Son DakikaGÜNCEL - İletişim Bilgilerimiz Güncellendi

YAZARLAR

Gülistan Dertli

Yolcusun Sen!

Unuttuk yolumuzu. Nerden geldik nereye varacak bu hayat serencamı.? Durmadan dönen, yorulmadan seyrine devam eden şu arz, varacağı yerde karar kılınca, sâkinlerini üstünden atacağını unuttuk! Dünya sonsuz, insan ölümsüzmüşçesine aldandık. Dünyanın denî ve fânî olduğunu unuttuk!

Rahm-ı mâderden kurtuluşuna sevindi insan dünyanın zâhirî aydınlık yüzünü görünce. Halbuki rahmin karanlığından daha ziftti nefsin tuzaklarıyla örülü dünya. Cenin olmaktan daha çok iki büklüm olmaktı dünyaya secde ediş. Yanıldık... Seması bile ölümlü yıldızlarla süslenmiş şu fani hayatın aldatıcılığına kandık... Yolcu olduğumuzu unutup han sahibi olmayı gaye edindik. Misafir olmak yetmedi, ev sahibi olmak istedik. Mülk olduğumuzu gözardı edip malik olma sevdası kapladı benliğimizi... Bir kuru ekmek yetecekken yaşamaya, kuş sütü bile eksik olmayan sofralara diktik gözümüzü. Yetmedi, hep daha fazlasını istedik.

Yürümemiz gereken ilâhi yoldan çıkıp tâli yollara, çıkmaz sokaklara döndük yönümüzü. Şems-i Ezeli'nin aydınlattığı yolu bırakıp, ateş böceklerinin cılız ve muvakkat ışıltılarının peşine düştük gafilce. Güneşi bırakıp mumların is kokan, dibini bile

ışıtmaktan aciz kalan ışıklarının meftûnu olduk...

Oysa en kârlı ticareti yapmıştı insanoğlu. Canı ve malı karşılığında cenneti satın almıştı Yaradan'dan. Yolcu olup, han han, belde belde dolaşıp ticaretini yapmaktı görevi. Yoluna revân olmaktan, herbir bucakta ahiret azığı aramaktan ve biriktirmekten başka gayesi yoktu, olmamalıydı. Şu dünya ancak ahiretin tarlasıydı. Fakat biz ahirete bakan yönleri hariç tüm cihetleriyle alâkadar olduk.

Unuttuk kardeşliği. Unuttuk dostça yaşamayı. Unuttuk barışı, selamı.. İnsanlığı unuttuk. Dinler ayrı dedik savaştık, diller ayrı dedik savaştık. Yetmedi mezhepler ayrı dedi dindaşlar savaştılar. İnsanlığı mağara devrine gönderip medenilik perdesi altında medeniyetsizce kuyular kazdık birbirimizin arkasından.

Şimdi her bir yanda gözyaşı, her tarafta savaşlar hüküm sürüyor dünyada. Ezan seslerini silah sesleri yalnız bırakmıyor. Her an dünyanın bir kısmı için bir ezan okunurken, bombalar, silahlar da susmuyor. Cana, ırza, mala göz dikenler durmuyor, doymuyor. Ezanın manasını, insan olmanın manasını anlatmaktan biz dûr olduğumuzdan, yolumuzdan berî durduğumuzdan insanlık sukut ediyor, esfel-i sâfiline düşüyor. Yolcu olan bizdik
madem, gelmeyene gitmeli, savaşları İslâm'ın barışıyla engellemeliydik. Kavgaları, küslükleri Rahmân'ın bizdeki tecellisi şefkatimizle, merhametimizle bitirmeliydik.

Dünya kendi yolculuğunun farkında. İnsanın da, Müslümanın da artık yolunu hatırlaması lazım değil mi? Yolculuk elest bezminden başladı. Ana rahmine düştü insan zamanı gelince. Dünya kuyusuna yuvarlandı sonrasında. O kuyunun çıkışı varken fırsatı değerlendirmek lazım. Sıradaki yolculuk kabre olacak çünkü. Onun da vakti bize gayb, bize kapalı. Kabir kapısı açılana kadar yolculuğa devam etmeli insan. Dünyaya kapılmadan, nefse takılmadan. Dünyalık herşey ancak kabir kapısına kadar. Sonrası yine yolculuk, Huzur-u ilahiye varana kadar sürecek bir yolculuk...

Yolumuz inşallah rû'yet ile son bulur. Unuttuğumuz yolu hatırlamamız için, nasihat olarak ölüm yeter.. Yolculuk imkan nispetinde olur elbet. Kimi için kıldığı namazdır yol. Kimine okuduğu Kur'an. Kimisi için bir yetime kol kanat germek. Kimisi için bir açı doyurmak. Kimisi Hakk'ı anlatır bilmeyene. Kimi bir tebessümle çıkar yolculuğa. Asıl yolculuk nefisle olan savaşta hep teyakkuzda olup sürekli ileri gidebilmek. Yolculuk her gönlün sonsuzluğa yardığı yoldaki hali. Ferd yolda olacak, millet yolda olacak, ümmet yolda olacak... Sonra topyekûn insanlık aynı yolda buluşacak Allah'ın izniyle.. O buluşmanın adı belki barış olur belki de İnşallah İslam.. Netice ne olursa olsun, Müslüman’a hep yolda olmak yakışır..

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle