YAZARLAR

Gülistan Dertli

Anahtarı Var Açılmaz Sanılan Kapıların

Bitti der insan bazen. Çıkamaz hayatın kargaşasının içinden. Yolun sonu sanır başındaki dertleri. Çıkmaz sokakların labirentinde dolaşıyor gibi hisseder kendini. Tüm dertleri, sıkıntıları, hastalıkları kendinde toplamışçasına debelenir durur güya kurtulma adına. Çırpındıkça battığını bilmez. Boşa dolanıp durduğunu anlamaz. O dertten kurtuluş yok arkadaş imtihan olduğunu anlamadıkça! O karanlık sokaklardan çıkış yok yalancı sokak lambalarının cılız ışıltılarını yok sayıp, derdi verenin nuruna sığınmadıkça. Karanlıklar içindeki tevhid nurunun aydınlığına sığınmadıkça karanlığa mahkumsun.. Farkına varmadıkça en güzel imtihan için dünyaya gönderilmiş olduğumuzun daha çok kapılar kapanır yüzümüze bir bir.

Farkında olmadığımız onca şeyin arasında en çok ihtiyacımız olan şey iki damla gözyaşı belki de. İki damla gözyaşı yetecek tüm dertlerimizi gidermeye, tüm düğümlerimizi çözmeye, tüm hastalıklarımıza deva bulmaya... Ama ağlamıyoruz, utmuşuz ağlamayı.

Hangi bebek ağladı da karnı doymadı? Hangi bebek ağladı da annesi onun hasta olduğunu anlamadı? hangi bebeğin ağlamasından ne ihtiyacı olduğunu bilemedi annesi? Anne, sevgiyle, merhametle, içine konulan duyguyla bebeğinin gözyaşlarından bildi hep ne istediğini.

Biz ağlasak peki? Seccadeyi sersek ağlasak sadece. Bilmeyecek mi neden ağladığımızı Allah? Bilmeyecek mi derdi veren hangi derdimize gözyaşı döktüğümüzü? Allah'ın merhameti en büyükken, bir de kulu huzurunda ağlarken kıyar mı Rab kuluna hiç?

Nice nisyanın içinde, ağlamak da unuttuklarımızdan malesef... Dua dua ağlamak, yalvara yakara pişmanlıkla... Günahlarına duyduğun nedamet için tevbe olur ağlamaların, başındaki bin türlü belaya rağmen hayata ümitle bakışının damlaları olur gözünden akanlar. Özlediklerin için yanaklarını yakan o iki damla, gönül volkanından çıkıp geliyordur adeta. Yaptığın hatalara ağlarsın, yapman gerektiği halde yapmadıklarının vicdan azabı sızlatır içini. Korkarsın ağlarsın, üzülürsün ağlarsın, sevinirsin yine ağlarsın... İki satır ağlatır bazen, bazen özlediklerine duyduğun hasret... Hayat ağlatır işte...

Hayatı okuya okuya sıyrılır gönlün dünyadan, masivadan. Rabbini özler ağlarsın, ona gitmek ister, hasretin acısıyla ağlarsın. Ağlamaların duaya dönüşür artık. Dünyadan usandığından ağlar insan. Ama yaşamak zorundasın. Rabbin, dünya hanında misafir etmişse seni, kaçmak olmaz. Rabbin için yaşayacaksın ağlaya ağlaya olsa da... Ağlamaları O'na çevirmek insanın elinde...

O kadar bunaltır ki dünya, başına gelenler, senden gidenler, halden anlamayan insanlar. Dolar için, dolar gözlerin. Ama ağlamazsın onların yanında. Sesini duymadılar ki ağlamalarından ne anlasınlar... Sonra gece gelir, herkes çekilince ayak altından, bir abdets alırsın, bir secdeye kapanırsın ardından. Alnını secdeye koyduğun an, tüm yükünü alır senden. Omuzlarında hissettiğin o ağırlık yerini huzura bırakır. Gözlerinden damlarken yaşlar secdeye, içindeki yangın diner her damlada... Sonra bir el açarsın, duyduğunu bilirsin Rabbi'nin seni. Hüngür hüngür ağlayarak ya da sadece susarak öyle bir dertleşirsin ki o huzurda O'nunla... Der ki içinden bir ses; "Keşke daha fazla derdim olsa da, şu huzurdan ayrılmasam hiç..." İçine dolan huzur öyle sevdirir ki dertlerini, dert o anda dermanın kendisi oluverir...

Olmaz sanılan her şeyi oldurur seni duyan. Açılmaz sanılan her kapıyı açar. Ellerini açtığında dua için, bilirsin ki rahmet yağıyor onlara. Avuçlarına dolduruyor Rabbin huzuru... Boynun bükük, aczinle, güçsüzlüğünle O'nun kapısına gittiğinde, duyar sesini senin. Cevap vermek için dua edilmesini beklediğini söylemiyor mu ayetinde..? Kapı çalışımızın adı dua olduktan sonra hiç açılmaması söz konusu olur mu kapının?

Belki bizim istediğimiz zamanda açılmaz, istediklerimiz istediğimiz şekilde olmaz ama O bizim için en iyisini bilmez mi? Bizim görevimiz sadece dua ve kulluk. Tevekkül kula en yakışan ziynet. Dua edip de, "Hadi!" demek yakışmaz kula. Duanın sonrası sabır, duanın sonrası beklemek, teslimiyet... O zaman ne anlamı kalır imtihanın?! Yağmur duasına yağmur yağsın diye çıkılmaz, yağmur yağmaması o duanın vaktidir, ezan gibi. Demek Rabbimiz dua edelim diye de sebebler yaratıyor, sesimizi duymak istiyor, yoklama defterine var olalarak yazılalaım diye hep huzuruna çağırıyor. Duasız bi kıymetimiz yok ki onun yanında. Çünkü duasız insan kibirlenir, nefsinin zebunu olur, Yaradanı unutur. İnsanı insan yapan duasıdır, zenginliği acz ve fakrı gücü de rabbi karşısındaki güçsüzlüğü...

Karaya vuran gemi sular yükselirse seyrine devam edebilir. Gözyaşlarımız ve duamız da beden ve ruh gemimizi karaya vurmaktan kurtaran en güzel tiryaklar. Cehennem ateşini söndürecek olan, Allah korkusuyla akıtılan gözyaşları... Bizi insanlığa götürecek olan, kalbimizi temizleyecek iksir onlar. Gözümüzden akanlarla ve gönlümüzden dökülenlerle insan olabiliriz ancak. İnsanoğlu ağlar, hem de öyle güzel ağlar ki... Güneş ışığının su damlalarında kırılmasıyla ortaya çıkan o muhteşem gökkuşağının manevi alemlerdeki karşılığı Rabbimiz'e varan gözyaşlarımızla karşımıza çıkar birgün... Belki namazda hissederiz onu, belki duada, belki ölünce kabirde, belki de varınca huzura yeniden dirilip, Ru'yetullah'ta...

Dünyadaki kapılar da, cennetteki kapılar da açılır elbet. Biz yeter ki ürpermeyen kalpten ve ağlamayan gözden Allah'a sığınalım. Allah'ın dediği gibi yaşarsak, ona layık olma çabasında olursak o elbet umduğumuza ulaştırır bizi. Çünkü O, sonsuz merhamet sahibi... Çünkü O, "Ol!" deyince olduran, bizim ve tüm kainatın Rabbi. Çünkü o bir bebeğin ihyiyacını verirken, bir karıncayı ihmal etmeyen, bir ateş böceğini yandırırken güneşi de ateşsiz bırakmayan... Müsebbibu'l-esbab O, kapıları açan O. Kapattığı kapılara bedel yepyeni yolları nasip eden O. Birşeyi ya da birini kaybettik sanarken, aslında bizi onlardan kuratarmış olan O... Tevekkülü katık edip duaya, gözyaşı ve ızdırabı da yanlarına azık edip kulluk yapılacak yegâne Zât O.. Kul olan da biz! Bize düşen olduğumuz gibi davranmak. Kul gibi...

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle