YAZARLAR

Dr. Ali İhsan ÇAY

İslam Dünyasının Mezhebî Panaroması

Taşıdığı tevhidî karakter itibariyle, Hz. Adem’den beri devam eden ‘ilahî din’in adı olan İslam, Hz. Peygamber’in tebliği birlikte, kalplerde güçlü bir şekilde yer tutmaya başlamış, çok geçmeden Hicaz ve giderek mücavir bölgeleri aydınlatmış, cahiliye dönemini saadet asrına dönüştürmüştür.

İslam ışığı o kadar hızlı yayılmıştır ki, kaynakların yansıttığına göre, Resul-i Ekrem (s.a.v.) veda hutbesini irat ederken 100 bin dolayında insan onun konuşmasını kulak vermiş, mesajını alkışlamış, duasına amin demiştir. Bu ilahî ışık, Allah Resulü’nün irtihalinden sonra Hulefa-yı Raşidin döneminde de aynı hızla yayılımını sürdürmüş, daha hicri birinci yüzyılda Yemen’den Horasan’a kadar çok geniş bir bölgeyi içine almayı başarmıştır.

Bugün, İslam güneşi, yeryüzü dediğimiz kara parçasının yarısından daha fazlasını, günümüz insanının da en az beşte birini aydınlatmaya devam etmektedir.

Rakamlara bakıldığında, kabaca dünya nüfusu 7 milyar civarında olup bunun 1 milyar 600 bininden fazlası İslam dinini benimsemiş kimselerden oluşmaktadır. Bu da kabaca, dünya nüfusunun % 23’lük oranına tekabül etmektedir.

Diğer dinlerde olduğu gibi, İslam dininde de erken dönemlerden itibaren “din içi yapılar”, başka bir ifadeyle mezhepler oluşmuştur. İnanç, ibadet ve siyaset alanında ortaya çıkan mezhepler tarihî arkaplan ve coğrafi dağılım açısından farklı nitelikler taşımıştır. Bazı mezhepler, belli coğrafyalarda, belli etnik yapılarda kabul görmüş, bazı mezhepler tarihin belli dönemlerinde etkili olmasına rağmen daha sonra zayıflamış veya tarih sahnesinden çekilmiş, bazı mezhepler kendisini İslam’ın ana kaynakları ile münasebette daha serbest davranmıştır.

Netice olarak mezhepler İslam toplumunun bir realitesi olarak, tarihte olduğu gibi bugün de varlıklarını sürdürmektedir.

Türkçe’de “mezhep” kelimesi daha çık fıkhî/amelî mezhepleri içine almakta ise de, ilgili literatürde, bu kelime itikadî ve siyasî mezhepleri hatta batınî fırkaları da kapsamaktadır.

Son yıllarda özellikle Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler dolayısıyla İslam dünyasının mezhebî gerçekliği sık sık gündeme gelmekte, kimi zaman bu konuda bilgi eksikliği bulunduğu gözlenmektedir.

Çok kısa olarak ifade etmek gerekirse, İslam dünyasının, ortalama, % 85-90 arasındaki oranı Ehl-i sünnetten oluşmaktadır. Bütün kolları ile birlikte Şiî nüfus oranı ise % 8-15 arasında gösterilmektedir. Batınî gruplar olarak anılan ve bir kısmının İslam’la ilişkisi sorgulanan yapıların (Nizarî İsmailik, Dürzîlik gibi) ise % 1 civarında bir oranı teşkil etmektedir. 

Ülkelerden örnek vermek icap ederse, Suudi Arabistan’ın takriben % 88-90’ı Sünnî, % 10-12’si Şiî’dir. İran’ın tam tersine % 10-15’i Sünnî, % 85-90’ı Şiî’dir. Pakistan’ın % 75-80’i Sünnî, % 20-25’i Şiî’dir. Irak’ın kabaca, % 40’ı Sünnî, % 60’ı Şiî’dir. Yemen’in % 55’i Sünnî, % 45’i Ehl-i sünnete çok yakın Şiî grup olan Zeydi’dir. Bahreyn’in % 30-40 Sünnî, % 60-70’i Şiî’dir. Azerbaycan’ın % 30-35’i Sünnî, % 65-70’i Şiî’dir. Kuveyt’in % 70’i Sünnî, % 30’u Şiî’dir. Başta 220 milyonu aşkın nüfusuyla Endonezya olmak üzere Uzak Doğu’da, yine başta 75 milyona yakın nüfusu ile Mısır, 30 milyonu aşkın nüfusuyla Cezayir olmak üzer Kuzey Afrika Sünnî olup kayda değer oranda Şiî nüfus barındırmamaktadır. Yine başta 15 milyon nüfusu ile Kazakistan olmak üzere Türkmenistan, Kırgızistan gibi Orta Asya ülkelerinde (% 15 dolayında Şiî nüfusa sahip olan Afganistan hariç) Şiî nüfus bulunmamaktadır. Aynı şekilde Bulgaristan, Bosna-Hersek, Yunanistan gibi Balkan ülkelerinde sınırlı orandaki Bektaşi toplulukları dışında kayda değer Şiî nüfusa rastlanılmamaktadır.

Yukarıda işaret edildiği üzere Ehl-i sünnete en yakın Şiî grup Zeydiler Yemen’de yaşamakta olup bu ülkenin yaklaşık yarıya yakınını teşkil etmektedir.

Hariciler’in yaşayan kolu olarak İbaziyye, günümüzde itikadî bakımdan Ehl-i sünnet’e çok yakın bir anlayışta olup başlıca Uman ve Kuzey Afrika’da Berberiler arasında yaygındır; toplam nüfusları 2-3 milyon civarındadır.

Batınî bir fırka olarak İsmailiyye daha çok Hindistan’ın bazı yerleşim merkezlerinde yaşamakta olup Müsta’li İsmaililer 2 milyon, Nizarî İsamaililer en çok 20 milyon civarındadır. İslam’la ilişkisi tartışmalı fırkalardan Dürzîlik daha çok Lübnan, Suriye, Filistin ve Ürdün’de hayatiyetini devam ettirmekte olup toplam sayılarının 400-500 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Nusayrilik, Suriye Müslümanlarının % 10-12’lik dilimini teşkil etmektedir. Ayrıca sınırlı oranda Lübnan’da ve ülkemizin Hatay, Adana ve Mersin illerinde varlığını sürdürmektedir.

Fıkıh mezheplerine gelince, Hanefîlik daha çok Türk dünyasında kabul görmüş olup Türkiye’den başka Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Afganistan ile Çin'in Sincan Uygur eyaletinde, ayrıca Kafkaslar ve Balkanlar'da yaygınlık kazanmıştır. 

Şafiî mezhebi yoğun olarak Endonezya ve Malezya’da yaşamakla birlikte, Türkiye’nin doğu bölgesi, Kuzey Irak ve Yemen ile hatırı sayılı oranda Mısır’da varlığını sürdürmektedir. 

Malikî mezhebi bugün başta Tunus, Cezayir ve Fas olmak üzer Kuzey Afrika’da yaygındır. Ayrıca Mısır ve Sudan’da da bu mezhep bağlıları bulunmaktadır. 

Hanbeli mezhebi ise başlıca Hicaz bölgesi mezhebi olup sınırlı oranda Suriye, Mısır ve Filistin’de de taraftarları vardır. Hanbelilik bir bakıma Suudi Arabistan’ın fıkhî mezhebi durumundadır. 

Genel olarak İslam dünyasının mezhebî gerçekliği böyle bir manzara teşkil etmektedir. Bu gerçeklik karşısında Müslümanlar birbirlerini anlamaya çalışmalı, “herkes birbirinin konumu”na saygı göstermeli, kavga ve çatışma içinde değil; barış, anlayış ve dayanışma içinde olmalıdır.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle