YAZARLAR

Dr. Ali İhsan ÇAY

Toplumsal meşruiyeti yasal meşruiyetinin önünde olan kurum': Diyanet

Diyanet İşleri Başkanlığının toplumsal meşruiyeti yasal meşruiyetinin çok önündedir”. Bu ifade teşkilat Başkanı sayın Mehmet Görmez’e aittir. Toplumumuzun tarihi arkaplanı, din anlayışı, Diyanet hakkında yapılan anket çalışmalarının sonuçları dikkate alındığında, bu tespitin son derece isabetli olduğu görülmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, kamusal yönü bakımından, genel idarede yer alan anayasal bir kurumdur. Başkanından genel müdürlerine, müftülerinden imam ve müezzinlerine kadar bütün çalışanları devletten maaş almaktadır. Ama topluma bakan yönüyle, halkın çok büyük bir çoğunluğunun göz bebeği bir kurumdur. Kuzeyden-güneye, doğudan-batıya, şehirden-köye halkımızı saran, halkımıza hizmet götüren ve halkımız tarafından sevilen, önemsenen ve övülen bir niteliğe sahiptir.

Toplumumuz tarihi kökleri itibariyle, genelde, devlet otoritesine bağlı, ona güvenen bir geleneğe mensuptur. Bu sebeple “milletimiz” din hizmetleri gibi çok özel bir hizmetin de kamu eliyle yürütülmesine olumlu bakmış, bu anlamda, din hizmeti üreten kamu kurumunun yanında yer almıştır. Nitekim Osmanlı döneminde de bu hizmetler aslında bir devlet kurumu olan şeyhülislamlık ile yürütülmüş, insanımız bu makama olağanüstü bir değer atfetmiştir.

Toplumumuzun tasavvufi muhitler oluşturarak din hizmetine sufî boyutlar katması, özel mekan ve şartlarda züht ve takvaya dayalı faaliyetler gerçekleştirmesi hiçbir zaman kamusal nitelikli din hizmetlerine alternatif olma çabası gütmemiştir. Nitekim hemen hemen bütün sufî çevreler genel İslamî ibadetlerini mescitlerde ifa etmeye hassasiyet göstermişlerdir.

Bunun tek istisnasını, tarihsel olarak açıklanabilir nedenlere bağlı olarak farklı bir anlayış geliştiren “sufî-batınî” çevreler teşkil etmiştir.

Öte yandan Diyanet’in toplumdaki kredisini ölçmeye dönük yapılan bütün araştırmalarda, Başkanlığın hizmet kalitesiyle ilgili eleştiriler bulunmakla birlikte, ağırlıklı kesim Diyanetin çok önemli bir devlet kurumu olduğu, anayasal hüviyetini koruması gerektiği, hizmetlerinde güvenilir bir çerçeve ortaya koyduğu konusunda ittifak etmiştir.

Şüphesiz Diyanetin toplum katında büyük bir krediye sahip olmasının önemli bir sebebi “din” vakıasının kendi güç ve dinamiğidir. Bütün zamanlarda, bütün mekanlarda ve neredeyse bütün toplumlarda en önemli güç ya da en önemli güç kaynaklarından birisi dindir. Çünkü insanlık tarihi boyunca akıl ve vicdanlar fizik alemin mükemmelliğinden metafizik gerçekliğin mevcudiyetine intikal etmiş, bu meyanda din, merkezi bir konum teşkil etmiştir. Teolojik olarak ise aşkın ve içkin olan Yüce Rab, sürekli olarak insanları vahiyle aydınlatmış, insanlığı ilahî gerçeklikten mahrum etmemiş, insanlık tarihi vahiy gerçeği ile birlikte akıp gelmiştir.

Birey açısından ruh ne ise toplumsal açıdan da din o olmuştur. Başka bir ifadeyle fert nasıl ki ruh ile hayat bulmuş, aktif olmuş, güç kazanmışsa; toplum da din ile hayat bulmuş, aktif olmuş ve güç kazanmıştır. Böylece din hayata hayat olmuştur.

Aslında din hem psikolojik hem toplumsal bir gerçeklik olarak yaşanmıştır. Psikolojik bir gerçeklik olarak din ferde güven ve huzur vermiş; Yaratıcısı, kendisi ve evrenle barışık olmasını sağlamıştır. Toplumsal bir gerçeklik olarak ise din toplum kesimlerinin birbirleriyle yardımlaşma, dayanışma ve kaynaşma içinde olmasını vesile olmuş, fert-toplum ilişkisine dönük güçlü ilke ve esaslar ortaya koymuştur.

İşte Diyanet İşleri Başkanlığı, ferde varlığın anlamını, bu hayatta temel görev ve sorumluluklarının neler olduğunu anlatmış, ona doğumuyla kulağına ezan okunmasından vefatında cenaze hizmetlerine kadar hayatının bütün safhalarında hizmet götürmüştür. Aynı zamanda Diyanet toplum hayatında yetimlerden hastalara, fakirlerden engellilere kadar bütün kesimlere ulaşmış, en azından bu çaba içinde olmuş, böylece hem ferdi hem toplumu saran ve kucaklayan bir rol üstlenmiştir.

Kanaatimizce Diyanetin toplumsal kredisi böyle gerçekçi bir temele dayanmaktadır. Kuşkusuz Diyanet bu çok yönlü hizmetleri daha kaliteli, daha nitelikli vermeye devam ettikçe toplumsal kredisi daha da güçlenecektir.
Diyanet’ten hizmet alamayan yahut almak istemeyen bazı “batınî-sufî” yapılara gelince, Başkanlık bu kesimi de kucaklayacak politikalar geliştirmeli, onların da şikayet, talep ve yaklaşımlarına kulak vermelidir.

Sonuç olarak devletimizin ve toplumumuzun göz bebeği olan Diyanet işleri Başkanlığı saygın yerini korumalı, bunun için sadece siyasiler değil, başta Kurum mensupları olmak üzere herkes üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmelidir.

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle