VAAZ

Kur’an-ı Kerim’in Önemi

Kur’an-ı Kerim’in Önemi konulu örnek vaazı sizler için hazırladık...

Muhterem Müslümanlar!
Bu haftaki vaazımızda, bütün ümmet genelinde, durmadan kanayan bir yaramızdan bahsetmek istiyorum. Bilirsiniz ki Kur’an’ımızın ilk emri “oku” dur. Ancak ne gariptir ki -bizden önceki selefi salihîni istisna edecek olursak- bu konuda pek de oku emrine uyduğumuz söylenemez. Burada uzun uzadıya bunun sebeplerinden bahsedecek değilim. Zira ne buna benim ufkum yetişir ne de bu köşe yeterli gelir. Dolaysıyla yüreklerimizde yeni bir heyecan olur niyetiyle Kur’an’ın bizim için ehemmiyeti üzerinde duracağım. Ayrıca içerisinde bulunduğumuz mübarek üç aylarda bir kez daha Kur’an’a karşı içimizde bir iştiyak olsun diye birkaç hafta bu konuyu size arz etmek istiyorum.

Kur’an-ı Kerim’in önemini bize bütün beşer kelamlarının da üzerinde evvelen ve bizzat Allah anlatmaktadır. Haşr suresindeki “Eğer biz, bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21) ayeti aslında bize Kur’an’ın ne muhteşem bir kitap olduğunu ayan beyan göstermektedir. Dağların taşların bile azametinden boyun eğdiği bu kitap maalesef ki, onun birinci muhatabı olan insanda aynı etkiyi göstermemekte. Demek ki Kur’an’a kalbini ve kafasını kapayan, gönül gözünü Kur’an’ın nurlu iklimine sımsıkı yuman kimselerin sinelerinde taşıdıkları –Akifçe ifadesiyle- “paslı yürek” ancak bir yük olmakta ve taşlardan daha katı bir mahiyet almakta. O yüzden olması gereken tek şey bir anne şefkatiyle her an kollarını açmış bizi bekleyen kitabımıza layık olduğu değeri vermektir.

Bugün sokakta kimi çevirip sorsanız Kur’an’a sahip çıktığını söyler. Ancak ona sahip çıkmak öyle lafla olacak iş değildir. Onun üç boyutu vardır. Ve bunlardan biri bile eksik olduğunda Kur’an tam manasıyla anlaşılmamış demektir. İnsanlardan kimisi vardır ki onun lafızlarıyla ömür tüketir. Kimisi de vardır ki ondan hüküm çıkarmayı tek iş olarak görür. Hâlbuki hayat sadece haram ve helal üzerine kurulu değildir. O yüzden Kur’an’a sahip çıkmanın üç boyutunu iyi bilmek gerekir:

Birincisi Kur’an’ın elfâzını (Arapça okunuşunu) çok iyi bilmek gerekir. Çünkü Kur’an Arapça indirilmiştir. Onun asıl dili Arapçadır. Tabii ki başka dillere de çevirisi yapılmalıdır ama aslını bilmeden Kur’an’ı anlamak mümkün değildir. Arapça onun üzerinde bir elbise değildir ki çıkarıldığı zaman başka bir dil başka bir elbise onu anlatmaya yetsin. Arapça onun cildi mesabesindedir. Sökülüp atıldığı zaman ne tür bir manzara çıkacağı gayet açıktır. Hâsılı kim ne derse desin, kendini Kur’an’a talebe olarak gören biri öncelikle onun Arapça okunuşunu öğrenmelidir.

İkinci olarak onun ahkâmını (hükümlerini) bilmek gerekir. Yani Allah bizden neyi yapmamızı neyi yapmamamızı istiyor bunların bilinmesi gerekir. Çünkü bin bir türlü manevi hastalıklarımızın şifası Kur’an’dır. İşlemeli kılıflara koyup duvarlara assak bile açıp içinde ne olduğunu araştırmadığımız sürece, onu ne kadar değerli de görsek, bize bir faydası yoktur. Elimizde çok kıymetli bir kavanoz bal bulunduğunu düşünelim. Biz onun kapağını açıp da tadına bakarsak o zaman bizim için bir şey ifade eder. Yoksa kapağını açmadan dışardan kavanozu ömür boyu yalayıp dursak bunun bize bal tadı vermeyeceği gayet açıktır. İşte kimisinin yaptığı gibi sadece Kur’an’ın lafızlarıyla meşgul olup ahkamını bilmemek de Müslümanları böyle başka başka çıkmazlara sürüklemektedir.

Üçüncü ve en önemlisi de Kur’an’ın ahlakını bilmek ama yaşayabilmek gerekir. Çünkü o ahlak, Hz Aişe’nin (ra) ifadesiyle Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sav) ahlakıdır. Yani fertten cemiyetin en üst tabakasına kadar hepimizin muhtaç olduğu en yüce ahlaktır. Ne var ki bunu da bilmek yetmez. Doğru şekilde öğrenip hayata geçirmek gerekir. Nasıl ki hasta olan biri doktorun verdiği reçeteyi, eczaneden ilaçları alıp kullanması gerekirken, muska yapıp omzuna assa ya da kaynatıp sabah akşam suyunu içse bu şekilde şifa bulamaz. Aynen bunun gibi Kur’an ayetlerini de ahkâmını ve ahlakını hayata taşımadan sadece muska yaparak, kaynatıp suyunu içerek ona karşı vazifesini yaptım zanneden biri büyük bir yanılgı içine düşer. Ne şahsi ne de toplumsal hiçbir probleme çare bulamaz. Akif’imizin ifadesiyle:

Kimimiz bakıp geçeriz Nazm-ı Celil’in yaprağına
Kimimiz okuyup üfleriz bir ölünün toprağına
Hele, inmemiştir Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne fal bakmak ne de mezarlıkta okunmak için

O halde aynı şeylerin tekerrür etmemesi ve Kur’an-ı Kerim’e karşı vefasızlardan yazılmamak adına ona karşı bu üç boyutlu vazifemizi hakkıyla yerine getirmeliyiz. Yani onun elfâzını, ahkâmını ve ahlakını öğrenip hayatımıza yansıtmalıyız.

Bu konuya bir sonraki vaazda devam edeceğiz inşallah. Allah tüm ümmet-i Muhammedi mağfiret buyursun. Merhametiyle ıslah eylesin. Amin…

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle