Son DakikaGÜNCEL - İletişim Bilgilerimiz Güncellendi

YAZARLAR

Emekli Müftü Mehmet Gündoğdu

Ezan, Şeâir-i diniyedir; Din dilinde okunur

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla.
Allah’a Hamd, Rasulüne salat-ü selam olsun.

A-Ezan kelimesi

Ezan, sözlükte “ilam, bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilân etmek” mânasına gelir.
Dini terim olarak farz namazların vaktinin geldiğini, Peygamberimizin sünneti ile belirlenen
sözlerle ve özel şekilde müminlere duyurmayı ifade eder.
Ezan okuyan kimseye müezzin, ezan okunan yere de minare denir.
Ezan kelimesi sözlük anlamında, Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde “bildiri, ilâm” mânasında
geçmiştir. (Tevbe,3)

Dini terim anlamında ezana nidâ kökünün türevleriyle iki âyette (Mâide, 58; Cum‘a, 9) işaret
edilmiştir.

B-Ezanın önemi, mahiyeti ve dini hükümleri

1- Ezanın önemi

Ezan, yediden, yetmişe, her yaşta, insanlara, inanan, inanmayan, müslüman gayr- i müslim
herkese ulaşan çok şümullü kutsal bir mesajdır.
Mâna ve muhtevası bakımından ezan, hem namaz hem de İslâm için bir çağrıdır.
Ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken diğer taraftan İslâm’ın üç temel
ilkesini oluşturan;

a-Allah’ın varlığı ve birliği,**

b-Hz. Muhammed’in O’nun elçisi olduğu,**

c-Asıl kurtuluşun (felâh) ibadet mutluluğunda bulunduğu gerçeği açıklanmış olur.

Yer küresinin güneş karşısındaki konumu ve kendi çevresinde dönüşü ile namaz vakitlerinin
oluştuğu göz önünde bulundurulduğu takdirde müslümanlarla meskûn olan her noktada
günde beş defa okunan ezanın kesintisiz devam ettiği, bu ilâhî mesajın günün her anında
yeryüzünden yükseldiği anlaşılır.

Hz. Peygamber’den nakledilen birçok hadis ezanın mâna ve önemini dile getirmekte ve ezan
okumanın faziletlerini belirtmektedir (meselâ bk. Buhârî, “Eẕân”, 4, 9; Müslim, “Ṣalât”, 14-18;
Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 60).

Ezan aynı zamanda okunduğu beldenin özgürlüğünü, bağımsızlığını da gösterir.

Bundan dolayı özgür olabilmek ve özgür kalabilmek için, ezan sesinin hiç dinmeden
semalarımızda yankılanması arzusuyla Merhum Mehmet Akif'in İstiklâl Marşımızdaki şu
temennisi hep dilimizdedir:

“Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”.

2-Ezanın sözleri ve anlamı

"Allâh-ü Ekber (Allah en büyüktür) (4 kere),
"Eşhedü en lâ ilâhe İllAllah (Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur) (2 kere),
"Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah; (Şahitlik ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir) (2
kere),
"Hayye ale s-salâh; (Haydi namaza) (2 kere),
"Hayye ale;l-felâh; (Haydi kurtuluşa) (2 kere),
"As-salatu hayrun minen nevm; (Namaz uykudan hayırlıdır) (2 kere), (Sadece sabah
ezanında),

"Allâh-ü Ekber; (Allah en büyüktür) (2 kere),
"Lâ ilâhe İllAllah; (Allah'tan başka ilâh yoktur) (1 kere).

3-Ezanın Dini Hükümleri

Ezanın Din lisanından başka bir dilde okunması câiz değildir.
Ezan farz olan namazlar için okunur. Camide okunan ezan duyuluyorsa evlerde kılınacak
namaz için ayrıca ezan okunmaz.

Ezanın duyulmadığı uzak bir mesafede veya yerleşim merkezleri dışında bulunanlar da ezan
okurlar. Cenaze namazı ile vitir, bayram, teravih, yağmur duası namazı ve farz-ı ayın olmayan
diğer namazlar için ezan okunmaz.

Ezan namaz vakti girdikten sonra okunmalıdır; vaktinden önce okunursa iadesi gerekir.
Ayrıca ezan Arapça sözleri ve bilinen tertibiyle okunmalıdır.
Ezanı erginlik veya temyiz çağına gelmiş bir kimse okumalıdır.

Gayri mümeyyiz çocuğun okuyacağı ezan geçersizdir. Ayrıca müezzinin ezan sırasında
konuşması mekruhtur.

Yeni doğan bebeğin sağ kulağına hafif sesle ezan, sol kulağına da ikāmet okumak menduptur
(Ebû Dâvûd, “Edeb”, 108; Tirmizî, “Eḍâḥî”, 17).

Ezanı işiten bir müslüman müezzinin sözlerini ondan sonra tekrar eder. Ancak, “Hayye ale’s-
salâh” ve “Hayye ale’l-felâh’ta bunların yerine “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” (bütün
değişimler, bütün güç ve hareket Allah’ın iradesiyle mümkündür) cümlesini tekrar eder.
Sabah ezanında ilâve edilen, “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” cümlesine de, “Sadakte ve
berirte” (doğru ve haklı söyledin) diye karşılık verilir.

Ezanın bitiminden sonra Hz. Peygamber’in öğrettiği ve şefaatine vesile olacağını haber
verdiği şu dua okunur:

“Allāhümme rabbe hâzihi’d-da‘veti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kāime âti Muhammeden el-vesîlete
ve’l-fazîlete ve’b‘ashü makāmen mahmûdeni’llezî vaadteh İnneke lâ tühlifül mîad”.
.
“Ey bu mükemmel davetin ve daimî çağrının [veya kılınacak namazın] rabbi olan Allahım! Muhammed’e sana yaklaştırıcı her türlü vesileyi ihsan et, onu faziletlerle donat. Onu -Kur’ân-ı Kerîm’inde- vaad ettiğin övgü makamına yücelt” [Buhârî, “Eẕân”, 8]).

C-Ezanın tarihi

1-İlk Ezan

Namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde Hz. Peygamber’in Medine’ye gidişine kadar
namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemişti.

Medine döneminde ise müslümanlar başlangıçta zaman zaman bir araya toplanıp namaz
vakitlerini gözetirlerdi.

Bir süre namaz vakitlerinde sokaklarda “es-salâh es-salâh” (namaza namaza!) diye çağrıda
bulunulduysa da bu yeterli olmuyordu.

Namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere bir işarete ihtiyaç duyulduğu aşikârdı.
Bunun için nâkūs (Hıristiyanlarca şimdiki çan yerine kullanılan, üzerine bir çomakla vurularak
ses çıkarılan tahta parçası) çalınması, boru öttürülmesi, ateş yakılması veya bayrak dikilmesi
şeklinde çeşitli tekliflerde bulunulduysa da nâkūs hıristiyanların, boru yahudilerin, ateş
Mecûsîler’in âdeti olduğu için Resûlullah tarafından kabul edilmedi.

Ancak bu sırada ashaptan Abdullah b. Zeyd b. Sa‘lebe’ye rüyada ezan öğretilmiş, Abdullah da
ertesi gün Hz. Peygamber’e gelerek durumu haber vermişti.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Bilâl’e ezan cümlelerini ezanda ikişer, ikāmette ise birer defa
okumasını emretti.

Bu arada Hz. Ömer Resûlullah’a gelip aynı rüyayı kendisinin de gördüğünü, ancak Abdullah b.
Zeyd’in daha erken davrandığını bildirmiştir (Buhârî, “Eẕân”, 1; Müslim, “Ṣalât”, 1; Ebû
Dâvûd, “Ṣalât”, 27; Tirmizî, “Ṣalât”, 25; İbn Mâce, “Eẕân”, 1; Nesâî, “Eẕân”, 1).

Bilâl, Neccâroğulları’ndan bir kadına ait yüksek bir evin üstüne çıkıp ilk ezan olarak sabah
ezanını okudu (Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 3).

Böylece ezan hicrî (622) veya bir rivayete göre (623) yılda meşrû kılınmış oldu. Daha sonra
Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına ezan okumak için özel bir yer yapıldı.

Ezan, 14 asırdan beri İslam dünyasında, ilk günde okunduğu şekliyle muhafaza edilerek
günümüze gelmiştir. Bundan sonra da kıyamete kadar devam edecektir.

2-Ezanın Türkçeleştirilmesi.

Ezan ülkemizde 14 asır boyunca ilk okunduğu günkü gibi, 1932 yılına kadardan dili ile
okunmaya, devam edilmiştir.

Nihayet, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, özellikle II. Meşrutiyet’i takip eden yıllarda
Türkçülük cereyanının ve buna bağlı olarak dilde sadeleşme akımının ortaya çıkmasından
sonra (din lisanı bölümünde nakledeceğimiz, İmam-ı Azam ile İmam-ı Şâfiî’nin, istisnai,
zaruret halinde olanlara verilmiş, hususi fetvalarını örnek alınarak) ibadet dilinin
Türkçeleştirilmesi doğrultusunda görüşler ileri sürülmeye başlanmış, bu görüşler arasında
bilhassa ezanın Türkçeleştirilmesi gerektiği düşüncesi ön plana çıkmıştır.

Ezanın Türkçe okunması, Atatürk’ün takibi ve yer yer bizzat kendisi katılarak doğrudan
yaptırdığı çalışmaların ardından 1932 yılında uygulamaya konuldu.

İlk dil kurultayından sonra (26 Eylül 1932) bütün din görevlilerinin ezanı Türkçe okumaları
için hazırlık yapmalarını sağlamak üzere Evkaf Umum Müdürlüğü tarafından hem vilâyetlere,
hem de cami ve mescid görevlilerinin âmiri sıfatıyla Evkaf müdürlüklerine gönderilen (o
dönemde imamlar müezzinler Evkaf Müdürlüklerinden maaş alıyorlardı) Türkçe ezan metni
şu şekilde düzenlenmiştir.

“Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim
bildiririm Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydi namaza / Haydi felaha / Namaz uykudan
hayırlıdır (yalnız sabah namazında) / Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”

Bu tamimden sonra ezanın Türkçe okunması sıkı bir şekilde takip edildi ve zamanla
merkezden uzak bazı bölgeler dışındaki bütün vilâyetlerle karakol ve jandarma teşkilâtının
ulaşabildiği bütün yerleşim birimlerinde Türkçe ezan okutulmasına başlandı.

Ancak yeni şekli benimsemeyen müezzinler ve halk, bir nevi pasif direniş göstererek ezanı
çocuklara ve meczuplara okuttukları, Türkçe’sini yüksek sesle okuduktan sonra alçak sesle
Arapça’sını da tekrar etmek veya imam ve müezzin olmayan kişilere okutmak suretiyle aslî
şekli muhafaza etmeye çalıştıkları, bu devri yaşayan ve bir kısmı halen hayatta bulunan
kişilerin ifadelerinden öğrenilmektedir.

Ezanın Türkçe okunmasına ilk büyük tepki 1 Şubat 1933’te Bursa’da meydana geldi.
Ulucami’de Topal Halil adında halktan birinin Arapça ezan okuduktan sonra minare dibinde
bekleyen bir sivil polis tarafından tartaklanarak karakola götürülmek istenmesine tepki
gösteren halk, hükümetin bu konuya müdahalesini protesto etmek üzere önce Evkaf
müdürlüğüne, oradan da valiliğe yürüdü.

Valiliğin askerî garnizondan yardım istemesi üzerine, durum İzmir’de Atatürk’ün yanında
bulunan garnizon kumandanına bildirildi.

Hadiseyi öğrenen Atatürk gezisini yarıda keserek Bursa’ya geldi.
Anadolu Ajansı’na verdiği beyanatta olayın haddizatında ehemmiyetli olmadığını, cahil
mürtecilerin Cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacaklarını, olaya bilhassa dini
herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha edilmeyeceğinin anlaşılması için önem
verdiklerini belirterek meselenin esas mahiyetinin dinle değil dille ilgili olduğunu söyledi
(Cumhuriyet, 7 Şubat 1933).

Ayrıca konu ile bizzat ilgilenerek hükümet yetkililerine gerekli talimatı verdi. Bursa
müftüsüne, savcı ve sulh hâkimine işten el çektirildi.

Arapça ezan okuma hadisesine karışan on dokuz kişi, Çorum Ceza Mahkemesi’nde bir yıl
süren muhakemeden sonra ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı (Kocatürk, s. 546).
O zamana kadar konunun dışında tutulmaya çalışıldığı anlaşılan Diyanet İşleri Riyâseti,
Dahiliye Vekâleti’nden gelen bir yazı üzerine 4 Şubat 1933 tarihinde bütün müftülüklere bir
tamim göndererek görevlilerin ezanı ve kāmeti Türkçe okumalarını, buna uymayanların “kati
ve şedid bir şekilde” cezalandırılacağını bildirdi (metni için bk. Albayrak, s. 262).

Ardından müftülüklere yollanan 6 Mart 1933 tarihli yeni bir tamimle de, “her tarafta Türkçe
ezan okunduğu bir zamanda minarelerde Arapça “salâtüselâm” okumak ahenksiz düşeceği
ve hükümetin takip ettiği maksad-ı millîye de uygun gelmeyeceği” gerekçesiyle Arapça salâ
verilmemesi, gönderilen örnekteki üç Türkçe salâ ve tekbir metninden birinin seçilerek
okunması istendi.

3-Arapça ezan okuma yasağının kaldırılması

Arapça ezan okuma yasağının kaldırılması amacıyla 1950 seçimlerinden sonra yoğun bir
çalışma başlatıldı. Ceza kanunundan ilgili fıkrasının çıkarılması için 31 Mayıs 1950 tarihinde
Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, 2 Haziran 1950’de Kayseri Milletvekili İsmail Berkok ve on

üç arkadaşı, 14 Haziran 1950 tarihinde de Başbakan Adnan Menderes hükümetince Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ne çeşitli kanun teklifleri sunuldu.

Bu tekliflerin gerekçesinde daha önceki hükümetçe yapılan uygulamanın yanlış olduğu, ceza
kanununa hüküm konulmasının din ve vicdan hürriyetine baskı sayıldığı belirtilerek, “Çeşitli
gerekçelerle ezanı Türkçe okutmak, vatandaşın din ve vicdan hürriyetini herhangi bir şekilde
kısmen veya tamamen mahkûm etmek ve bu hususu kanunî ceza tesbitleri altında
bulundurmak doğru olmaz” deniliyor ve gerekçe şu hükümle sona eriyordu:

“Bütün bu mülâhaza ve sebeplerden başka müslüman Türkler’e sebepsiz yere mânevî
huzursuzluk veren böyle bir yasağın demokrasi ile idare olunan bir devlet nizamı içinde yer
alabilmesi de müstahîldir(manasız, saçma, boş şey). Fıkranın tayyı (değiştirilmesi) müslüman
Türkler’e muhakkak bir huzur ve vicdan rahatlığı verecektir” (15 Haziran 1950 tarihli, Türk
Ceza Kanunu’nun 526. maddesinin değiştirilmesi hakkında TBMM başkanlığına sunulan
teklifin gerekçesi S. sayısı; 3/1/9, 2/6, 7 TBMM Kütüphanesi Dokümantasyon ve Tercüme
Müdürlüğü).

Bunun üzerine Ceza Kanunu’nun 526. maddesinde gerekli değişiklikler yapılarak 16 Haziran
1950’de Ramazan arefesinde ezanın Arapça okunması serbest bırakıldı.

Bu durum, Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin imzasını taşıyan 23 Haziran 1950
tarih ve 6715 sayılı tamimle bütün müftülüklere resmen tebliğ edildi.

Bu tarihî metinde, “Elfâz-ı mahsûsa (hususi lafızlar) ezanın rüknü ve sıhhatinin şartı olduğuna
göre hususî lafızlarından başkası ile okunan ezana velev en doğru bir tercüme ile de olsa
itibar yoktur”. İfadesi yer almıştır.

Devamla, “Tamamıyla dinî bir ibadet mevzuu olan ezan ve kāmeti aslî şeklinden çıkarıp şu
veya bu dille okumaya zorlayıcı hükümlerin, ezan ve kāmeti din lisanıyla okumak yasağının
ahîren Büyük Millet Meclisi’nce kaldırılması hadisesinin vatandaşlar üzerinde husule getirdiği
büyük ferahlık ve hoşnutluk yurdun muhtelif bölgelerinden gelen yazılarda açıklanmaktadır”.
Bu yazı da yapılan tespitler ve hükümler, Diyanet teşkilâtının ve halkın on sekiz yıl kadar
süren bu yasak ve baskılara karşı tavırlarının anlaşılması bakımından önemlidir.

Tamimin son paragrafında, “Bu yolda yapılan tebligat üzerine ilinizde/ilçenizde hâsıl olan
durum hakkında bilgi verilmekle beraber hangi gün ve vakitten itibaren tatbikata
başlandığının ve ezanı, kendisine mahsus olan usul ve dinî lisanla okumayı bilmeyen
müezzinler bulunup bulunmadığının, şayet böyleleri varsa bu hususta ne gibi tedbirler
alındığının bildirilmesi lüzumu ehemmiyetle beyan olunur” denilmesi, Diyanet camiasının bu
dönemde içine düştüğü durumu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Yasağın kalkmasıyla birlikte ramazan ayında minarelerden yükselen ezanlar büyük bir
sevinçle karşılanmış, selâtin camilerinin minarelerinde çifte ezanlar ve salâlar okunmuş,
sabah ezanlarını dinlemek için camilerin etrafında toplananların secdeye kapanıp yeri
öptükleri görülmüştür.

Ülkenin her tarafında kurbanlar kesilmiş, zamanın hükümetine ve millet meclisine tebrik ve
teşekkür telgrafları gönderilmiştir (SR, IV/82, s. 103-105). Öte yandan zamanın başbakanı ve
bazı bakanları, ezanın aslî şekliyle okunmasına karşı çıkan bazı kişiler tarafından inkılâplara
aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmakla tehdit edilmiştir
(a.g.e., IV/84, s. 140-141).

Mayıs 1960 ihtilâlinden ve 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra da ezanın Türkçe okunması
gündeme gelmiş, ancak bazı kesimlerin bu konudaki teşebbüsleri ilgi görmemiştir.

D- Ezan Şeair-i İslâmiye ve Şeâir-i diniyedir.

Şeâir, kelime anlamı itibariyle “belirleyici özellikler, işaretler, âlametler, izler, semboller”
anlamlarına gelmektedir.

Şeâir ifadesi, genellikle dînî motifler taşıyan işaretler için kullanılır. “Şeair- Allah, Şeâir-i diniye
ve Şeair-i İslâmiye” şeklinde ifade edilir.

Şeâir-i dîniye, görüldüğü, dinlendiği veya hissedildiği zaman, dini akla getiren, inancı
çağrıştıran ve hatırlatan işaretlerdir.

Kabe, safa, Merve, Câmi, minare, hilâl, ezan, selâmlaşmak vs. İslâm inancını hatıra getiren
şeâirlerdendir.

E-Din Lisanı

Kur’an-ı Kerim, sekiz ayette İslam Dininin lisanı Arapça olduğunu beyan eder.
(Yusuf,2- Rad,37- Taha,113- Zümer,28- Fussilet,3- Şura,7- Zuhruf, 3- Ahkaf,12)
Zira Kur’an Arapça nazil olmuştur. Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v) de Arap kavminden
olup Arapça konuşuyordu.

Ümmet-i Muhammed’in İbadet ( namaz) dili de Arapçadır.
Din lisanından başka bir dilde ezan okumak, namaz kılmak, kıldırmak caiz değildir. İslam
Alimleri, bu konuda müttefiktirler.

Ancak, İmamı Azam’a atfedilen namazda, Fatiha’nın Farsça mealinin okunması fetvası;
camilerde veya bütün müslümanların ibadetlerini kapsayan, umumi bir fetva değil, hususidir.
Arapça bilmeyen bir şahsa, Arapça Fatiha suresini öğreninceye kadar,(kısa bir zaman) istisnai
ve zaruret hali üzere verilmiş bir fetvadır.

Keza, İmam Şâfiî de, Arapça ezan bilinmeyen bir yerde, ezanı asıl şekliyle okuyabilen birinin
bulunmaması halinde, Arapça ezan lafızlarını öğreninceye kadar kısa zaman için kendi
dillerinde namaza çağrı yapabilirler Fetvası da, bütün müslümanlara umumi bir fetva değil,
hususidir. İstisnai ve zaruret hali üzere verilmiş bir fetvadır.

İslam dininde başta ezan olmak üzere ve ibadetlerde (namazda) asıl olan “din dili”dir.
Sonuç olarak; Ezan bizim dinimizdir. Şeair-i İslâmiye ve Şeâir-i diniyedir.

Din lisanı ile okunur.

Vesselam.
Geniş bilg için bkz.
1-D.İ.B, Hadislere İslam, II, Ezan, s,299.
2-T.D.V, İslam Ansiklopedisi, Ezan mad.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle