VAAZ

Gönül bahçemizin mimarı nasihat

Aslında basiretle bakmasını becerebilen bir insan için her hadisede birçok nasihat yönü bulunmaktadır. Sıradan gibi görünen hususlar etrafında da aslında alınacak pek çok nasihatin olduğu bir gerçektir.

‘Nasihat’, ‘nush’ kökünden türemiştir. ‘Nush’ sözlükte, bir kimsenin düzelmesini sağlayan sözü veya fiili araştırmak, bir şeyi saflaştırmak (yabancı maddelerden ayırmak), dikiş dikmek, samimi olmak anlamlarına gelir. Terim olarak ‘nush’, öğüt ve akıl verme, yol gösterme demektir. Aynı kökten gelen ‘nâsuh’, halis, saf, samimi demektir. Nasihat’, nush ile benzer anlama gelmekle beraber, aynı zamanda iyi ve faydalı olana bir çağrı, kötü ve zararlı olandan arındırmaya bir teşviktir.

Nasihat, aslında İslami davetin bir parçasıdır. İnsanları Allah’a ve O’na kulluk yapmaya davet edenler, bir anlamda onlara ‘nasihat’ ediyorlar demektir. ‘Nasihat’, insanları doğru yola, kişiye faydalı olan şeylere, zararlı olanlardan kaçınmaya, Yüce Yaratıcı önünde samimi olmaya bir çağrıdır.

İnsan, toplum içinde yaşamaya mecbur bir varlıktır. Asıl gayesi kulluktur. Yeryüzüne halife olarak gönderilmiştir. En güzel kıvamda yaratıldığı halde içindeki o potansiyel ruhu tamamlayabilmesi için bir takım eğitimlere ihtiyaç duymaktadır. Her bilenin üstünde başka bir bilen bulunduğu hakikati çerçevesinde denebilir ki insan, nasihate muhtaçtır. Hepimiz birilerinden bir şeyler öğrenmeye mecburuz. İnsanda iki kulağa karşılık bir dil bulunmasının hikmetini, basireti açık Anadolu insanı “iki dinle bir konuş” diyerek açıklamaktadır. Ortalama bir insanın on, on beş senesi okul sıralarında geçmektedir. Sadece fani olan bu dünya için bile ömrün büyük bir kısmı eğitimle geçiyorsa ebedi olan Ahiret hayati için nasıl bir çaba ortaya konması gerektiğini devamlı düşünmek gerekmektedir.

Aslında basiretle bakmasını becerebilen bir insan için her hadisede birçok nasihat yönü bulunmaktadır. Sıradan gibi görünen hususlar etrafında da aslında alınacak pek çok nasihatin olduğu bir gerçektir.

Buraya konuyla ilgili bir örnek aktarmak istiyoruz: Bir gün İbrahim Hakkı hazretleri, talebeleriyle bir pazar yerinden geçerken bir ses duyar ve bayılıp oraya yıkılır kalır. Talebeleri telaş içinde başına toplanırlar. Ayılınca, buz satan bir adamı gösterip şöyle der; kaç gündür düşünüp de içinden çıkamadığım bir meseleydi, insanın dünyadaki konumu. Bir türlü istediğim gibi ifade edemiyordum. Ama şu adam birkaç cümleyle benim düşüncelerimi özetleyiverdi. Hep birlikte adama kulak verirler. Buz satan adam “misafirim, borçluyum, sermayem tükeniyor” diye feryat ederek buzlarını satmaya çalışmaktadır. Yanına varıp işin aslını sorunca; köyden pazara eli boş geldiğini, borç parayla buz aldığını, buzu satıp biraz kâr ederek ihtiyaçlarını karşılayacağını ne var ki ikindi olmasına rağmen hala buzları satamadığını ve güneşten dolayı buzların gitgide eridiğini, o yüzden de böyle bir feryatla deli gibi buzlarını satmaya çalıştığını anlatır. İbrahim Hakkı hazretleri şöyle bağlar meseleyi, “işte hepimiz dünyaya eli boş olarak geldik, Allaha borçluyuz her şeyimizi ve her nefeste ömür sermayemiz erimekte. Bu adamdan daha fena bir haldeyiz. O zaman ömrü boşa geçirmek divaneliktir. Bu adamdan nasihat almak lazım değil mi?”

Bu menkıbeyle bir kere daha ortaya çıkmıştır ki, insan ömür sermayesini boşa geçirmemek için çeşitli yollar aramalıdır. Bunun da ancak ve ancak bir araya gelip insanı kâmil olabilmek için insanların, birbirinden istifade etmekle mümkün olacağı unutulmamalıdır. Sahabe efendilerimizin bile birbirlerine “teâlev nü’minu sâaten” –kardeşim gel hele şöyle bir saat oturup imanımızı tazeleyelim- demeleri ne güzel bir örnektir.

Bir gün Hazreti Peygamber (sas) “din nasihattir” buyurur. Peki, bu hadisi nasıl anlamak gerekmektedir?
Bunu anlamak için yine O’nun (sas) şu hadisini kıstas olarak değerlendirebiliriz. Hac ibadetiyle ilgili olarak “Hac, Arafat’ta vakfedir” buyurmuştur. Yani bir mümin, mukaddes topraklara gidip Kâbe’yi bin defa tavaf etse ancak hac zamanında Arafat’ta vakfeye çıkmasa, yaptığı hac eksik kalacağı gibi, dini ne kadar hassas yaşasa da nasihate kapalı ise manevi hayatında hep bir eksik bir yan bulunacaktır.

O yüzden haftanın belli günlerinde, özellikle Cuma gününde gürül gürül yankılanan, Camilerin o mukaddes kubbelerinde bir hoş seda olarak etrafı aydınlatan, Kur’an ve sünnetten akıp gelen, mübarek vaiz ve hocalarımızın seslerine kulak verilmelidir. Camiler haftalık olarak yunup yıkandığımız kurnalar olmalıdır.

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar.

Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?" "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana tazim (temcid) ediyorlar" derler.

Rabb Teâla sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?" "Hayır!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" "Eğer seni görselerdi ibadette çok daha ileri giderler; çok daha fazla tazim, çok daha fazla tesbihte bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar: "Onlar ne istiyorlar?" "Senden, derler, cennet istiyorlar." "Cenneti gördüler mi?" der. "Hayır, ey Rabbimiz!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." Allah Teâlâ sormaya devam eder: "Neden istiâze ediyorlar?" "Cehennemden istiâze ediyorlar" derler. "Onu gördüler mi ?" der. "Hayır, Rabbimiz, görmediler!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rab Teâlâ şunu söyler: "Sizi şahit kılıyorum, onları affettim!"

"Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkâr kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksatla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teâlâ. "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur."

Nasihat için bir araya gelmenin insana kazandıracağı pek çok husustan bazıları özetle şöyledir:

*Allahın rızasına varılabilir. Çünkü O’nun kitabı sohbete temel teşkil eder.

*Şeytanın ve nefsin oyunlarından azade olunur.

*Birlik ve beraberlik ruhu gelişir.

*Toplumsal kaynaşma sağlanmış olur

*Büyük küçük her makam sahibi aynı çizgide buluşur.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle