Son DakikaGÜNCEL - İletişim Bilgilerimiz Güncellendi

YAZARLAR

Gülistan Dertli

Zâyi Ettik!

Durmuyor zaman, hızla akıp gidiyor... Yaşlanıyoruz, yaslanıyoruz, mutlulukla hüzün sarıyor hayatı çepeçevre. Pişmanlıklar, korku, ümit... Hepsi o kadar çok çabuk yer değiştiriyor ki! Bazen hangi duygunun etkisi altındayız ayırt bile edemiyoruz. Süratle geçen zaman neyi hissettiğimizi bile anlamamıza izin vermiyor.

Daha dün gibi hatırladığım onca gün var ki... Acısı da tadı da kalbimde hala sıcacık hissettiğim onca anı, onca hatıra... Hepsi geçmişte kalmış. Umutlarım, dualarım, hayallerim bugünüm oldu sanarken, meğer her geçen saniye onları dünleştirmiş.

Saniye kadranı ağır ağır, tik tak ilerliyor diye umursamazken biz, meğer hızla yol alıyormuş o. Geride kalan biz olmuşuz, insanlık olmuş. Dünyanın yörüngesindeki hareketini hissetmeyişimiz sonsuzluk yurdu yolundaki ilerleyişimizi de hissetmemize sebep olmuş. Ölümü her an tadan vücudumuz, ölümü unutmuş. Hücre hücre, zerre zerre ölüş umursanmaz olmuş. İlla kabrimizin kazılması gerekmiş gerçekle yüzleşmek için. Doğanın, toprağın ölüp ölüp dirildiğini görmek ülfet olmuş gözlerimize, ibret olması gerekirken...

Dostluklar, arkadaşlıklar, mal, mülk, şan, şöhret... Hepsi geçip gitmiş. Yağmurlar yağmış,

yapraklar sararmış, kar kaplamış toprağı, kuş cıvıltıları sarmış tekrar dört bir yanı... Değişim sürekli gözümüzün önünde olmuş, oluyor. Biz de gaflet gözlükleriyle uyanmışız her sabaha. Cehaletin penceresinden bakmayı tercih edişimiz en büyük geri kalışımız olmuş.

Şimdi mesela, yeniden uyanıyor karların altına kalan toprak. Göçmen kuşlar yuvalarına geri dönmeye başladılar yavaş yavaş. Ağaçların bir kısmı çiçeğe durdu bile marta rağmen güneşin şualarını azıcık görmeleriyle. Doğa uyanıyor. İnsan dışındaki her varlık olması gereken çizgi ve yolda, görev ve sorumluluklarının rotasında ömrünü tamamlıyor. Kuşlar ötüyor, bulutlar ölmüş beldelere can vermek için toplanıyor, rüzgar gökyüzündeki o rahmet yüklü pamukları ihtihacı olan beldelere sürüklüyor; polenleri, tohumları aşılıyor. Kış uykusunu tamamlayan hayvânât görev başına koşuyor. Toprak çiftçiyi bekliyor vazifesini eda etmek için... Dereler dolup taşmayı, şelaleler çağlamayı gözlüyor. Çimenler yeşermek için hazır... Karıncalar güneşin biraz daha baş gösgermesini bekliyor. Denizler, gökyüzü ve toprak... hepsi gittiği yönün farkında.. mevsim ve zamanlarının geldiğinin farkında. Tabia

t insanın emrine girmeye hazır. Hepsi Rab'bin rahmet eserleri, ölümlerinin ardından yine zamanı gelince O'nun tarafından diriltilen. (Rûm; 50)

Peki ya insan? Daha ne kadar devam edecek gaflet uykusuna? Elinden uçup giden zamanın, ne zaman farkına varacak ki! Ölünce mi! Dönüp geriye bakınca anlıyor herkes yılların nasıl da çabuk geçip gittiğini. Seksen yaşındaki ihtiyar da yirmi yaşındaki delikanlı da ardına bakınca yılların hızını anlıyor. O anlayış pişmanlık olup gönlü yakıyor.

O kadar kıymetli ki henüz geçmemiş olan önümüzdeki zaman. Ne kadar kaldı vaktimiz bilemeyiz elbette. Fakat geçmişin elemleri veya geleceğin kaygılarıyla yaşamak yerine hâzır zamanın vazifesini eda etme azminde olabiliriz, olmalıyız. Asıl ömrümüzü bulunduğumuz gün hatta an bilip, elden giden ya da henüz gelmemiş zamanın düşüncesiyle değil, şimdinin gerekleriyle iştigal etmeliyiz. Ölümün mevsimi yok elimizde, dünyanın senedi yok cebimizde. Geçmişteki hatalara tevbe ederek, gelecek adına ümitle dolup taşarak, ânın da gereklerini eda ederek geçer ancak ömür. Kul olmakla kolaylaşır hayat.

Rab'bimiz günde beş kez buluşma vakitleri tayin ederek, dilimlere ayırmış yirmi dört saatimizi. Örneklerin en güzelini

vermiş zaman tanzimi adına. Sıkılmadan, bunalmadan yaşayalım diye, huzurunda dinlenelim hayatın yorgunluğundan diye namazı hediye etmiş kullarına. Namazda bile her iki rakatta bir oturuşlarla dinlendirmiş kullarını. Geceyi vermiş, gündüzü var etmiş, güneşle ayı takvim olarak lütfetmiş. Gezegenler, güneş, ay, yıldızlar ve kainat, doğa, gökyüzü... hepsi özünde zamanın değerini gösteriyor. Asra edilen yemin, insana en büyük delil zamanı hor kullanmama adına!

Fakat günümüzde, cebimizde taşıdığımız internetler esir almış bizi. Televizyonlara köle olmuşuz. Hergün ahlaksızlığın kol gezdiği diziler karşısında el pençe divan durup sarhoş olmuşuz günahların zehirli seyirleriyle. Her sahnesinde gözümüzle, gönlümüze haram nazarlar akıtmışız. Yetmezmiş gibi sosyal medya aracılığı ile bomboş geçirmişiz kalan vakti de. Uykuya dalarken de gözümüz o ekranlarda, uyanır uyanmaz da. Saatlerce amaçsız, gayesiz filmler, diziler, programlar kuşatmış hayatımızı. Günlerin isimleri dizi adlarıyla anılır olmuş. Tüm iş güç reklam aralarında yapılmak üzere programlanmış. Namazlar bile reklam aralarına denk getirilip, akıl son sahnede beden güya namazda olan ameller(!) yazılmış defterlerimi

ze.

Boş muhabbetler, altın günü adı altında toplanılan gıybet meclisleri, saatlerce uğraşılan günlük yemekler, cafelerde, restoranlarda midenin şehveti peşinde geçen zamanlar... Haram mekanlarda haram sevdalara esir olan gençlik zamanları... kahvehanelerde kağıt oyunlarıyla geçen bir gün...

Halbuki, çok basit bir ticaretti yirmi dört saatin birini Allah'a verip de sonsuzluğu kazanmak. Zaten o bir saati ihlaslı ve ihsan duygusuyla geçiren insan da diğer yirmi üç saatin değerini bilirdi. Fakat yanıldık. Boş vaktin (boş geçmemesi gereken vaktin) ve sağlık nimetinin değerini bilemedik. En sıhhatli ve dinç olunan gençlik zamanını hor kullandık. "Sonra" dedik. Hep erteledik. Biz sonra dedikçe, saat bize ekstra zaman vermedi hiç. Yanıldık.

Zamansız tek bir yaprağın toprağa düşmediği, zamansız tek bi damlanın gökten inmediği gerçeği aşikârken, insan zaman konusunda yanıldı. Okunan ezanlara rağmen namaz zamanının, gelen nimetlere şükür zamanının, musibet, hastalık ve kederlere sabırla dua zamanının farkında olmaktan geri kaldık. Vaktin nasıl değerleneceği konusunda yanılıyor insanlık bin dört yüz yıl önce Efendimiz'in(s.a.v) söylediği gibi. "Sıhhat ve boş vakit" konusunda yanıldık. (Buha

ri, Rikak, 1) Hoyratça harcadık ömrü, umarsızca tükettik gençliği, sağlıklı yaşları. Zâyi ettik insan olma nimetini. Daha zaman varken, uyanmak lazım. İçten gelen bir uyanışla uyanmak. Zamana kıymet veren bir uyanışla...

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle