YAZARLAR

Emekli Müftü Mehmet Gündoğdu

Adalet ve Adil Düzen

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

Adalet ve Adil Düzen

A-Adalet

1-Tanım

Adâlet, “davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak gibi mânalara gelen bir masdar-isimdir.

Yine aynı kökten bir masdar-isim olan ve “orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, bir şeyin karşılığı” gibi mânalara gelen adl kelimesi, sıfat olarak kullanıldığında âdil ile eş anlamlı olup aynı zamanda Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biridir.

Terim olarak Adalet: Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamlarındadır. Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, hıyanet ve insafsızlıktır.

2-Kur'an-ı Kerim’de Adalet

İslam dininin her alandaki temel kaynaklarından olan, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu konuda bir çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır.

Kur'an-ı Kerim de Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "De ki, Rabbin adaleti emretti." (Araf,7/29),

"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder." (Nahl,16/90),

“Allah size, mutlaka emanetleri (görev ve vazifeleri) ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa,4/58),

”Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut sâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”Nisa, 4/135

Bunlar ve bunlara benzer daha birçok ayet-i kerimede adalet kavramının sadece müslüman olanlara değil, kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden bütün insanlara, sadece insan oldukları için, aynı değer ve ölçüde uygulanması emredilmiştir.

3- Hadis-i Şeriflerde Adalet

Allah Resûlü de hadislerinde:

“Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar). Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).”( Müslim, İmâre, 43)

Hz. Peygamber’in verdiği müjdeye göre, âdil yönetici, duaları reddedilmeyen üç grup insandan biridir.( İbn Hanbel, II, 305.)

“Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah’ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir.” (Buhârî, Edep, 36)

“Emri altında olanlara, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler.” (Müslim, sahih, imaret,5)

“Kıyâmet gününde insanların Allah’u Teâlâ’ya en sevgili olanı ve Allah’a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyâmet gününde insanların Allah’a en sevimsizi ve makamca da Allah’tan en uzak bulunanı zalim devlet başkanıdır.(Tirmizi, Sünen, Ahkâm 4 / 1344 c.3 s.617) buyurmuşlardır.

4-Adalet varsa?

Yüksek ahlâkî bir erdem olarak adalet, birey ve toplumsal bağlamda güven, uyum ve dengeyi temin eder.

Adaleti kabul eden, özümseyen ve uygulayan kimseler onurlu ve erdemli insanlardır.

Aynı durum adaletle yönetilen insanların toplumsal uygulamalarına da yansır.

Adalet aynı zamanda insanların hayatta rahat ve güvenlik içinde yaşamalarını da temin eder.

İnsanların canına, malına, ırzına kastedenler, adalet ile yargılanıp hak ettikleri cezayı aldıklarında suç işlemeye meyilli olanlar, durumun farkında oldukları için bu eylemleri yapmaktan kaçınır.

Ayrıca adaletin varlığı insanların kişisel olarak intikam alma, husumet besleme, kan davası peşinde koşmalarının önüne geçerek husumetlerin büyümesine engel olur.

5-Adalet yoksa?

Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal kargaşa çıkar. İnsanların mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güvenleri kaybolur.

İnsanlar Kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşeceklerdir.

Dolayısı ile kan davaları ve ihkakı hak peşinde koşan insanların çoğaldığı toplumlar parçalanıp, yok olup tarihe karışacaktır.

Fert ve toplum olarak adalete ilişkin hususlarda görevini yerine getirmeyenler, adaleti uygulamayanlar ise, idarede büyük bir açmazla karşı karşıya kalacaklardır.

Kur’an’da, adaleti emretmeyen ve doğru yoldan sapan kimse, “dilsiz, yetersiz ve görevini yerine getirmekten âciz” (Nahl, 16/76.) bir şahsa benzetilmiştir.

B-Adil Düzen

1-Adil yöneticiler

Adaletin uygulanması ve toplumda yaygınlaşması için yöneticilere büyük görevler düşmektedir.

Kur’an’ın ilk muhatabı ve insanlığın rehberi, “(Herhangi bir konuda) hakemlik yaptığınız zaman âdil olun.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 40-41.) hadisiyle her hükmün dayanması gereken temel kaidenin adalet ilkesi olduğunu belirtmiştir.

Bundan dolayı Allah Resûlü yöneticilere âdil olmaları hususunda sık sık tavsiyelerde bulunurdu.

Çünkü devletin âdil olması bütün toplumu etkilemekte ve yönetenlerle yönetilenler arasında güvene dayalı bir bağ kurulmaktadır.

Âdil bir yönetici, haktan, hukuktan yana ortaya koyduğu adaletli yönetimin olumlu sonuçlarını dünyada fazlasıyla görür. Adaletin egemen olduğu bir idarede, huzur, güven, esenlik, dirlik, birlik olur. Toplum barış içinde yaşar.

Fakat Âdil yönetici, asıl mükâfatını kıyamette elde eder.

Peygamber Efendimiz; Allah Teâlâ’nın, kendi özel himayesinde tutacağı yedi sınıf insandan ilki olarak Âdil yöneticileri zikretmiştir.( Buhârî, Ezân, 36.)

“Zira o, Allah katında en çok sevilen kişidir ve bu sevgi nedeniyle O’nun en yakınında bulunur. O büyük günde Allah’ın en çok kızdığı kişiler ise en şiddetli azaba uğrayacak olan zalim idareciler olacaktır.( İbn Hanbel, III, 23.)

2-Adil Yargı

Şüphesiz adaletin en çok arandığı alan yargıdır. Hatta yargı, bizzat bunun için vardır.

Bu vasfıyla yargı, toplumun bireyleri arasındaki dengeyi temin eden, oluşabilecek düşmanlıkları engelleyen, hak ve adaletin şahsî ve keyfî hesaplara göre taksimine engel olan temel müessesedir.

Buna binaen Allah Teâlâ, kendi Sevgili Elçisi’ni bile uyarır ve ona, “… Eğer hüküm verirsen, onların aralarında adaletle hükmet. Zira Allah âdil olanları sever.” (Mâide, 5/42.) buyurur.

Şüphesiz bu husus diğer insanlar için de geçerlidir: Nitekim, “Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaleti yerine getirmenizi emretmektedir.” (Nisâ, 4/58.)

Yaşanan şu örnek Allah Resûlü’nün adalet anlayışını en güzel şekilde yansıtmaktadır.

Arapların en saygın kabilelerinden olan Kureyş’in Mahzumoğulları koluna mensup Fâtıma bnt. El-Esved isimli bir kadın vardı.( İbn Abdülber, İstîâb, 931.) Mensup olduğu kabilenin saygınlığın arkasına gizlenip yasal olmayan şeyler yapıyordu. Tanınmış insanların adını kullanarak, toplumun zenginlerinden borç istiyordu.( Nesâî, Kat’u’s-sârık, 6.)

Ancak Fâtıma zamanı gelmesine rağmen borcunu ödemiyordu. Bunun üzerine alacaklılar, Fâtıma’nın borç isterken adını kullandığı kişilere gidip alacaklarını istediler. Oysa bu insanların hiçbir şeyden haberi yoktu. Olayın biraz üzerine gidince Fâtıma’nın yalan söylediği, aslında her şeyi kendisi için yaptığı anlaşıldı. Ancak o, her şeyi inkâr etmekteydi. Alacaklılar için başka çare kalmamıştı. Onu Hz. Peygamber’e şikâyet ettiler. Allah Resûlü olayı hırsızlık olarak değerlendirdi ve kadının cezalandırılmasını emretti.( İbn Hacer, Fethu’l-bârî, XII, 90.)

Fâtıma’nın mensubu olduğu Mahzûmoğulları, kendi isimlerini taşıyan birinin cezalandırılmasını istemediler. Kabilenin önemli isimleri hemen bir araya gelip Fâtıma’yı cezadan kurtaracak bir yol aradılar.

Allah Resûlü’nün çok sevdiği azatlısı Üsâme’yi ikna edip Hz. Peygamber’e aracı olarak gönderdiler. En sevdiği insanların birinden gelen bu beklenmedik talep karşısında Allah Resûlü oldukça kesin ve keskin konuşmuş ve “Bizzat Allah tarafından tespit edilmiş bir cezanın affını mı istiyorsun!” diyerek Mâide 5/38. Âyetine atıfta bulunmuştur.

Daha sonra insanları toplamış ve şu açıklamayı yapmıştır: “Sizden önceki insanlar şu yüzden helâk oldular: Onların ileri gelenlerinden biri hırsızlık yaptığında onu bırakırlar, güçsüz ve zayıf biri çaldığında ise onu cezalandırırlardı. Allah’a yemin olsun ki eğer Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun elini de keserdim.” (Buhârî, Enbiyâ, 54.)

Allah Resûlü, bu sözleriyle ne şahsî bakış açılarının, ne akrabalık bağlarının, ne soy-sop veya tabaka farklılıklarının, ne ırk veya kabile ilişkilerinin adil yargıya engel olamayacağını vurgulamıştır.
Adalet, adil yargı denince Hz. Ömer’den bahsetmemek olur mu?

Hz Ömer hilâfeti döneminde ashaptan Übey b. Ka’b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medine kadısı olan Zeyd b. Sâbit’e gitmişlerdi.

Kadı olan Zeyd hemen devlet başkanı olan Hz. Ömer’e karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. Fakat adil insan Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti:”İşte bu davranışın, şimdi vereceğin hükümde yaptığın ilk adaletsizliktir. Ben davacımla beraber aynı yerde oturacağım.”

Sonra davacı Übey b. Ka’b davasını ileri sürünce Hz. Ömer bu iddiayı kabul etmedi. Bu durum karşısında Hz. Ömer’in yemin etmesi gerekiyordu.

Kadı Zeyd İbn Sâbit, Übey’e şöyle dedi: “Gel Halife’ye yemin ettirme, onu bundan muaf tut. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir feragatten söz etmezdim.”

Bu teklifi duyan Hz. Ömer, böyle bir ayrıcalığı kabul etmeyip derhal yemin etti.

3-Adil Yönetim

Devlet yönetiminin, adalet, hak, hukuk ve eşitlik esasları üzerinde bina edilmesi toplumun ve bireylerin tümünü memnun edecektir.

İdarede adil bir düzenin kurulduğunu gören insanlar, işlerinin görülmesi için torpile, rüşvete ve aracılara gerek kalmadan gönül huzuru ile güven içinde işlerine devam edeceklerdir.

Özet olarak;

Adalet; kişinin başta kendine, Allah’a ve toplumun diğer bireylerine karşı, her zaman ve her şart altında gözetmek durumunda olduğu; denge, hak, eşitlik, orta yol, itidal gibi değerleri bir araya getiren yüce bir (değer) erdemdir.

İslam medeniyeti tarihinde kurulan devletlerde; adil düzen;
“Adalet Mülkün (Devlet’in) Temelidir. “ özdeyişi ile anılmış ve yönetim biçimi (rejim) kabul edilmiştir. Müslüman devlet adamları ve yargıçları da, bu düsturu esas kabul etmişlerdir. Vesselam.

Kaynak:
T.D.V, İslam Asiklopedisi, “Adalet”, mad.
D.İ.B, Hadislerle İslam, cild,4, shf, 403.

20 Mart 2019
Mehmet Gündoğdu

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle