YAZARLAR

Çiğdem Hatun Soyalp

Ben Ki...

İçten içe ağlayışlarla boynu bükülen bir çocuğun gözyaşlarına and olsun. And olsun kalemimin kağıda düşen gölgesine ve yine and olsun senin kudretine!

Ruhuma yârenlik eden bedenim ağır geliyor Rabbim. Kaldıramayacağım hiçbir yük yok omzumda biliyorum. Ya ben çok güçlüyüm ve gücümle sınanıyorum ya da sen akıtıyorsun ki gözyaşlarım uzuvlarımın göreceği ateşe kefaret olsun.

Canım kalem oldu yine Rabbim. Şimdi bu harfleri okuyanlar, göz ucuyla dokunanlar ya da kalbine işleyenler ! Gözlerimin buğusundan seçemiyorum yazdıklarımı. Kalbim kararmasın diye yağmur oluyor gözlerim, sus oluyor dilim; kalbimin küsünden bir adım öteye gidemiyor harflerim.

Dostlarım, en iyi bildiklerim ve beni en iyi bilenlerim! Kendi kendime konuştuğum her satır kurşun bir kalemin ucuna düşüyor. Ve sizler harflerimi okuyup bir bir kaldırıyorsunuz düştükleri yerden. Kalbiniz doluyor mu, gözleriniz buğulanıyor mu bilmiyorum. Ben harflerimi halı işler gibi ilmek ilmek dokuyorum.

Yazmak vicdanımdır benim. Benim vicdanım yazdıklarımdır. Zaaflarımı zayıflıklarımı hesaba çekip yazıyorum ki vicdanım kaybolmasın. Alıp başımı duvara çarpmasın vicdansızlığım.

Kalemi önce yüreğiniz sonra elleriniz sevsin ki kör gidişlere gitmesin vicdanınız. Kulun hakkı kalmasın sizde.İbrahim'e seslenip gönlümü put mu sanıyorlar demesin, diyemesin kimse.

Sayfa sayfa konuş kaleminle; kimim, neyim, rengim ne?!

Ben ki Çiğdem Hâtun'um. Ben ki Rabbimin dilediği içi şu dolu bir çamurdan yaratıldım.Annemin ve babamın duasıyla uzuvlara büründü ruhum.Ruhumun ve uzvumun toplandığı yerde insanca yaşamak ve yaşatmak denen şeyi ; kıymetli bir devlet mührü gibi taşıyorum omzumda.

Nasıl ki her insanın parmak izi bir diğeriyle kıyas edilemiyor; bir ağaç da zehri, şifası duruşu ve izleri itibariyle bir diğeriyle kıyas edilemez.

Ben ki bir ağacım!
Neye benzer iz'im, zehrim varsa döner mi şifa'ya? Belki de daha önce hiç görmediğim bir ağacın bilmediğim bir iziyim.

Rabbim'in bana tek başıma yürümeyi sevdirdiği ilk gün; ağaçları izledim, dallarına kondum bir bir. Ağaç oldum o gün. O'nun fikriyle tefekkür ettim. Güneşin kavurucu sıcağında suya hasret kalmış bir çiçeğe gölge olmanın kıymetini gördüm.

Ve ben ki öğrendim o gün!
Başkalarınca hiçbir günahının telafisi olmadığı söylenmiş, hatası setredilmeyen bir insanın sırtını dayayıp oh! çekebileceği bir durak olmayı.

Dalların zerafeti geldi gözümün önüne:Ellerimi uzatsam yetişemeyeceğim, merdiven dayasam erişemeyeceğim kadar uzak kaldım onlara. Dal dal yetişen bir ağacın elleriydi onlar.Ellerimin elleri...

Gövdesi miyim bir ağacın, izi mi yoksa gövde gövde sıyrılmış kolları mıyım?!

Ne olduysa oldu o gün. Yağmurun şiddetinden toprağın bereketinden nasibini alıp dimdik duran bir ağaç olmanın izini taşıyorum hâlâ.

Topraktan gelmiş olmanın gururuyla benziyorum hiç bilmediğim bir ağaca. Hangi veli'nin duası oldum , kim niyet etti de fidanından yeşeren; rüzgarın savurduğu, güneşin kavurduğu, toprağın kabul buyurduğu dallarından yeşeren bir ağaç oldum ben?

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle