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine gönül veren müntesiplerinin: “Aman benim peygamberim şöyle diyor. Aman benim peygamberim böyle diyor demeleri için sadece, “peygamber” olarak gönderilmemiştir. Din sadece bunun için gönderilmemiştir. Kitap sadece bunun için indirilmemiştir. Ve Hz. Resûlullah da sadece bunun için peygamber olarak tayin edilmemiştir.

Kıymetli Kardeşim!
Öyleyse din niçin gönderilmiştir? Kur’ân niçin indirilmiştir? Hz. Peygamber niçin tayin edilmiştir? Evet, İslamyaşanılsın diye, Kur’an anlaşılsın diye, idrâk ve tatbik edilsin diye ve Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de sünnetihayata rehber edinilsin diye gönderilmiştir. İslamiyet bir hal dinidir, temsil dinidir. Sözden ziyade,anlatmanın ötesinde amelin ön plana çıktığı, insanın yaşayacağı ve hayatının tam, ama tam ortasına oturtacağı bir dindir.
Dolayısıyla sadece minberdeki hatîb değil, her birimiz;oturmalarımızla, kalkmalarımızla, yemelerimizle, içmelerimizle, bütün hal ve tavırlarımızla Dîn-i Mübîn-i İslam’ı temsil ediyoruz.

Özü Sözü Bir Kardeşlerim!
Konuya serlevha yapmış olduğumuz âyet-i kerimede Allah Teâlâ kıyamete kadar gelecek iman ehlini ikaz ediyor ve şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz size günah olarak yeter de artar bile!” Demek ki, mü’minim diyen, Müslümanlık iddiasında bulunan, dindarlık kisvesine bürünen kimi insanlar çıkacak. Bu kimseler kendi hayatlarında tatbik etmedikleri hususları başkalarından bekleyecekler. Özleri sözlerine uymayacak, anlattıklarını yaşamayacaklar. İşte Kur’ân, bir çeşit nifak tezahürü olan bu ikircikli davranış tarzından muhataplarını sakındırıyor.

Aziz Mü’minler!
Tebliğ ile temsil arasında çok sıkı bir münasebet bulunmaktadır. Tebliğ, kişiyi Rızâ-yı Bârî’ye kavuşturacak ulvî hakikatleri, esâsât-ı dîniyyeyi, Allah Teâlâ’nın emrettiklerini ve yasakladıklarını insanlara, en uygun bir tarzda ifade etmektir. Temsil ise kişinin söyleyip durduğunu bizzat kendi hayatına tatbik etmesi, önce kendisinin yaşamasıdır. Vazifesini yerine getirirken hal dilini öncelemesi, ulvî hakikatleri hayata hayat kılması ve böylece başkalarına hüsn-ü misal olmasıdır.

Dolayısıyla temsil de, tebliğ gibi nebevî bir vasıftır. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, tebliğ vazifesini eksiksiz yerine getiriyordu fakat O’nun tebliğden daha önemli bir tarafı, hatta tebliğin de birkaç derece üstünde bir yanı vardı ki, o da temsil idi. O, tebliğ buyurduğu her hususa önce kendi hayatında kılı kırk yararcasına riâyet ediyor, haliyle gösteriyordu.

“İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır”2 âyetine mazhariyet sergiliyordu. Evet, O üsve-i hasene idi. İlk defa vahyin geldiği gün, Hz. Hatice’nin radiyallâhu anhâ O’nu sakinleştirmek ve O’na olan güvenini vurgulamak için söylediği şu sözler, O’nun temsil yönünü idrak etmek açısından oldukça önemlidir. “… Vallâhi, Allah seni utandırmayacaktır. Çünkü sen, akrabalarına bakarsın, sözün doğrusunu söylersin, fakir ve muhtaçlara elinden gelen yardımı yapar, onlara kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafirlere ikram eder, onları ağırlarsın. Hakk’tan gelen musibetler karşısında insanlara yardım edersin.”3 Yine, namaz konusunda bize mükellefiyet adına teklif buyurduğunun belki on katını kendisi yapıyordu. Ümmetine objektif bir mükellefiyet çizgisi takdim ediyor ve kimseyi daha ötesine zorlamıyordu, zorlamıyordu ama kendisine gelince, ayakları kabarıp patlayıncaya kadar ibadet etmekten geri durmuyordu. Evet, geceler boyu namaz kılar, seccadesini mübarek gözyaşlarıyla şereflendirirdi. Hücre-i Saâdetleri o kadar dardı ki,Efendimiz’e sallallâhu aleyhi ve sellem ferahfeza secde edebileceği bir alan kalmazdı. Hz. Âişe’nin radiyallâhu anhâ naklettiğine göre, Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem gece
namaza durduğunda dakikalarca elif gibi kıyâma durur, kıyâmında kıraatte bulunur, secde edeceği zaman da eliyle
Hazreti Âişe’nin ayaklarına dokunur ve ancak o mübarek Validemiz ayaklarını çektikten sonra oraya secde edebilirdi.4

Sevgili Kardeşlerim!
Ne var ki günümüzde inananların maruz kaldığı en büyük bela ve felaket, temsil keyfiyetinin yitirilmiş olmasıdır.

Müslümanların mabeyninde bir çeşit kültür Müslümanlığı hortlamış, hal ve temsil keyfiyeti ötelenmiştir. Dindarlık kisvesine bürünmüş gırtlak ağası bir takım siyasetçiler İslam’ın aydınlık yüzünü, karartmaktan geri kalmamışlardır. İslam toplumu riyâ hastalığına duçar olmuş, söz sanatkârlığı öne çıkmış, kalp hayatı ötelenmiştir. İç-dış bütünlüğünü sağlayamamış temsil fakiri Ümmet’in şu perişan hâliyle dünya insanına verebileceği pek bir şey bulunmamaktadır.

Örnek Kardeşlerim!
Ne olur geliniz, temsil keyfiyeti adına bir defa daha düşünelim. Eğer servet sâhibi bir kişi isek, taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan Peygamberimiz’in mahviyet ve cömertliği rehberimiz olsun! Eğer fakir isek, Mekke’de zâlim ve gâsıb müşriklerinin her türlü tasallutuna katlanan Hz. Resûlullah’ın tahammül ve sabrı yoldaşımız olsun! Eğer öğretmen isek, Ashâb-ı suffe’yi merhamet ikliminde yoğuran, rakîk gönlünün feyzlerini onlara aktarma yollarını kovalayan ve her dâim rahmânî düsturları tâlim buyuran Efendimizin aşk u şevki refikimiz olsun! Ve eğer talebe isek, Cebrâil aleyhisselâm’ın rahle-i tedrisinden geçen Habîb-i Ekrem’in sa’y ve gayreti kılavuzumuz olsun! Bu mesuliyetli yolda, Allah yâr ve yardımcımız olsun!

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle