YAZARLAR

Dr. Ali İhsan ÇAY

'Hak Mezhep' ya da 'Fırka-yı Naciye' Kavramı

Gerek itikadî mezhepler gerek fıkhî veya siyasî mezhepler geçmişten günümüze intikal eden sosyal gerçekliklerdir. Bu gerçeklikler dinî anlayış ve yaşayış adına ister faydalı ve kolaylaştırıcı kabul edilsin, ister -en azından bir kısmı itibariyle- İslam birliğini zorlayan veya zedeleyen yapılar olarak görülsün; sonuç olarak vardır ve bunları yok saymak mümkün değildir. Doğru olan bunları anlamaya çalışmak, ortak anlayış ve yöntemlere dikkat çekmek, bunların ayrıştırıcı değil kaynaştırıcı işlev gerçekleştirmesine katkı sağlamaktır.

Dinin iman, fıkıh ve siyaset alanına ait düşüncelerin kurumsallaşması demek olan “mezhepler”in üst kimlikle ilişkileri sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu noktada her mezhep kendisini üst kimlikle ilişkisi bakımından “sahihlik/doğruluk” iddiası içinde bulunmuş, muhalifleri hakkında da çeşitli hükümler vermiştir. Daha açık ifadeyle her mezhep kendisinin “hak” olduğunu ileri sürmüş, diğerlerini, -yerine göre- “bidat ehli”, “dalalet ehli”, hatta “İslam dışı” gibi farklı nitelemelerle anmıştır. 

Mezheplerin üst kimlik olan İslam’la ilişkisini ifade etmek üzere ortaya çıkan “hak mezhep” kavramı mensuplarına bakan yönü ile “o mezhebin doğru ve geçerli olduğunu”, Allah’a bakan yönü ile de “O’nun beyanı ya da muradı ile örtüştüğü” iddiasını içerir. Bu bağlamda kendisini “hak mezhep” kavramı dışında değerlendiren bir mezhepten söz etmek elbette mümkün değildir. Ancak gerçekte bunun kararını vermek ne kadar mümkün olduğu ve verilecek karar ne kadar objektif olacağı ayrı tartışma konusudur.

“Hak mezhep” kavramının tanımındaki “ilahi beyan”la ya da “ilahi murad” ile örtüşme şartının objektif kriterleri olduğu gibi sübjektifliğe açık yönleri de vardır. Başlıca objektif kriter İslam’ın yorumlar üstü genel iman ilkeleri ve ibadet esaslarıyla uyumudur. Bu ilke ve esasların detayları ise yoruma açık karakter taşıdığından sübjektif alan olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda batınî/ezoterik grupların İslam’la ilişkisi konusunda İslamologlar daha rahat ve daha kolay tutum sergilenebileceğini; ancak diğer mezhebî yapılarlara ilişkin değerlendirmelerin “görecel” bir mahiyet taşıyacağını belirtmişlerdir. Somutlaştırarak ifade etmek gerekirse, Selefiliğe göre hak mezhep Selefilik, On İki İmam Şiiliğne göre hak mezhep On İki İmam Şiiliğidir. Fıkhî açıdan da Ehli sünnete göre Ehl-i sünnetin şemsiyesi altındaki –bugün yaşayan- dört fıkıh mezhebi haktır; Zeydiliğe göre Zeydi mezhebi haktır. 

“Hak mezhep” kavramının bir bakıma muadili sayılabilecek başka bir kavram daha vardır. Bu da “kurtuluşa erecek zümre” anlamındaki “fırka-yı nâciye”dir. Bu tabir “73 fırka hadisi”nde geçer. Rivayete göre Resulullah (s.a.v.), “Yahudilerin 71, Hıristiyanların 72 fırka ayrıldığını, ümmetinin ise 73 fırkaya ayrılıp 72’sinin cehenneme, ancak birisinin kurtuluşa ereceğini, bunun da “kendisi ve ashabının yolundan giden fırka” olduğunu (Ebû Davud, “Sünnet”, 1; İbn Mâce, “Fiten”, 17) ifade etmiştir.

İslam mezhepleri, başka bir ifadeyle İslamî fırkalar, bu rivayetten yola çıkarak kendilerini “fırka-yı nâciye” olarak görmüşlerdir. 

Öte yandan kurtuluşa ermek, necat bulmak ya da cehennemden âzâd olmak aynı zamanda Kur’ânî bir hassasiyet olup, ilahî kitap bunu başta “felah” ve “fevz” olmak üzere bir çok kelime ile ifade etmiştir.

Bu kelimelerden birisi, söz gelimi, “felah” (kurtuluş) kelimesinden yola çıkarak “kurtuluşa erecek olan zümre” hakkında Kur’an-ı Kerim’in bazı açıklamalarına bakılabilir. Dikkat çekicidir ki, Fatiha suresinden hemen sonra Kur’an’ın başında, belli vasıflar sayılarak o vasıfları taşıyanların kurtuluşa erecekleri belirtilmektedir. Bu özellikler şunlardır:
a) Gayba iman etmek,
b) namazı dosdoğru kılmak,
c) Allah’ın verdiklerinden infak etmek,
d) Hz. Peygamber’e ve öncekilere indirilenlere inanmak,
e) ahiret gününe kesin bir şekilde inanmak (Bakara 2/1-4).

İlgili ayetler bu özellikleri sıraladıktan sonra şöyle bitmektedir: “İşte onlar (bu vasıflara sahip olanlar) Rab’leri nezdinde hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erecek olanlar da onların kendileridir” (Bakara 2/5).

Aynı kavram (felah) kullanılarak, söz gelimi, başka ayetlerde de şu özellikler sıralanmaktadır: a) Namazı huşû içinde kılmak, b) boş ve faydasın işlerden uzak kalmak, c) zekatı vermek, d) iffetli olmak, e) emanete riayet etmek, f) verilen sözlere bağlı kalmak, g) namazlara devam etmek (Mü’minûn 23/1-9).

Bu ve benzeri ayetlerde kimlerin kurtuluşa ereceği özellikler bazında ortaya açıkça konulmaktadır. O halde ilahi azaba düçar olmaktan kurtulmak için bu vasıflarla donanmaya çalışmak gerekir. Bireylerin ve kitlelerin doğduklarında kendilerini içinde buldukları mezhebi yapılar sosyal vakıalar olup çatışma vesilesi yapılmamalıdır.

Herkes kendi birikim ve seviyesine göre din anlayışını sorgulayabilir ve sorgulamalıdır; ama Kur’an ve sünnetin hükümlerine açıkça aykırı düşmedikçe küfre ya da dalalete nispet etmekten kaçınılmalı; aynı zamanda asla çatışma ve kavga vesilesi yapılmamalıdır.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle