Son DakikaGÜNCEL - İletişim Bilgilerimiz Güncellendi

YAZARLAR

E. Ekrem ATA

İmam-ı Şâfi Ve Mezhebi (4)

Muhammed b. İdris eş Şafii’nin soyu Hz. Peygamberin (s.a.v) soyu ile Haşim’de birleşir. İslâm dünyasında en yaygın ikinci mezhebin bânisi olan imam  bugün Filistin sınırları içinde bulunan Gazze’de hicri 150. senede (miladi 757)  İmam-ı Azam Hazretlerinin vefatından az sonra dünyaya teşrif etmiştir. İmam-ı Şafii Hazretlerinin dedesi olan Şafiî İbn es-Sâib  Kureyş kabilesinin Muttalib Oğullarındandır. İmam-ı Şafii Hazretlerine de dedesine nisbeten Şafii denilmiştir. Annesi ise Yemen’in Ezd kabilesindendir.

Toprağın suyu tutması gibi adeta hafızası herşeyi tutuyordu. Yedi yaşında hafız olmuş, on yaşında İmam mâlik' in "Muvatta"sını ezberlemişti.Daha sonra yerinde bir silah gibi kullanılabilen dili de çöldeki Hüzeyl kabilesinin yanında kalmak suretiyle halletmiş ve onlardan fasih Arapçayı öğrenmişti. İlmi kadar okçuluktada ileri ve her attığını vuracak kadar güçlü bir okçuydu.Daha bebekken yetim kalmış, Fakir olarak büyümüş ve hayatını öyle sürdürmüştür. Hayatında genel olarak fakirlik hakimdi öyle ki, Yemen’e kadılık için giderken yol parası bulamamış ve nihayetinde evini yol parasına karşılık rehin olarak vermek zorunda kalmıştı.

İmam-ı Şafii Hazretleri Mekke'de hadis ilmini öğrendikten sonra Mekke valisinin talebi ile Medine'de bulunan devrin büyük imamı İmam-ı Malik Hazretlerinin rahle-i tedrisine girdi. İmam-ı Malik'ten fıkıh ilmini öğrenmek suretiyle Malikî ekolünün fıkhını öğrenmiş oluyordu. İmam-ı Şafii'deki ilim aşkını gören İmam-ı Malik ona "Ey Muhammed! Allah'tan kork ve günahlardan sakın, Allah'ın inayeti ile sen büyük mertebe sahibi bir zât olacaksın. Günah işlemekle Allah'ın kalbine koyduğu bu nuru söndürme!" demişti.Hz İmam için "şu dört şeyde ustadır denilmektedir: Arapçayı iyi bilmede, insanların ahlâki yapısını bilmede, manalara vukufiyette ve fıkıhta. "

İmam-ı Şafii (R.a) Yemen'de çok hassas bir hayat yaşamış ve hep adaletle hükmetmiştir. Ne var ki onun bu adalet anlayışı toplumun içindeki bazılarını ciddi rahatsız etmiştir. İmam-ı Şafii Hazretlerini Yemen'den uzaklaştırmanın yollarını aramaya koyulmuşlardır. İmam-ı Şafii Hazretlerini Yemen'e getiren valinin halefi de imam Şafii'yi Yemen'e getiren vali gibi halka zulmetmeye başlamış ve her defasında İmam-ı Şafii onun karşısında bir adalet abidesi gibi durmuştur. Bu durumdan rahatsızlığını gizlemeyen vali, iftira gibi her türlü kötü yolu denemiş ve en son olarak ta devrin halifesi Harun Reşid'in karşısına yeni bir tezgah ile çıkmıştır. Müfteri vali İmam-ı Şafii Hazretleri hakkında bu kez Hz. Ali'nin soyundan geldiğini, dolayısıyla Abbasi idaresine karşı bazı teşebbüslerinin olduğunu söylemiş ve bunun neticesinde Halife Harun Reşid İmam-ı Şafii Hazretlerini Bağdat'a çağırmış ve İmam-ı Şafii Hanefi Mezhebinden olan Muhammed bin Hasan'ın şahitliği ile ancak kurtulabilmiştir. Bu gelişme Hz. İmam'a asıl yapması gereken vazifenin İslam'ı, ilmi olarak temsil etmesinin kendisine yol olduğunu anlatmıştır.

Orada Ahmed bin Hanbel ile görüşmüş ve ondan da Hanbeli fıkhını öğrenmişti. Irak’ta Ebu Hanife’nin talebesi İmam Muhammed’den , Medine’de de imam Malik’ten uzun süre ders almış ve her iki imamın mezhebini kavramıştır.

Ömrünün sonlarına doğru Mısır’a geçmiş; bu yeni muhit görüşlerinde önemli değişikliklere sebeb olmuştur. Mısır öncesi yazmış olduğu eserlere; "mezheb-i kadim" Mısır sonrası eserlere de "mezheb-i cedid"denilmiştir.

İmam Şafi’ye göre kitap ve mütevatir sünnet her şeyden öncedir, bunlar hem zahir hem batında hakkı temsil eder ( hem görünürde hem de Allah katında). Sonra âhâd sünnet ( haber-i vâhid) gelir sadece zahirde hakkı temsil eder.

Ravileri adalet ve zabt yönüyle güvenilir olan sünnetin kabulünde ilave şartlar aramaz. Derece itibariyle daha sonra icma gelir. Sahabe fetvası da  delillerdendir. Kıyas en sonradır. Kıyasın âhâd da olsa haberden önce esas alınması caiz olmaz.

“haber-i vâhid” yada “ahad haber”, ilk devirlerde, tek kişinin rivâyet ettiği hadis olarak kabul edilirken, sonraki devirlerde mütevâtir olmayan haberler için kullanılmıştır. Âlimlerin çoğunluğuna göre hadisler, mütevâtir ve âhâd olmak üzere iki ana bölümdür; âhâd haberler de garib, aziz, meşhur diye üç bölüme ayrılır.

Hanefîlere göre ise, mütevâtir, meşhur ve âhâd olmak üzere üçe ayrılır. Âhâd haber; sahih, hasen veya zayıf olabilir. Âhâd hadislerden sahih ve hasen hadis, inanç esasları dışındaki dinî hükümlerde delil teşkil eder …

İmam Şafii İstihsanı delil kabul etmez aynı zamanda maslahatla amel etmeyi ve âmâl-i Medine’yi de delil kabul etmez. Gerekçesi de sübjektif ve takdiri karakterde olmaları ve sünnetin terkine yol açabilme ihtimalleridir.  

Hadis alimlerinin büyük çoğunluğunun şâfi mezhebine bağlı olması onun hadis ve sünnete verdiği öncelikle açıklanabilir.

Şafii mezhebi, asıl merkezi Mısır dışında Orta doğu, Endonezya, Malezya ve Pakistan’da yayılma imkânı bulmuştur.

Hayatının sonuna doğru maaş bağlanmıştı ama kabul etmedi. Ciddi derece de mayasın hastalığı vardı, ama her şey Allah'tan gelir diye hiç şikayet etmedi.

Hicri sene 204'de  (miladi 820) bu dünyadan bir İslâm müdâfii daha gelip geçmişti. İmam-ı Şafii Hazretleri Mısır'ın Kâhire şehrinde Kurâfe Kabristanlığında medfun bulunmaktadır.

İlminden bir kaç damla onun düşünce dünyasını bize ne güzel anlatır:

شَكَوْتُ إلَى وَكِيعٍ سُوءَ حِفْظِي فَأرْشَدَنِي إلَى تَرْكِ المعَاصي

وَأخْبَرَنِي بأَنَّ العِلْمَ نُورٌ ونورُ الله لا يهدى لعاصي

"  Ezberlemedeki problemimi Veki'ye (hocası) şikayet ettim, bana günahları terketmemi tavsiye etti. Dediki (Veki'i) ilim Allah'ın nurudur ve o Nur günahkârda durmaz."

"İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi tevazu için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur."

"Resûlüllah'ın ve Ashabının yolunda olmayanı havada uçar görsem, yine doğruluğunu kabul etmem."

"Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır."

"İki kişinin, darıldıktan sonra birbirinin ayıplarını ortaya çıkarması, münâfıklık alametidir."

"Dostlar ile yapılan sohbetten sevimli bir hareket yoktur. Dostların ayrılığı kadar da gam ve keder veren şey yoktur."

" senin hak olarak görüp bildiğinde belki başkası senin görüp bilemediğin bir  batılı görebilir."

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle