VAAZ, DİYANET

Kutsal Yolculuğun Heyecanı Başlarken

Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun Semt-i Harameyn'e , Selâmımı arz eyle Resûlü's-Sakaleyn'e.

Dinimizin emrettiği bazı ibadetler ferdin ilgi ve sorumluluk alanını aşarak toplumun her kademesindeki insanı kapsamaktadır. Cuma ve Bayram namazlarıyla Hac ibadetini buna örnek gösterebiliriz.

Özellikle günümüzde Hac farizası, yerine getiriliş tarzı itibariyle sadece bir ferdi, toplumu veya ülkeyi değil bütün İslâm alemini ilgilendiren bir ibadettir.

Her yıl hac mevsiminin başlamasıyla İslâm ülkelerinde bir heyecan ve hareketlilik yaşanmaktadır. İşte Hac mevsiminin yaklaştığı şu günlerde ülkemizde de sevgi, heyecan, hatıra ve gözyaşı dolu anları bir kez daha yaşamaya başladık. Bu heyecanı bir nebze de olsa anlatmak ve hacı adaylarına bazı hatırlatmalarda bulunmak amacıyla hac konusu üzerinde durmayı uygun gördük.

Hac, İslâm'ın temel prensiplerinden biridir. Sözlükte gitmek, yönelmek ve ziyaret etmek anlamına gelir. Fıkıh terimi olarak; imkanı olan her müslümanın belirlenmiş zaman dilimleri içinde Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi yerleri ziyaret ederek bazı dini görevleri yerine getirmektir. Hac ibadeti, Allah'ın Kur'an'da adına yemin ettiği "Emin Belde" olan Mekke'de yapılmaktadır.

Yeryüzünde Allah'a ibadet için yapılan ilk mabed ve daha sonra müslümanların kıblesi olan Kâbe buradadır. Cenab-ı Hak bu önemli olayı Kur'an'da şöyle açıklamıştır. "Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. (Âl-i İmrân, 97)

Şu günlerde Hacca gitmek üzere bekleyen bir çok insanımız, büyük bir sevinç ve heyecan yaşamaktadır. Çoğu hasretini çektiği o mukaddes topraklara ilk defa gideceğinden hareket anını merakla bekliyor.

Bu maksatla hacı adaylarıımızın pasaport, vize uçakla gidiş dönüş programı, eğitim seminerleri, rehberlik hizmetini yürütecek kafile Başkanı, din görevlileri seçimi, sağlık hizmeti veren personelin tesbiti, Mekke ve Medine'deki ikametler ile intikaller için ev ve vasıta kiralamaları gibi hizmetler yoğun bir plan ve program dahilinde yürütülmektedir. Çünkü hac çok boyutlu bir ibadettir.

Ülkeler arası ilişkiler başta olmak üzere beraberinde bir çok hukuki sorumlulukları getirmektedir. Bu nedenle hac hizmetleri devletimiz adına konuyla direkt ilgili olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nca organize ve disipline edilmektedir. Buna rağmen Hac ibadeti yerine getirilirken her an meşakkat, sıkıntı ve sürprizlerle karşılaşmak mümkündür.

Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.s.) hacca niyet ederken diğer ibadetlerden farklı olarak onun kolaylaştırılması Allah'tan istemiştir. "Allah'ım, senin rızanı kazanmak için haccetmek istiyorum. O'nun ifasını bana kolay kıl ve benden kabul eyle" Bunun için hacı adayı, karşısına çıkabilecek her problemi çözmeye, bu mümkün değilse ona katlanmaya hazırlıklı olmalıdır. Hac mevsiminin yaklaştığı şu günlerde hacca hazırlanan vatandaşlarımıza aşağıdaki hususları hatırlatmakta yarar vardır.

1- Hacılar, İl Müftülüklerince düzenlenen eğitim seminerlerine katılmalıdırlar. Ayrıca yazılı basın, radyo ve televizyonlarda hac ile ilgili yayınlanan programlar izlenmeli özellikle önceden verilen hac rehberi, dua ve ziyaret yerlerini gösteren kitapların okunması da ihmal edilmemelidir.

2- Hacı adayı yolculuğa çıkmadan önce maddî ve manevî hayatını muhasebeye tabi tutup en yakınından başlamak üzere bütün çevresiyle helallık dileyerek vedalaşmalıdır. Çünkü o hem kendi nefsi hem de bulunduğu çevreyi temsilen kutsal yolcululğa gitmektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) hac ve umreye giden insanları bölgeleri için bir elçi ve temsilci olarak kabul etmiştir. "Hac ve umre amacıyla Beytullah'a gidenler, müslümanların Allah'a gönderilmiş temsilcileridir. Kendisine dua ederlerse dualarını kabul eder, mağfiret dilerlerse, onları bağışlar" (Sünen-i İbn Mâce, 2/966).

3- Hacı, seyahatini tamamlayıp evine dönünceye kadar, hava alanlarında, intikallerde, evlere yerleşmelerde ve yol arkadaşlarıyla beşeri ilişkilerde görülebilecek muhtemel olumsuzluklara karşı çok sabırlı olmalıdır. Çünkü hac yolculuğunda benzer olaylarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Bu hallerde sabrının taşmaması için Hz. Peygamber (s.a.s.) 'ın şu hadisini asla unutmamalıdır. "Kim Allah için hacceder, bu esna'da kötü işlerden ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa- Kul hakları müstesna- annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlardan arınmış olarak hacdan döner" (et-Tac, 2/106)

4- Kâbe ve etrafı; en ince mânaları ifade eden mekanlardır. Birlik ve beraberliğin sembolize edildiği yegane merkezdir. Kâbe'yi ziyaret eden, Hacerü'l-Esved'i selamlayan her müslüman o estetik ve sembolik ifadelerle bütün insanları kuşatan kardeşlik esaslarını insanlığı bir noktada toplayan evrensel birliğin halkasına dahil olur. Üzerindeki ihram, hevâ ve hevesten sıyrılmayı, getirdiği telbiye ile tevhid inancında istikrarlı olmayı hatırlatır. Tavaf da, bütün getirdiği nefsi arzulardan sıyrıldıktan sonra, Allah'ın kudsiyeti etrafında kalbin devamlı bir sevgi ile dönüp dolaşmasını telkin eder. Sa'y ise, iki rahmet işareti arasında Allah'ın rızasını arayarak gidip gelme halidir. Arafat'taki vakfeye gelince burada kalbler korku, heyecan ve ümitle dolup taşmaktadır. Eller semaya açılmış, diller dua ile Allah'a yalvarmanın en uygun mekan ve anını yakalamıştır. Müzdelife'deki vakfe ile Mina'daki kurban kesme olayı ise, günahlardan temizlenme mevkiine yükselen amel merdiveninin en son basamağıdır.

5- Hac günleri, sayılı günlerdir. Bu nedenle hacılar yol boyları ile Mekke ve Medine'deki ikamet günlerini çok iyi değerlendirmelidir. Yeryüzünde uğruna yolculuk yapılması tavsiye edilen üç mescitten ikisini ziyaret etme fırsatını yakalamıştır. Bunlardan biri Mekke'deki Mescidü'l-Haram diğeri de Medine'deki Mescid-i Nebevî'dir. Mekke ve Medine'de kalınan sürede zorunlu beşeri ihtiyaçlar dışında zamanını ibadetle geçirmelidir.

Nafile tavafı, kaza namazı, Kur'an okuma, dua, tövbe, istiğfar ve tefekkür gibi ruh dünyamızı tazeleyecek davranışlar üzerinde durmalıyız. Bu yerlerin faziletini sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle müjdeliyor. "Mescidimde (Medine'deki mescidde) kılınan bir namaz, Mescid'i Haram hariç, başka mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz ise; diğer mescidlerde kılınan yüzbin namazdan daha faziletlidir." (İbn Mâce, c.1, s. 451.) Diğer bir hadiste ise şöyle buyurur: "Allah Beytullah'a her gün yüz yirmi rahmet gönderir. Bunun altmışı tavaf edenlere, kırkı orada namaz kılanlara, yirmisi de Kâbe'ye bakanlara verilir.(Et-Tergîb ve't-Terhîb), c. 2, s. 192.)

6- Hac; makam, mevki, meslek, renk, ırk ve taassuba dayalı bütün yanlışlıkları ayıklayarak insanları gerçek kardeşlik duygulariyle kucaklaştıran bir ibadettir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bu hususu da Veda Hutbesinde açıklamıştır: "Ey insanlar, sizin Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Hz. Adem'densiniz. O da topraktandır. Şunu iyi biliniz ki Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır." (S. Buharî, Muhtasar T. Sarih Terc., c. 10, s. 397.) Hz. Ömer Hac anında meydana gelen bu samimi barış ve güven ortamını şöyle dile getirmiştir. "Orada babamın katilini görsem dahi el sürmem." Gerçekten burası eşsiz bir güvenlik merkezidir. Av hayvanları avlanmaz, kuşlar ürkütülmez, canlılar öldürülmez, ağaçlar ve otlar koparılmaz. İnsanlar birbirleriyle cedelleşip tartışmaz.

7- Hac seyahati mü'minin kültür ufkunu genişleten sosyal ve ilmi bir seyahattir. Eskiler "seyahat ilmin yarısıdır" demişlerdir. Bu nedenle hacı bu seyahatte etrafındaki insanlarla tanışmalıdır. Renkleri, dilleri ve bölgeleri farklı olsa bile, ortak payda olan tevhid inancında birleştiklerini unutmamaladır.

8- Bir çok zahmet, güçlük ve hikmetlerle dolu bu mukaddes görevi huzur içinde tamamlayan her insan Allah'a hamd ve şükretmelidir. Bu sorumluluğunu, hayatı boyunca şahsı, çevresi ve milleti uğruna hayırlı olan hizmetlerde değerlendirmelidir. Yoksa bazılarının yanlış anladıkları gibi hacı olmak dünya ile ilgisini kesmek değildir. Tam tersine o, herşeyin iyisini doğrusunu ve daha güzelini yapmak için teşvik ve sebep olmalıdır.
Haccını tamamlayan, vatandaşlarımızın yapacakları önemli bir ziyaret de haccın aslî prensiplerinden olmadığı halde Medine'ye gidip Hz. Muhammed (s.a.s.)'in kabrini ziyaret etmeleridir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse o beni hayatımda ziyaret etmiş olur" (Fethu'l- Kadir, 2/336.) Şair Nâbi bu ziyareti şöyle ifade eder:

"Sakın terk-i edepten, Kûy-i Mahbûb-i Hudâdır bu,
Nazargâh-ı ilâhîdir, makam-ı Mustafa'dır bu."

Hacı adaylarımıza hayırlı ve sağlıklı yolculuklar dilerken şairin şu beytindeki temennisini de hatırlatarak bütün milletimizin selâm, saygı ve arzularını oraya ulaştırmalarını bekliyoruz.

"Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun Semt-i Harameyn'e ,
Selâmımı arz eyle Resûlü's-Sakaleyn'e."

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle