YAZARLAR

Emekli Müftü Mehmet Gündoğdu

Akaid ve iman nedir? Mümin kimdir?

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla.

Allah’a Hamd, Rasulüne salat-ü selam olsun.

İnanç açısından insanların intisaplarını yazalım istedik. Beş bölümden oluştu.

1-Akâid ve İman nedir? Mü’min kimdir?

2-Tevhid nedir? Muvahhid kimdir?

3-Şirk nedir? Müşrik kimdir?

4-Nifak nedir? Münafık kimdir?

5-Küfür ve Tekfir nedir? Kafir kimdir?

Önemine binaen, bu konuları özetle dikkatlerinize arz etmek istiyoruz.

İlki’ni buyurun okuyalım!

Akâid ve İman nedir?-Mü’min kimdir?
A-Akâid nedir?
Akâid, akd kökünden türetilmiş olan akîde kelimesinin çoğuludur.

Akîde, sözlükte; “gönülden bağlanılan, düğüm atmışçasına sağlam inanılan şey” demektir.

Dinî literatürde Akîde; “inanılması zorunlu olan ilke” (iman esası), demektir.

Akide kelimesinin çoğulu olan Akâid kelimesi ise;

“İslâm dininde inanılması farz olan hususlar, iman esasları, dinin temel kural ve hükümleri” anlamına gelmektedir.

Buna göre, dinin temel kural ve hükümlerini oluşturan iman esaslarından bahseden ilme de ”Akâid ilmi” denir.

İslâm akâidinin ilk ve en önemli kaynağı Kur’ân-ı Kerîm, daha sonra da sahih hadislerdir.

İslâm akâidini oluşturan esaslar, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde hiçbir yoruma mahal bırakmayacak şekilde açık, yalın ve sade olarak yer almıştır.

Bu sebeple de Kur’an âyetleri ile başta mütevâtir hadisler olmak üzere sahih hadisler akâidin temel kaynaklarını teşkil eder.

İslâm akaidini oluşturan esaslar hem kesin delile dayanmaktadır hem de apaçıktır. Zamana, mekâna, fert ve toplumlara göre değişiklik göstermez. Bu hükümler bir bütün teşkil edip bölünme kabul etmezler. Yani bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak söz konusu olamaz.

B- İman nedir?
Sözlük anlamı, İman, e-me-ne kökünden bir mastardır.

Sözlükte, “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, emanet, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir.

Terim olarak ise, Hz. Peygamber’in, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği, tebliğ ettiklerinin tamamını tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna, gönülden inanmak demektir.

Allah İmân edip etmemeyi insanın iradesine bırakmıştır.

Allah, insanı dünya hayatında imtihana tâbi tuttuğu için (Mülk, 67/2) imân edip etmemeyi insanın iradesine bırakmıştır.

“(Ey Peygamberim!) De ki: Hak (Kur’ân) Rabb’inizden (gelmiş)tir. Artık dileyen imân etsin, dileyen de inkâr etsin” (Kehf, 18/29).

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü’min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)

Allah, imân veya inkâr etme konusunda insanları serbest bırakmakla birlikte onlara ısrarla imân etmelerini talep etmiştir.

“Ey müminler! Allah’a, elçisine ve elçisine indirdiği kitaba (Kurân’a) ve daha önce indirdiği kitap(lar)a imân edin…” (Nisa 4/136).

Yüce Allah, “îmân edin” emri ile yetinmemiş, pek çok âyet-i kerîmede imân edenlere mükâfat (cennet ve nimetleri), inkâr edenlere ise ceza (cehennem ve azabı) olduğunu bildirerek îmân etmeye teşvik etmiş, inkâr etmekten sakındırmıştır..

“İman, Kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır.”

İmanın hakikati ve özü kalbin tasdikidir. Kalbin tasdiki imanın değişmeyen aslî unsurudur.

İmanın, bir kalp işi, kalbin tasdiki olduğunu gösteren âyet ve hadislerden bazıları şunlardır:

“Ey Peygamber, kalpleri iman etmediği halde, ağızlarıyla inandık diyenlerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin…” (el-Mâide 5/41).

“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar…” (el- En‘âm 6/125).

Peygamber efendimiz de ‘‘Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra da bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın diyecektir” (Buhârî, “Îmân”, 15; Müslim, “Îmân”, 82) buyurmaktadır.

Görüldüğü üzere imanın esası, inanılacak şeyleri kalbin tasdik etmesidir.

Bir kimse diliyle inandığını söylese bile kalbiyle tasdik etmezse mümin olamaz.

İmanın aslî unsuru kalbin tasdiki olmakla birlikte kalpte neyin gizli olduğunu insanlar bilemediği için, kalpteki inancın dil ile söylenip açığa vurulması, o kişinin de dünyada bu söz ve ikrarına göre bir işleme tâbi tutulması gerekmektedir.

Bu sebeple ikrar, yani kalpte bulunan inancın dil ile ifade edilmesi, imanın bir parçası değil, âdeta onun dünyevî şartıdır.

O zaman bu kimse mümin olarak tanınır, müslüman muamelesi görür, müslüman bir kadınla evlenebilir. Kestiği hayvanın eti yenir, zekât ve öşür gibi dinî vergilerle yükümlü tutulur. Ölünce de cenaze namazı kılınır, müslüman mezarlığına defnedilir.

Eğer bir kimse inancını diliyle ikrar etmezse ona müslümana özgü bu tür hükümler uygulanmaz.

İmanda ikrarın da çok önemli olduğunu Peygamber Efendimiz şu hadisleriyle dile getirmişlerdir:

“İnsanlar Allah’tan başka Tanrı yoktur. Muhammed O’nun elçisidir deyinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse can ve mal güvenliğine sahip olurlar. Ancak kamu hukuku gereği uygulanan cezalar bundan müstesnadır. İç yüzlerinin muhasebesi ise Allah’a aittir” (Buhârî, “Cihâd”, 102; Müslim, “Îmân”, 8).

Klasik akâid metinlerinde iman; “Kalp ile tasdik ve dil ile ikrardır” şeklinde tanımlanmıştır. Fakat imanı bu şekilde tanımlamak, kalbi ile inanmadığı halde inandım diyenin mümin olmasını gerektirmez.

Bu konuda bir âyet-i kerîmede; “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde Allah’a ve âhiret gününe inandık derler” (el-Bakara 2/8) buyurulmuştur.

Gönülden inanmadığı halde, diliyle inandığını söyleyen kişi kalpteki inanç ve ikrarı bilinemediği için, dünyada müslüman gibi işlem görür. Fakat imanı bulunmadığı ve münafık olduğu için âhirette kâfir olarak işlem görecek ve cehennemde ebedî kalacaktır.

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi kalbin tasdiki, imanın rüknü, olmazsa olmaz unsuru ve değişmez temelidir.

Dilin ikrarı da, bu asıl ve gerçeğin tanınmasını sağlayan bir şarttır. (D.İ.B, İlmihal I, İman ve İbadetler, Akâid, 68-77)

İmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür.

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

(Mehmet Akif Ersoy)

İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir. (Bediüzzaman)

İmanın esasları nelerdir?

Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: “Bir gün Hz. Peygamberin yanında idik. Yanımıza beyaz elbiseli, siyah saçlı bir adam geldi. Üzerinde yolculuk alâmeti yoktu, kendisini kimse tanımıyordu.

Peygamberin dizinin dibine diz çöküp oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı ve ellerini Peygamberin dizlerinin üstüne koydu:

Ey Muhammed İslam nedir bana bildir dedi. Hz. Peygamber (a.s)

“İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Ka’be’yi ziyaret etmen (hac yapman) dır” diye cevap verdi.

O adam, doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de verilen cevabı doğrulaması tuhafımıza gitti.

Adam Hz. Peygamber (a.s.)’a tekrar ‘‘Şimdi de bana îmânı anlat’’ dedi. Hz. Peygamber (a.s.) da

Allah’a,

meleklerine,

kitaplarına,

peygamberlerine,

âhiret gününe îmân etmendir,

yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir, diye cevap verdi.

Adam tekrar doğru söyledin dedi ve;

Peki ihsan nedir, onu da anlat dedi. Bunu üzerine Hz. Peygamber (a.s)

“İhsan, Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” diye cevap verdi. O adam, doğru söyledin dedi.

Hz. Ömer, bu adamın Peygamberimize kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunu, Peygamberimizin kendisine cevap vermesinden sonra sessizce çekip ettiğini, Hz. Peygamberin kendisine bu soruları soran kişinin kim olduğunu bilip bilmediğini sorduğunu, kendisinin de bilmediğini söylediğini, bunun üzerine Peygamberimizin; “O, Cebrail idi, size dininizi öğretmek için geldi” dediğini anlatmıştır. (Müslim, Îmân, 1. Buhârî, Îman, 37)

Peygamber efendimiz bu hadiste îmân esaslarını altı olarak saymıştır.

Bunlar; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine âhiret gününe ve kadere îmân etmektir.

Bu hadiste sayılan îmân esasları Kur’ân-ı Kerimde muhtelif âyetlerde geçmektedir. (Bkz, Bakara suresinin 177 ve 284 ile Nisa suresinin 136. âyetleri)

İman ile İslam arasındaki fark nedir?

Lügat itibariyle iman ve İslâm arasında fark vardır.

Fakat İslâmsız îman, îmansız da İslâm olmaz.

Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler.

Din ise; iman, İslâm ve ibadet, ahlak, şeriat hepsine birden verilen isimdir. (İmam-Azam Ebru Hanîfe, el-Fıkhu’l Ekber)

B-Mü’min kimdir?

İslam akaidine göre mümin Yüce Allah’a, Peygamberlerine, meleklerine, gönderdiği kitaplara, ahiret gününe, kaza ve kadere kalp ile inanan, bu inancında hiç bir şüphe taşımayan ve inandığı bu hususları diliyle de açığa vuran kimsedir.

İşte yukarıda tarif edildiği şekilde inanan kişiye “Mü’min” denir.

Allah el-Mümin’dir. Güvenin ve emniyetin yegane kaynağıdır. Kullarına güvenen, kullarının da kendisine güvenmesini bekleyen, hatta bu beklentiyi imanın olmazsa olmaz şartı olarak görendir.

Bundan dolayı da el-Mümin olan Allah, kendisine inananları da mümin diye isimlendirir.

Allah’a iman eden ve imanlarına akidevi anlamda hiçbir şek ve şüphe karıştırmayan insanlar mümindir.

Mümin huzurlu ve mutlu kişidir.

İnanan insan, bir gün Allah’ın huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını vereceğine inandığı için, Allah’a ve insanlara hatta diğer canlılara karşı olan görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışır.

İşinde ve sözünde ölçülü olur. Her türlü aşırılıklardan sakınır.

Ailesine, çevresine, tüm insanlara ve hatta hayvanlara karşı şefkat ve merhamet gösterir.

Kimsenin malına, ırzına namusuna göz dikmez.

Kimsenin hakkına hukukuna tecavüz etmez. Herkese hakkını verir.

Elinden dilinden diğer müslümanların zarar görmediği kimsedir.

Komşuluğundan herkes memnundur.

İşveren ise işçiye, işçi ise İşverene haksızlık yapmaz.

Felâketler karşısında sarsılmaz, ümitsizliğe düşmez. Allah’a sığınır ve güvenir. “Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz” der.

Bütün bunlar, insanın huzurlu ve mutlu olmasını sağlar.

Müminler hakkında ayet ve hadisler:

Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

Rasul kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de (İman ettiler). Tümü, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. “O’nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sanadır” dediler. (Bakara, 285)

Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve onlara yardım edenler (ensar), işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (Enfal, 74)

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat, 10)

Peygamber efendimiz (s.a.v) ise,

Mümin akıllı, basiretli, uyanıktır. Her işte Allah’ın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan kaçar. (Deylemi)

Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, müslümanlar da böyledir, birbirine yardıma koşmalıdır. (Buhari)

Mümin ülfet eder [iyi geçinir], ülfet etmeyen ve ülfet edilmeyende (iyi geçimli olmayanda) hayır yoktur. (Beyhaki)

Mümin geçim ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir. Münafık ise geçimsizdir, arkadaşına sıkıntı verir. (Dare Kutni)

Komşusu kötülüğünden emin olmayan kimse, mümin olamaz, (Buhari) buyurmuşlardır.

Vesselam.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle