YAZARLAR

Dr. Ali İhsan ÇAY

Mezhepler Dinle Özdeşleştirilebilir mi?

MEZHEP-DİN İLİŞKİSİ

Sözlükte “gidilen yol” anlamına gelen mezhep, terim olarak, “İslam’ın inanç, ibadet ya da yönetim alanıyla ilgili olarak ortaya çıkan yorum çevrelerini” ifade eder. İnanç alanında ortaya çıkan yorum çevreleri itikadi mezhepleri oluşturur. Söz gelimi, Mu’tezile, Mürcie, Matüridiyye bu çeşit mezheplerdendir. Ameli hayat yani ibadet alanıyla ilgili olarak ortaya çıkan yorum çevreleri ise fıkıh mezheplerini oluşturur. Hanefilik, Şafiilik, Malikilik gibi. Siyaset yahut yönetimle ilgili tartışmalara bağlı olarak ortaya çıkan yorum çevreleri de siyasi mezhepleri oluşturur. Haricilik ve Şiilik gibi. Bir de bunlara muhtelif toplulukların İslam’ı önceki inançlarıyla kaynaştırarak kabul etmeleriyle ortaya çıkan “bağdaştırmacı” yapıları eklemek gerekir. İsmailik, Nusayrilik, Dürzilik gibi. Siyasi mezheplerle ilgili olarak şunu da kaydetmek gerekir ki bunlar zaman içinde kendilerine has itikad ve fıkhi anlayış geliştirerek aynı zamanda itikadi ve fıkhi mezhep karakteri de kazanmıştır.

Dinin sözü edilen üç alanına ilişkin bir görüşün veya bir yorumun mezhep vasfı taşıyabilmesi için; a) kendisini İslam kaynaklarıyla temellendirmesi, b) sosyal bir taban bulup zümreleşmesi, c) kendine özgü bir yönteme, dolayısıyla da tutarlılığa ya da tutarlılık iddiasına sahip olması. 

İlk dönemlerde bu yorum çevreleri “ashab-i makalat”, sonraları ise “fırka” adıyla anılmış, giderek de bu yapılar mezhep sözcüğü ile ifade edilir olmuştur. 

İslam tarihinde ilk dönemlerden itibaren ortaya çıkan itikadi, fıkhi ve siyasi nitelikli mezheplerin bir kısmı tarih içinde kaybolmuş, bir kısmı ise günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. 

Mezhep olgusu ile ilgili olarak en temel konulardan birisi “din-mezhep ilişkisi”dir. Mezhep din ile aynileştirilebilir mi, yoksa yorum olarak mı kalmalıdır? Nazari olarak bakıldığında, hiç şüphe yok ki din ile o dine ait bir yorum özdeşleştirilemez. Özellikle çağdaş mezhepler tarihi araştırmacılara bu konuda özel bir hassasiyete sahiptirler ve sık sık şunu vurgularlar: Mezhepler yorumdur, dinle aynileştirilmemelidir.

Bu yaklaşım yanlış değildir. Zira başlıca şu üç sebep dolayısıyla din-mezhep özdeşliğinden söz etmek mümkün değildir: a) Din ilahidir, mezhebi yorumlar beşeridir, b) Hak din tektir, taaddüt etmez, oysa hak mezhep birden fazla olabilir, c) din evrensel, mezhepler ise tarih içinde ortaya çıkmış yapılardır.

Vakıa böyle olmakla birlikte, pratikte özellikle geniş halk kitleleri açısından durum farklıdır. Zira geniş halk kitleleri dine ait inanç, ibadet ve uygulamaları mezhep üzerinden alır ve hayatlarına taşırlar. Daha açık ifadeyle mezhepler insanlara dinin beşeri yorumu olarak değil, kendisi olarak sunulur. Bu bağlamda mezhep, ferdi ve toplumu; a) bilgi kaynağı, b) inanç esasları ve yorumu, c) ibadet anlayışı, d) ahlak ilkeleri, e) edebiyattan musikiye sanat alanı vb. olmak üzere bütün boyutlarıyla sarar. Mesela, bilgi sistemi (epistomoloi) açısından Şia, sahabeyi adaletli kabul etmediği için sahabe kavline ve ameline itibar etmez; on iki imamı masum saydığı için onlardan gelen rivayetleri peygamber sözüyle eşitler ve hüccet kabul eder.

Ehl-i sünnet ise peygamberlerden başka ismet sıfatını taşıyan kimse bulunmadığını beyan ederek on iki imamdan nakledilen sözleri delil olarak almaz. Yine mesela Şia on iki imamın imametine inanmayı iman esası sayar, inanmayanları küfürle niteler; Ehl-i sünnet için ise Kur’an’da ve sünnette böyle bir iman esasının bulunmadığı için imameti imandan saymaz. Yine mesela, Şii muhitlerde ezana “eşhedü enne Aliyyen veliyyullah” cümlesi eklenir, Sünnilikte böyle bir eklemeye yer verilmez. Aynı şekilde Şiiler çocuklarına Ömer, Osman ve Ayşe gibi isimlere asla yer vermeyip Ali, Fatıma, Hüseyin gibi isimler koymayı önceler. Ehl-i sünnet ise Ali, Fatıma, Hüseyin gibi isimler yanında Ömer, Osman ve Ayşe gibi isimleri de koyar. Yine mesela, Şii camilerdeki levhalarda ehl-i beyt isimlerine yer verilir. Ehl-i sünnet camilerinde ise ehl-i beyt isimleri yanında hulefa-i raşidinin isimlerine de rastlanır. 

Görüldüğü gibi mezhep anlayışları bilgi sisteminden inançlara, ibadet ve uygulamalardan sanata kadar hayatın bütün alanlarında kendini göstermektedir. Bu, geniş toplum kitleleri açısından dinin mezheple yahut mezhebin dinle özdeşleştirildiğini işaretlemektedir. Bilgi ve iletişim çağında, günümüz insanına, özellikle belli eğitim kademelerinden geçmiş kimselere düşen görev, bilhassa inanca ilişkin konularda sosyal çevreden tevarüs edilen anlayışları sorgulama, hem kendi inanç ve anlayışını temellendirme ve içselleştirme hem de farklı inanç ve anlayış sahiplerinin argümanlarından haberdar olma, böylece farklı yorum çevrelerine karşı empati kurmayı başarabilmedir.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle