GÜNCEL

Dilipak, Büyükelçiyi alıyorsunuz da, Diyanet personelini...

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Türkiye'nin Uganda Büyükelçisi Sedef Yavuzalp'ın, Kampala’daki, 29 Ekim resepsiyonunda Yunan mitolojik tanrılarının kıyafeti giymesinin ardından merkeze çekilmesine tepkili. Dilipak, "Büyükelçiyi alıyorsunuz da, 2018 Truva yılı ilan eden Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat danışmanını, Dışişleri Bakanlığındaki ve Kültür Bakanlığındaki yetkilileri ve yukarıda adı geçenleri de merkeze çağırmayı düşünüyor musunuz?" diye sordu.

"Bu işin aslı bu ise, niye bir büyükelçiyi böyle 'günah keçisi' yapıyorsunuz ki!" tepkisini de gösteren Dilipak'ın "Helen bizim neyimiz olur?" başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Helenistik Dönem, Anadolu’nun Büyük İskender’in istilalarıyla başlayan Eski Dünya'da Balkan / Makedon / Trek etkisinin doruğa ulaştığı dönemdir.

Helenistik Dönem, Büyük İskender’in istilalarıyla başlayan Antik Dünya’da Grek etkisinin doruğa ulaştığı dönemdir. Helenistik Dönem, Klasik Grek Dönemini izlemiştir ve Helenistik Dönem’in ardından, Klasik Grek egemenliğindeki bölge Roma Cumhuriyeti hakimiyetine geçmiştir.

Mesela Kallipolis’e “Gelibolu” deyince yerli ve milli mi oluyor!? Ya da Hz. Musa ile Hızır AS’ın denizden çıkıp üzerinde balık yedikleri kayanın bulunduğu için dindar kavimlerin o gün oraya inşa ettikleri mabedden dolayı “Simondağı” mabedi dedikleri mekanın adını “Samandağı” yapınca yerli ve milli mi oluyor!? “Gavur Dağı”nın adını “Nur Dağı” yaparak millileştirmiş mi oluyoruz. Biliyorsunuz oraya “Gavur Dağı” denmesinin sebebi, Peygamberlerine ihanet eden bir kavmin helak olduğu bir mekanın en üst noktasında “Ahir dağı” ve Amanoslar bulunduğu için oraya bu ad verilmişti. Onun önünde de bu gün Amik ovası denilen yerde de çok büyük bir bataklık vardı ve oraya da “Gavur Gölü” denirdi. Çünkü orası da Lut kavminin helak olduğu o havzada bulunuyordu. Bu arada “Ahir” dağının adını da Ahır Dağı yaptık. Simon dağı, Samandağı olunca o samanları yiyecek keçilere bir de ahır gerekliydi!?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Uganda’da 29 Ekim resepsiyonundaki tepki çeken görüntüler nedeniyle Türkiye'nin Kampala Büyükelçisi Sedef Yavuzalp’in Ankara’ya geri çağrıldığını açıkladı.

Yavuzalp, Troya Antik Kenti’nin, UNESCO Dünya Mirası Listesi›ne girişinin 20. yılı olması münasebetiyle Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2018’in «Troya Yılı» ilan edildiği, bu sebeple bu yıl 29 Ekim konseptinin “Troya Yılı” olarak düzenlendiğini söylüyor. Dahası Truva 2018 etkinlikleri Cumhurbaşkanlığının himayesinde sürdürülüyor. Dahası da var: Bir süre önce (ÇOMÜ) İlahiyat Fakültesi ve Çanakkale Müftülüğü ortaklığıyla düzenlenen “Troia’dan Çanakkale’ye İnsanın, İnancın ve Mekanın İnşası: Değerler ve Şehir Kongresi”nin açılış töreni İlahiyat Fakültesi İÇDAŞ Kongre Merkezi 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri Salonu’nda gerçekleştirildi.

2018 Troya Yılı kapsamında, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Çanakkale Müftülüğü ortaklığıyla düzenlenen açılış törenine Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Burhan İşleyen, Vali Yardımcısı Ali İkram Tuna, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Rektör Vekili Prof. Dr. Ahmet Erdem, Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Karışit, Gelibolu Savaşları Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, İl Müftüsü Arif Gökçe, Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Dokuz, Milli Eğitim Müdürü Osman Özkan, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Süha Özden ve Prof. Dr. Mustafa Görün ile siyasi parti temsilciler ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin yanı sıra öğrenciler katıldı.

Büyükelçinin tek suçu o kıyafeti giymiş olması mı? Aslında o kıyafeti, Devlet Tiyatroları kostümerinden isteseler daha “şık” olurdu diyeceğim ama, o zaman devlet tiyatrolarının da başı ağrırdı. Büyükelçiyi alıyorsunuz da, 2018 Truva yılı ilan eden Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat danışmanını, Dışişleri Bakanlığındaki ve Kültür Bakanlığındaki yetkilileri ve yukarıda adı geçenleri de merkeze çağırmayı düşünüyor musunuz?

Bu işte kimin neye canı sıkılıyor anlayamadım. Mesela tanınmış bir ilahiyatçının oğlu bir Müslüman ülkeye büyükelçi olduğunda, bir Milli Gün resepsiyonunda içki sunulması mı, ya da toplantıya bir görevlinin gravatsız ve kot pantolonla gelmesi mi daha öncelikli bir sorun olarak görülmeli. Ya da mesela Lübnan büyükelçimiz, Milli Gün resepsiyonuna, Eti ya da Asur kıralı gibi giyinse sorun olur mu idi. Sorun “Yunan” takıntısı mı, “Din”i bir hassasiyet mi, “Milli” bir duruş mu anlayamadım.

Aslında “Yunan” diye bir dil, kültür, mitoloji, tarih, medeniyet yok. “Grek” deseniz, o Likyalı denizcilerin sıfatı, Grekçe Likca’nın avamicesi. Yunan mitolojisi deseniz, Kaf dağı, Babil ve Mısır mitolojisinden istinsah. Likya Muğla civarında hüküm süren bir Anadolu uygarlığı.

Bu tarihi Büyük İskender’le başlatıyorsanız, O zat, “Zülkarneyn” AS olabilir. O zaman Eflatun ve Sokrat da “Hikmet sahibi” bir aziz olabilir. Hani, bari o zaman elçilikteki 1. Katip Eflatun kıyafeti giyseydi. Büyükelçi hanımefendi de Hz. Zekeriya’nın hanımı “Elisa” ya da “Elizabet” ne demek hiç düşündünüz mü? “Eliza” “Cennet” demek, “Beth” “Kadın”. Elizabeth “Cennetlik Kadın” demek. Hz. Zekeriya’nın hanımının adı. Ya da “İşa” olarak da anılıyor.

Eflatun Çanakkaleli idi. “Devlet” kitabı Urfa’da Haran Tıp ve Astronomi mektebine Büyük İskender tarafından yaptırılan kütüphaneye “1” numara ile kayıtlı idi. “Yunanca” dedikleri dile Eflatun’un “Devlet” kitabı Arapçadan tercüme edildi. Aristo’nun felsefe mektebi de Antalya Serik’te idi. “Helen” deyince niye kızıyorsunuz ki, “Helen” de bir Anadolu uygarlığı. Her uygarlığın güzel zamanları da oluyor, kötü zamanları da.

Şimdi ne yapalım. “Milli ve yerli” olalım diye Adana ve Kayseri’nin adını değiştirelim mi? Adana “Adanüs”ten, Kayseri Kayzeri’den mülhem. Bu arada bakarsınız Taksim anıtı da kaldırılmış, bana ne işgalci Rus generallerinden. Niye çelenk koyup saygı duruşunda bulunacakmışım. Taksim anıtındaki o başörtüsünü aşağılayan subliminal mesaja ne demeli! Onu da değiştirelim mi bu arada!? Bana kalırsa büyükelçinin elbisesinden daha vahim bir hadise Taksim anıtı.

Ağustos ayından söz ederken hiç canınız sıkılmıyor öte yandan. Augustus bir tanrı kıral! Size ne Augustus’dan da 30 Ağustos diye Roma’nın kıralının adını veriyorsunuz. Birinci katip, Augustos kıyafeti giyseydi yine karşı çıkacak mı idiniz? Augustus, Gaius Octavius Thurinus olarak doğmuş ve MÖ 44 yılında evlatlık edinilmesinin ardından Gaius Julius Caesar Octavianus, adını almış olan, MÖ 27 - MS 14 yılları arasında hüküm sürmüş Kutsal Roma İmparatorluğu’nun ilk İmparatoru.

Antik Roma İmparatoru Hadrian, eşcinsel sevgilisi Antinous’un ölümünden sonra onu tanrı ilan ederek heykellerini diktirdi, tapınaklar yaptırdı ve sikkelere bastırdı!. Roma’nın en güçlü imparatorlarından olan ve Edirne’ye ismini veren Hadrian. (MS. 76 yılında doğdu. Ölümü 117) Tanrı kıral, kimine göre Tanrının kendisi, kimine göre yeryüzündeki gölgesi, temsilcisi, kimine göre oğlu idi.

Gerçekten şimdi ne yapacağız? Rum kim biliyor muyuz! Mesela Noel Baba bizim neyimiz olur? Bana göre o Hz. Peygamberimizden önce yaşamış hanif gelenekten gelen bir İncil hafızı. Yani bir “Derviş”.

Hijyenik derken, “Temizlik Tanrısı” “Higien”e bir selam gönderdiğinizin farkında mısınız. Büyükelçi “Higien”e benzese sorun olmayacak mı idi? Mesela 1. Katip kendini “Hipokrat”a benzetse sorun olmayacak mı idi? Hani şu Tabib yeminindeki ana referans. Hipokrat bizim neyimiz olur!.

Kültür Bakanlığının desteklediği internet sayfasında Truva neymiş hadi birlikte okuyalım: “2018 Troia Yılı bu kapsamda tüm dünya ile stratejik bir iletişim kanalı kurabileceğimiz, evrensel karşılığı olan çok güçlü bir kültür ve turizm hamlesidir. Troia, Büyük İskender’den Julius Sezar’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dünyaya yön veren, tarihin seyrini değiştiren herkese ilham vermiş bir destandır.

Troya’yı özgün kılan, savaş ve mücadele ile barış ve hoşgörü kültürünün eşsiz bir bileşimi olmasıdır. Anadolu’nun en kadim değerlerinden olan Troya Destanı’nın beslediği kolektif ruh, Çanakkale Savaşı’nda ve milli bağımsızlık mücadelesinde olduğu gibi Anadolu tarihinin farklı dönemlerinde tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. Dünya üzerinde tüm kıtalara yayılarak kültürlere ilham vermiş çok az destandan biridir Troya. Troya’yı ete kemiğe büründüren, düşü gerçeğe çeviren arkeolojik çalışmalar ise; bugün arkeoloji bilimi açısından çok önemli bir referans noktası olarak kabul edilmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 yılını resmi olarak Troya yılı ilan ederek, küresel ölçekte bir kültür ve turizm hamlesi çağrısında bulunuyor. Küresel sorunların tüm sektörleri ve toplum kesimlerini etkisi altına aldığı bir süreçte, Troya’nın binlerce yıl öteden gelen ve dünyaca bilinen ilhamı ile birlikte, Troya’nın dünyanın yedi kıtasına yayılmış olan uluslararası bilinirliğinin stratejik bir iletişim aracı olarak konumlandırılması amaçlanıyor.” Bu işin aslı bu ise, niye bir büyükelçiyi böyle “günah keçisi” yapıyorsunuz ki! Selâm ve dua ile.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle