YAZARLAR

Enes AYDIN

Müslümanlar'ın İhtilaf Sebeplerinin Tarihçesi

Müslümanlar itikat, siyaset ve fıkıh konusunda bir takım mezheplere ayrılmışlardır. Bu ayrılışın sebeplerini açıklamaya geçmeden evvel şu iki hususu açıklamakta fayda var:

1-Bu ihtilaf dinin özüne ait değildir. Yani dinin temel prensiplerinden biri hakkında veya din bilgisinin zorunlu olarak ortaya koyduğu içki, domuz ve hayvan leşi yasağı, mirasın temel kaideleri gibi temel hususlarda ihtilaf olmamıştır. İhtilaf dinin rükünlerinin dışında olan konularda olmuştur.

2-Şüphesiz, bu ihtilaflar, akide ve siyaset çevresinde görüldüğü için İslam için zararlıdır. Bu konuda Buhari, Zeyneb binti Cahş'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Bir gün peygamber, yüzü kıpkırmızı olarak uyandı ve şöyle dedi: La ilahe illallah, yaklaşan felaketten ötürü vay Arapların haline" (Buhari: Enbiya 7, Fiten 4, Müslim: Fiten 1, İmam Ahmed 2/290, 291.) Bu hadiste Resulullah (s.a.v.) kendinden sonra çıkacak fitnelere işaret etmektedir.

İtikadi meseleler çevresinde ihtilaf etmenin kötü olduğunu belirtmemize karşın, hakkında kitap ve sünnetten bir nass bulunan konu üzerinde yapılan fıkhi ihtilafın kötü olmadığını da belirtmeliyiz. Tersine bu ihtilaflar derin çalışmalara vesile olmuştur. Ömer b. Abdulaziz Ashabın fer'i meselelerde ihtilafından hoşlanır ve şöyle derdi: "Ashabın ihtilaf etmemiş olmasını istemezdim. Eğer onlar bir görüşte toplansalardı insanlar zorluğa düşerlerdi.”

Resulullah (s.a.v.)’den sonra Müslümanlar neden ihtilafa düştüler?

İhtilafın birçok sebepleri vardır. İhtilaf iki türlüdür
1-Birliği bozmayan ihtilaf (Fıkhi konulardaki ihtilaflar)
2-Birliği parçalayan ihtilaf (Siyaset ve yönetim alanında meydana gelen ihtilaflar)

Bu ihtilafların sebepleri şunlardır;

Irkçılık (Asabiyyet)

Irkçılık, İslam ümmetini parçalayan ihtilafın temelini teşkil eder. İslam, Kuran ve Sünnetle Irkçılığa karşı savaş açmıştır. Yüce Kitabımız bize ırkçılık, zenginlik, cinsiyet gibi hususların üstünlük sebebi olamayacağını ancak üstünlüğün takvada olacağını şu ayeti kerime ile bizlere açıklar; “Ey insanlar! Şüphesiz ki biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi -birbirinizle tanişabilesiniz diye- milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en saygıdeğer(üstün) olanınız, (Allah’tan) en çok korkup, (fenalıklardan sakınan ve ilâhî sınırlara) saygılı olanınızdır. Allah bilir ve haberlidir.” (Hucurat 13.). Rasulullah(s.a.v) ise şöyle buyurur; “Irkçılığa davet eden bizden değildir. Irkçılık üzerine savaşan bizden değildir! Irkçılık üzerine ölen de bizden değildir.” (Sünen-i Ebî Dâvud, Taç.: 5/46). Bir başka hadisinde de şöyle buyurur: “Hepiniz Âdemdensiniz, Âdem ise topraktandır. Arabın aceme üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir.” (Müslim, Hac, 19).

Irkçılığın büyük ehemmiyet verildiği Resullah döneminde yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadislerle ırkçılığa savaş açılmış ve ırkçılık ortadan kaldırılmıştır. Resululahın vefatıyla beraber tekrar ortaya çıkmaya başlayan ırkçılık Emevilerin Arap ırkını üstün gören tutumu sebebiyle tekrar ana ihtilaf sebebi olmuş ve Emevilerin bu tutumu sayesinde İslamiyetin yayılma süreci duraklama dönemine girmiştir.

Hilafet Anlaşmazlığı

Siyasi ihtilafın temel çıkışı İslam ümmetini Rasulullah’tan sonra kimin idare edeceği meselesidir. Resululah (s.a.v.)’ın vefatıyla bu mesele ortaya çıkmış ancak Hz. Ebubekir (r.a.)’in halife seçilmesiyle bu mesele ortadan kaldırılmıştır. Hz. Osman (r.a)’ın şehid edilmesiyle yeniden alevlenmiş, Hz. Alinin halife seçilmesi ve sonucunda Cemel vak’ası ve Sıffin savaşı ile ihtilaflar savaşa dönüşmüştür.

Müslümanlar'ın eski din mensuplarına komşu olması ve bunların bazı alışkanlık ve inançlarının İslam'a sokulması

Doğru yolu bulup İslam ile müşerref olanlar eski bazı alışkanlıklarını bırakamadılar. Münafıklar’ın İslam’ı bozmak için kendi itikadı problemlerini İslami bir problem gibi gösterdiler. İbn Hazm "El Fasl" adlı eserinde şöyle der:

"Bu grupların çoğunun İslam dininden çıkmasının aslı şudur: Persler(İranlılar) geniş bir ülkeye sahip idiler. Tüm uluslara karşı üstünlükleri vardı. Kendilerini de böyle görürlerdi. Bu sebeble de Arablar tarafından devletlerinin yıkılması ağırlarına gitmişti de birçok kez onu yıkmaya çalışmışlardı. Ama Hakkın yardımıyla bu olmamıştı. Bazıları görünüşte Müslüman oldular. Ehli beyt sevgisi ve Hz.Ali’ye yapılan zulmü kullanarak Şiilere yanaştılar. Nihayet onları İslamdan çıkardılar..." İranlılar’ın Hz.Ömer(r.a.) düşmanlığının İran’ı fetheden ve Müslümanlaştıran halife olduğundan kaynaklandığı da mezhepler tarihi eserlerinde zikredilir.

Felsefenin tercüme edilmesi

İhtilaf sebeplerinin en önemlilerinden birisi de felsefi eserlerin arpaçaya tercüme edilmesidir. Birçok felsefi nazariye islam düşüncesine karşıt durumdadır. Felsefi düşünce, onları insan aklının kesin bir çözüme kavuşturması mümkün olmayan meseleleri incelemeye itmiştir. Hatta Abbasiler döneminde ümmet içerisinde sofistlerin iddia ettiği gibi şüpheciliği savunanlar ortaya çıkmıştır. Şüphecilik akımının etrafında etrafında çeşitli düşünceler oluşmuştur. Bunun etkileri bizzat din düşüncesinde görüldü. Örneğin Mu’tezilenin Allahı ispatlama yönteminde felsefe metodunu kullandığını, Kelam ilminin de mu’tezili bir yolda gittiğini, bunlara cevap veren ehl-i sünnet âlimlerinde dahi mantıki ölçüler, felsefi ta’dilat ve soyut nakli incelemelerden ibaret olduğunu görürüz.

Kıssacılık faaliyetinin başlamasıyla her kavim kendi gelenek göreneğini İslamın aslındanmış gibi göstermeye çalışmış ve bunun sonucunda ne kadar hurafe varsa topluma aktarılmıştır. İsrailiyat’ın İslam Tarihine ve tefsirlere girmesi de bu kıssacılık faaliyeterinin sonucunda oluşmuştur (Muhammed Ebu Zehra, Mezhepler Tarihi).

Kuranda bulunan müteşabihat

Kur’an'da muhkem ve müteşabih ayetler vardır. Muhkem ayetler hükmü açık, kesin, açıklanması için başka delile ihtiyaç duymayan ayetlerdir. Müteşabih ayetler ise birden fazla mana ihtimali olduğundan anlaşılmsı için başka delile ihtiyaç duyulan ve hakkında kesin hüküm verilemeyen ayetlerdir.

Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor; “Bu muazzam kitabı sana indiren O’dur. Onun âyetlerinin bir kısmı muhkem olup bunlar Kitabın esasıdır. Âyetlerin bir kısmı ise müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler: “Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir” derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Ali İmran 7).

Bu ayetle Kur'an'da müteşabihatın varlığı sabit olmuştur. Müteşabih ayetlerin varlığı Âlimlerin bu ayetlerin manası hususunda ihtilaf etmelerine sebep olmuştur.

Şer'i Hükümlerin Çıkarılması

İslam şeriatının tertemiz kaynağı Allah'ın kitabı ve Resulün sünnetidir. Ancak nasslar (ayet ve hadis) sınırlı, olaylar hayat devam ettiği için sınırsızdır. Ortaya çıkan her yeni hadise için hüküm çıkarmak gerekmektedir. Hüküm çıkarma şekli, âlimler tarafından değişik metodlar kazanmıştır. Her biri belirlediği metodlar dâhilinde doğruyu ve doğruları tespit etmeye çalışmıştır. Şer’i hüküm çıkarmaktan kaynaklanan ihtilaflar ayrışma sebebi olmamış aksine övgüye mazhar sonuçlar vermiştir. Ameli(fıkhi) mezheplerin ortaya koyduğu hükümler buna örnektir.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle