DİYANET, VAAZ

Hac ve nefis muhasebesi

Gerçek hac, Allâh’ın sonsuz rahmetinin tecellî ettiği, afv ü mağfirete mazhar olan müslümanların derin bir îmân, vecd ve aşk heyecânı içinde kaynaştığı ihtişamlı mübârek bir ibâdettir.

Gerçek hac, Allâh’ın sonsuz rahmetinin tecellî ettiği, afv ü mağfirete mazhar olan müslümanların derin bir îmân, vecd ve aşk heyecânı içinde kaynaştığı ihtişamlı mübârek bir ibâdettir.

Hac, Hazret-i İbrâhîm ve Hazret-i İsmâîl -aleyhimesselâm-’ın tevekkül ve teslîmiyyetinden hisse alabilmek, içimizdeki nefs denilen düşmanı ve dışımızdaki şeytanî temâyülleri taşlayabilmek, sınıf farklılığından sıyrılıp kefen iklîmine girerek Rabbe ilticâ edebilmek, kıyâmetin o dehşetli manzarasının hissiyâtıyla ürpermek, müslümanlar arasındaki uzak ve yabancı toplulukları bir araya getirmek, bir îmân kardeşliği teessüs etmektir.

Diğer mânâda hac, beden elbisesinden sıyrılıp rûhun derinliğine nüfûz ederek nefsânî kasırgalardan kurtulmağa çalışmaktır.

Haccın îfâ edildiği mübârek mekânlar ise, ulvî bir âlemin rûhâniyet iklîmleridir.

Hz.Peygamber: "Akıllı kişi nefsine egemen olur ve ölümden sonrası için çalışır", "aptal kişi nefsine uyar ve Allah kerimdir" deyip geçer. Burada kişinin nefsine egemen olması onu hesaba çekmesi şeklinde yorumlanmış ve "Kıyamet günü hesaba çekilmeden evvel dünyada nefsinizi hesaba çekiniz" şeklinde yorumlanmıştır. Hz. Ömer'in de: "Hesab sorulmadan önce nefsinize hesab sorunuz. Tartılmadan evvel kendinizi tartınız, büyük hesap günü için hazırlık yapınız." dediği ve Ebu Musa e'l-Eş'ari'ye: "Sıkıntılı dönem gelmeden önce rahat dönemde iken kendini sorgula" tavsiyesinde bulunduğu bilinmektedir.

İnsanın bu konuda hareket noktası şu olmalıdır:

Her insanın bir kusuru ve eksiği vardır. Hatasız kul olmaz. Ben de insanım ve benim de hatam, kusurum ve işlediğim günah vardır. Bu temel fikri önce kafasına samimiyetle yerleştirir, sonra eksiklerini araştırmaya ve hatalarını görmeye çalışır.

İnsanın hatalarını ve kusurlarını görebilmesi için önce duygusallıktan uzaklaşarak sağ duyulu ve tarafsız olması lazımdır. İnsanın kendisine karşı tarafsız olması ise son derece zordur. İnsan nefsi işlediği her işte ve her tavırda kendini haklı çıkarır, suçu başkalarına atar. Düvenci keseri gibi hep kendisinden yana yontar.

Küçüklükten beri edinmiş olduğu temelsiz bilgiler, önyargılar, alışkanlıklar, dayanağı olmayan inançlar ve duygular akl-ı selim ile Hakk'ın emrine ve iradesine göre hareket etmesini engeller. Kendi yaptığına doğru ve iyi, bu aykırı davranışlara yanlış ve kötü nazarıyla bakar. Kendini beğenmesi, şımarması, gururu, kibri, hasedi, bencilliği, çıkarcılığı ve itibarına düşkünlüğü doğru ve iyi olanı görmesini engeller, bazan bunu fark edebilir ama bu seferde onu kabullenemez, itirafta bulunamaz.

Bütün bunlar kendine hesap soran ve otokritikte bulunan insanın nefsine karşı tarafsız olmasını engeller. Eğer söz konusu kötü huylarından az çok kendini soyutlarsa, insan bazı kusur ve hatalarını görebilir, bunları kabul ve itiraf edebilir, ortadan kaldırma yönünde çaba harcayabilir. Hata ve kusurlarını görüp bunları yavaş yavaş terkeden kişi bunların yerine doğru ve iyi olması şartıyla yenilerini koymalıdır. Yerlerine yenileri konulmazsa eskiye dönüş ihtimali daima fazla olur. İnsanın olgunlaşmasının ve erdemli hale gelmesinin en etkili ve verimli araçlarından biri özdenetim, diğeri özeleştiridir.

İnsanın hep başkalarının hatalarını, kusurlarını ve günahlarını görmesi, aklını fikrini bu gibi şeylerle meşgul etmesi, kendi ayıp ve kusurlarını görmesine mani olduğundan Hz. Peygamber: "Ne mutludur o kimse ki kendi kusurlarını görmesi başkalarının kusurlarını görmesine engel olmuştur." buyurur. Mutluluğa giden yol dışa dönük eleştiriyi içe dönük hale getirmek, dikkati nefs üzerinde yoğunlaştırmaktır.

Gazali'nin de dediği gibi sabahleyin kalkan kişi günlük işlerine başlamadan evvel hak ve hukuk gözetmeyi, doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmamayı, din ve ahlak kurallarının dışına çıkmamayı nefsine tavsiye eder.

Önüne böyle bir program koyar. Bu programı gerçekleştirmek için de elinden geldiği kadar çabalar. Akşam olunca da bunun bir muhasebesini yapar, programını ne kadar uygulayabildiğini tesbit eder, uygulayamadığı, veya eksik uyguladığı konusu üzerinde düşünerek bunun sebeplerini araştırır, bir daha aynı hataları tekrar etmemenin yollarını araştırır, bunun için gereken önlemleri alır. Ertesi günkü programını gerçekleştirmesi ve bu yolda kendisini başarılı kılması için Rabbı'na niyaz eder, O'nun yardımını ister ve yatıp uyur. Ertesi gün de böyle yapar.

Bir mü'min her zaman ve her gün kendini hesaba çekmekle beraber daha genel çizgilerle olmak üzere haftada, ayda, yılda da bir kere bir muhasebe yapar. Ne yapıp ne yapamadığını ne kazanıp ne zarar ettiğini inceler. Tıpkı bir ortağın günde, haftada, yılda bir kere hesap sorduğu gibi nefsine hesap sorar. Bir mü'min bir de tüm ömrünün muhasebesini yaparak hayatını değerlendirir.

Nefsin kusur ve kabahatlarını görmek yetmez. Onu bu yanlış yoldan çevirmek lazımdır. Bunun için önce nefse öğüt verilir, ikna edilmeye çalışılır, bu yolla, terbiye edilir. Hz. İsa, önce nefsine, sonra başkalarına nasihat et, aksi halde Allah'tan utan, demiştir. Ama eğer nefs bu usulle edeplendirilir, iyilikle ve ikna yoluyla doğru yola gelirse ne a'la, aksi takdirde ona bir takım yaptırımlar uygular.

İnsan önce nefsini, sonra özellikle gözünü, kulağını, dilini, midesini, cinsel organını, elini ve ayağını kontrol eder. Bunlarla neler işlediğini düşünür. Bunlar kötülük yapmakta ısrar, günah işlemekte inad ederlerse onlara çeşitli yaptırımlar uygular. Nefsi uyarmak, yapılan kötülüklerin ve işlenen günahların unutulmayacağını, mutlak bunların bir gün getirilip önüne konulacağını, hesabının sorulacağını, işlenen her şeyin Kiramen Katibin denilen melekler tarafından kaydedilmekte olduğunu bunlar tarafından tutulan kayıtların bir gün önüne konulup: "Amel defterini okur" , "Küçük- büyük herşey burada eksiksiz olarak tesbit edilmiştir." denileceğini nefsine sık sık hatırlatır. Şu hadis-i şerifi belleğine resmeder: "İyilik çürümez, günah unutulmaz, hesab soran ölmez, istediğin gibi davran, başkasına karşı nasıl davranırsan sana karşı da öyle davranılacaktır."

Hayatın bugünkü çarkı bizi sürekli olarak dağıtmakta, perakende bir hale sokmaktadır. Bu perişanlıktan kurtulmanın yolu "hesab-kitab"'ı iyi yapmaktan geçmektedir.

Hesabı-kitabı iyi yapmak için kendimize dönmemiz, kendimize bakmamız, kendimizi hesaba çekmemiz gerekmektedir.

NEFİS MUHASEBESİ

Muhterem Müslümanlar!

İnsan, yaratılışı bakımından hayra da şerre de meyli olan, iradesini iyi veya kötü yönde kullanabilen bir varlıktır. İnsanı ahlaki değerlerden uzaklaştıran, onu kötülüğe sevk eden, arzu ve heveslerinin esiri yapan kendi nefsidir.

İnsan, nefsin bitip tükenmek bilmeyen arzu ve heveslerinin esiri olunca, dünyaya bağlılığı artar, ırz ve namus kavramlarını unutur, şahsi menfaati için yalan söyler. Kendi kusurunu görmeden, başkalarında kusur arar. Bu sebeple insanı daima kötülüğe ve günaha iten nefsin eğitilmesi, yasakları arzuladığında frenlenmesi, işlenen günahlardan dolayı tevbe edilmesi gerekir.

Muhterem Mü’minler!

Dünya fani, ömür kısadır. Ebedi olan ise ahiret hayatıdır. Dünyada yapılan her iyilik ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağını, bir gün hesaba çekileceğimizi biliyor ve inanıyoruz. Ama dünya hayatımızın muhasebesini en ince noktasına kadar titizlikle yaparken, acaba manevi hayatımızın muhasebesinde aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

Yüce Rabbimizin, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” emrini duyuyor muyuz?

Hz. Ömer’in her günün akşamında, “ Bugün Allah için ne yapabildim.” diyerek kendisini hesaba çektiği gibi kendimizi hesaba çekebiliyor muyuz?

Değerli Mü’minler!

Hayatı bütün yönleriyle tartarak, ahireti kaybettirecek bir bedel ödemekten kurtulmanın yolu, nefis muhasebesidir. Yarının hesabını bugünden yapmak, imtihana girecek öğrencinin ders çalışmasından farklı değildir. İmtihan edilmek üzere yaratılan insan da, ahiret hayatında kendisine sorulacak soruları başarıyla cevaplandırabilmek için hesabını burada yapmalıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz: "Akıllı kimse, kendini sorguya çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” buyururuyor.

Öyleyse, Mü’min, nefis muhasebesi yapmalı, ana sermayesi olan ömrünü nerede tüketttiğini gözden geçirmeli, amel defterine nelerin yazıldığını, mahşer günü Allah’ın kendisi hakkında nasıl bir hüküm vereceğini düşünmelidir. Çünkü Yüce Rabbimizin ikram ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin o gün pişman olacaklarını ve “ Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!” diyeceklerini, Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle