YAZARLAR

Ebrar Hava ALTUN

Nefsin Nefesini Kesmek

Bugün hemen hemen her vicdan sahibi insanın ittifakla kabul edip üzerinde durduğu toplumsal bir travma haline gelen dinin, imanın İslamın sadece ve sadece lafzının konuşulduğu , reklamının yapıldığı ancak bunun özüne inme bilinç ve şuurunun sadece ve sadece söylemden ibaret kaldığı, gırtlaktan aşağıya inerek gerçek makam ve mevkisiyle buluşamamasının derin hüznü yaşanmakta.

Herkesin de kabul ettiği ihlas ve takvanın,hoşgörü anlayış ve diğergamlığın gerçek tahtına oturtulamadığı maalesef acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Hak denildiği halde batıl gibi yaşanıyorsa o hak, batıl arasında kaybolur gider. Batılı, yanlışı, nefsani istekleri şeytan süslü gösterdiğinden günlük hayatımız, günlük yaşantımız maalesef ve maalesef o yöne meylediyor onun isteklerini yerine getiriyoruz.

Dar manada nefsimizin geniş manada da İslam aleminin karışıklığı, dağınıklığı ve perişaniyetininin arkasında ruhun zilleti ve zelilliği,aklın killeti, ( aklın azlığı- idraksizliği, yetersizliği ) ve vücudun marazı, illeti, hastalığı söz konusudur.

Hakkı- hakikati, iyiyi, doğruyu, güzeli okumak söylemek ve konuşmakla görevi, vazifeyi yerine getirmiş sayılmayız. Görevi ifa etmek bahsedilen güzellikleri, bu nakışları, bu helezonları kalbine ruhuna vicdanına işlemektir. Temsiliyet vazifesini yerine getirebilmektir.Asıl mesele budur. Peygamberimizden(sas) sonra en bariz rehberlerimiz ise Sahabe Efendilerimizdir.

Sahabe hayatına baktığımızda onlar ara ara gelen vahiyleri öğrenip yaşayarak çok büyük işler yapmış, çok büyük dini hizmetlere imza atmış ve "onlar gökteki yıldızlar gibidir hangisine tabi olursanız kurtulursunuz" anlamına gelen övgüleri hak ederek kazanmışlardır.Çünkü onlar her gelen ayetteki emir ve nasihatleri içine sindirip onu gerekliliklerini en mükemmel, en kamil manada yaşamaya çalışmış ve zaten bunun için de sahabe değeri kazanmışlardır.

Madem herkes ettiği her şeyin hesabını verecek, madem iğneden ipliğe her şeyden sorgulanacak ve kaçınılmaz bir gerçek olan Allah (cc) huzuruna çıkarak yapıp ettiklerinden tek tek hesap verilecek; o zaman sonsuz bir lezzet yaşamayı bırakıp geçici yalan dünyanın fani lezzetlerine kapılmak ne kadar akıl karıdır durup iyice bir düşünmek gerekir.

Akıllı, vicdanlı, insaflı, basiretli her insan için durup bir düşünmek gerekmez mi ? Geçici- fani,yalan dünyadaki çekilen sıkıntıların elemi geçer.Geriye onun lezzeti kalır. Bu çekilen elemler; ebedi yaşanılacak ahiret hayatında ona, onun yaşayacağı lezzetler makamlar ve mevkiler olarak ona sunulacak verilecektir.Böyle karlı bir duruma kim-kimler hayır diyebilir ki?

Bu vesileyle her müslümanın yapması gereken en önemli vazifeleri; dini, imani, İslami temsiliyetde hata etmeden en mükemmel şekilde yaşayarak örnek olma bu şekilde Peygamber ve ashabının yolunun yolcuları olma. İyiliği emredip kötülükten sakındırma olmalı.

Yüce Rabbimiz Ali İmran Suresinin 110. ayetinde mealen ‘’ siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz iyiliği emreder kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz ‘’ buyurmaktadır.

Öyleyse İslam toplumunu oluşturan her bireyin her ferdin gücü nispetinde insanlara doğru yolu, hak yolu,hakikat yolu, hidayet yolunu,sıratı müstakimi gösterme, fenalıklardan alıkoyma göreviyle de mükelleftir. İnanan aklı başında her insan için asıl olan hayırlarda öne geçmek için yarışmak bu sahada çaba ve gayret sarf etmektir.

Saf- temiz dupduru bir hayat süren müslümanlara gereken dünya ve içindekiler için, dünyalık için yarışmak olmamalı. Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan; güzel olanı tasdik edip nihai güzelliğin iyiliğin gerçeğine İnanır ve o yolda gayret sarf eder.

İnsanın en genel itibariyle en büyük sorunu dinin, imanın İslamın boğazından aşağı inmemesi sadece söz ve lafta kalması yani temsiliyet ruhundan şuurundan bihaber olmasıdır. İslam'ı tercih etmiş her bireyin ferden ferda evradü ezkarla, her türlü ibadetu taatle salih kul olma, ihlas ve takvaya, insanı kamil olmaya kısaca ruhta,iç alemde derinleşmeye ihtiyacı var.

Çünkü kalpler ancak Allah'ı anmakla Allah'ı zikretmekle mutmain olur, itminana erer. Aksi halde ruhunun derinliklerinde, maneviyatın da iç aleminde hep bir boşluk hisseder ve o boşluğu doldurmak için birçok nefsani ve şeytani yollara düşer. Bu manevi açlık da maazallah o kişinin çirkef bir yaşam tarzı benimsemesine,hayat tarzı sürmesine götürebilir,öyle bir bataklığa sürükleyip düşebilir.

İşte bu ahvalden hareketle nefsin nefesini kesmeli,ona fırsat ve imkanlar sunmamalı. Şayet bu başarılamaz ise Allah korusun nefis ve şeytan bir gün gelir keser nefesleri .

Yüce Rabbimiz'den niyazımız nefsin nefesini kesen kullarından eylemesi temennisi ve duasıyla AMİN...AMİN...AMİN

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle