YAZARLAR

Esra AKDAŞ

İmtihanlar Sofrası Hayat

Hayat inişli çıkışlı geçiyor çabucak. Zaman su misali önümüzden akıyor hızlıca. Kimi zaman en amansız dertlerin pençesine takılıyoruz. Kimi zaman art arda gelen hayat okulundaki imtihanları başarıyla tamamlayamıyoruz. Belki pes ediyoruz, ümidimiz kırılıyor, canımız yanıyor. Bu aciz bedenimiz, ruhumuz kaldıramıyor yaşananları. Takatimiz kalmıyor çoğu zaman. Belki de en ağır günahın altında kalıyor, battıkça batıyoruz. Çırpınıyoruz çırpınıyoruz çıkmak için. Fakat düştüğümüz yerden kalkamıyor, bir el bekliyoruz elimizden tutup bizi kaldırsın diye.

Hayat bu. Her şeyi ile bize sunulmuş ağır ama büyük bir nimet. Büyük bir imtihan sofrası. Bazen o kadar çok çetrefilli problemlerle karşılaşıyoruz ki, her yolu deniyoruz. Çalmadığımız kapı kalmıyor, takatimiz tükenme noktasına varıyor. Ve biz olduğumuz yerde kalıp, acziyetin vermiş olduğu acıyla kıvranarak, ya Yunus Emre gibi,

"Cana cefa kıl ya vefa
Kahrın da hoş, lutfun da hoş,
Ya derd gönder ya deva,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.

Hoştur bana senden gelen:
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrında hoş lutfun da hoş

Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrında hoş, lutfun da hoş"

diyerek ellerimizi kaldırıp yalvar yakar dua ediyoruz Rabbimize. Ya da isyan edip, teselliyi yalancı zevklerde arıyoruz. Ve gitgide uçuruma sürükleniyoruz. Zannediyoruz ki haram yolundaki zevkler bize dertlerimizi unutturacak. Ama yanılıyoruz. Çünkü günahın vermiş olduğu lezzet zehirli bir bal misali önce bize tadını hissettiriyor fakat sonra içindeki zehri yavaş yavaş bütün vücudumuza akıtmaya başlıyor. Ve ardından... Heybemizde kalan yine elem, yine keder ve koskoca bir pişmanlık.Biz, bize derdi vereni çok çabuk unutuyoruz. İşte bu yüzdendir bütün sıkıntılarımız, bunalımlarımız. Değil midir ki Rabbimizin gücü bütün kainata yeter? O (c.c)' nun rahmet hazineleri ummanlar kadar geniştir. Halimizi görür, acizliğimizi, kimsesizliğimizi bilir ve bize inayet elini ulaştırır. Yoksa fani dünyanın fani canları bize sadece mezara kadar arkadaş olacaktır.

Evet hayat bir çağlayan gibi geçiyor önümüzden çabucak. Uzun zannettiğimiz ömür sermayesi, avucumuzdaki bir kar tanesi gibi ellerimizden kayıveriyor. İşte bu sebepten bizlerde geç olmadan, vakit dolmadan, dünya denen bu misafirhaneden ebedi güzergahımıza gitme vakti gelmeden, ayağa kalkıp silkelenelim. Sıkıntıların bize ahireti kazanma yoluna giden birer binek olduğunu unutmayalım. Sabrederek Allah' a yönelince zorlukları daha kolay atlatacağımızı da unutmayalım. Çünkü hayat bir kelebeğin kanadında hızlıca uçuveriyor sonsuzluğa.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle