YAZARLAR

Canan Işık

İlmin Asıl Gayesi

‘Allah kendinden başka İlah olmadığına adaletle şehadet etti. Melekler ve İlim sahipleri de ondan başka İlah olmadığına şehadet etti.(Ali İmran/18)

Alimler Peygamberlerin varisleridirler. Yerler ve göklerde bulunan bütün mahlukat, alim bir kimsenin affedilmesi için Allah’a yalvarıyorlar.(Ebu Davut-Tirmizi)

Kaç bin yılın visali, kaç bin yıllık yolculuk, İlim yolculuğu. Bu yolculuğun ulaşacağı liman neresi, nedir rotası, gayesi. Acaba bir ilim deryası olup Dünya semasında yıldızlaşmak mı ya da bilim dışında fildişi saraylarında İlahlaşmak mı? Yada okyanusu aşıp İman ateşinde pişip, Kainatın bütün ilimlerini görüp ahrete bir pencere açabilmek mi beden kafesinden çıkıp ruhumuzda Rabbi Rahimimizin marifetleriyle, latifeleriyle halvet olabilmek mi, gaflet perdesini aralayıp Marifetullah basamağına ulaşmak mı, oradan da Muhabbetullah katına çıkabilmek mi,ölmeden önce ölüp,ölmeden Cennete girebilmek mi?

Nun’a(hokkaya)ve kaleme yemin olsun ki…

Hokkaya ve kaleme yemin eden yüce Yaradan Peygamber Efendimize ilk ayetlerini indirirken Alak Suresini ve özellikle ‘ikra’ yani oku emrini uygun görmüştür. Risaletin bu emirle başlamasının hikmetine bakılacak olursa, ilim kapısını aralamadan Cennet kapılarının açılamayacağının da mesajı verilmiş oluyor.

Oku Yaratan Rabbinin adıyla. O seni bir kan pıhtısından yarattı. Oku Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur. İnsana bilmediklerini O öğretti.
Dilerseniz bu ayetlerden yola çıkarak Cenab-ı Rahmanın ilim konusunda bizden muradının ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Efendimiz yaşadığı toplumda ruhunu daraltan meseleleri çözüme kavuşturabilmek için Hira mağarasında iç dünyasına fetih gerçekleştirirken Allahu Teala kalbinin duasına karşılık verdi ve Cebaril(as)’ı kuluna gönderdi.

Hadise malumunuz, Rahmandan gelen ayetler Efendimizi önce sıktıkça sıktı, daralttıkça daralttı. Sonrasında Rabbine ulaştıracak genişlikte alem önünde açıldıkça açıldı ve bu genişleme zihinlerimize şöyle bir soru olarak takıldı. Ümmi bir Peygambere neden ilk emir oku olmuştu. Okumaktan kastedilen neydi? Satır aralarında görmemiz istenen başka bir mana mı vardı?

Ayetlerde okumaktan kastedilen tam olarak belirtilmemiştir. Ancak kalemle yazmaktan ilim tahsili kastedildiğini müfessirlerin ittifakı ile anlamaktayız. Okumaktan kasıt ise kişinin kendisini, içinde yaşadığı toplumu, kainat-ı ve insanlığa faydalı olabilecek bütün ilimlerin okunması bu emrin kapsamı içindedir. Nitekim Efendimiz de yaşadığı toplumu bu şekilde iyi okunması, tanıması ve ihtiyaçlarını tespit etmesi istenmiştir.
İnsanoğlunu diğer varlıklardan ayıran özellikle akıl melekesidir. Cenab-ı Allah pek çok ayeti kerimede akıl etmez misiniz, düşünmez misiniz derken insanı muhatap seçmiştir.

(Ey Muhammed) deki; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür. Bu ayetlerinde ifadesiyle anlıyoruz ki Allahu Teala akıl sahiplerine düşünenlere verdiği önemi vurgulamaktadır.

Peygamber Efendimiz her vesile ile ilmin üstünlüğüne dikkat çekmiştir. Bir defasında Ebu Zerr(ra)’e hitaben şöyle buyurmuştur.

‘’Ey Ebu Zerr, sabahleyin evinden çıkıp Kurandan bir ayet öğrenmen ,senin için yüz rekat nafile namaz kılmandan daha hayırlıdır.Yine sabahleyin evinden çıkıp kendisiyle amel edilsin veya edilmesin ilimden bir bölüm öğrenmen , senin için bir rekat namazdan daha hayırlıdır.(İbni Mace,Mukaddime,16)

Yaşayışını doğru bir istikamete çevirebilmek yani Sırat-ı müstakimde sapmadan yürüyebilmek için ve başkalarını da bu yolda yürümeye yönlendirebilmek için ilim öğrenen kimse Allah yolundadır ve Allahın hoşnut olduğu bir işle meşgul demektir.

Okuduğunuz bu ayetler ve hadisler ışığında ilim, Rabbi Rahimimizle buluşturulursa, onun eliyle yapılırsa gerçek gayesine ulaşmış demektir. Allah’a dayandırılmayan ilim, insanın ahrette baş aşağı gitmesine sebep olur. Ona dayananlar ise ebediyet iksirini yudumlamıştır.

Her şey helak olucudur. Yalnız O’na (Allah’a)bakan yönü müstesna .Hüküm O’na aittir.Ve dönüş O’nadır.
Ayçiçeklerinin Güneşe dönmeleri gibi kul olan bizler de her konuda hakikate erişebilmek için Allah’a dönmemiz, ilmimizin aslını ona nispet etmemiz gerekir. Nitekim ilimde ne kadar ileri gitsek de Cenab-ı Allah’ın ilmi karşısında bir nokta bile olamayacağımızı unutmamak durumundayız.

Burada Yunus’un şu dörtlüğüne kulak verelim.
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır.

Haddimizi, acizliğimizi, noksanlığımızı görmezsek, Rabbimizin yüceliğini ,Kudretini idrak edemezsek ilim gayesine ulaşmamıştır.İnsanoğlu Yaradılış gayesini bulamamışsa yaratıcıyla buluşamamışsa ortaya inançsız ilim ve fen adamları çıkacaktır.Allah’ın yoktan var ettiği bir hücreyi kopyalayarak ‘’bende yaratabiliyorum’’ hissiyatı ile küstahlaşmış bir ilim dünyası buz dağı gibi zihinlerimize çarpacaktır.Padişahın bahçesinde Padişahı tanımayan bahçıvanlar türeyecektir.

Kısacası ilim asıl gayesini kaybeden kişi ve toplumlar, Dünyanın bütün ilimlerini de tahsil etmiş olsa Rabbiyle buluşamadığı takdirde Kuran tabiriyle kitap yüklü merkepler olmaktan kurtulamayacaklardı.
Kim nefsini bilirse şüphesiz ki Rabbini bilir. O halde buradan yola çıkarak diyebiliriz ki ilim Rabbimizi tanımamıza bir vesiledir. Bu tanıma onu sevmeye (muhabbetullaha) bizleri ulaştıracaktır. Maddi bir olgu olan bilgiyi kalp süzgecinden geçirerek mana alemindeki yansımalarını görmek mümkün olabilecektir. Alim olmaktan arif olmaya terfi edecektir insan, peki kimdir arif.Evet bir Hak dostuna sormuşlar bu soruyu:

-Alim kimdir?
-Bildiğini bilen
-Ya Arif kimdir?
-Bilmediğini bilen
Balığın çok güzel yüzdüğü ve bu noktada onunla hiçbir insanın yarış edemediği malumdur. Fakat bu meziyet balığı hayvanlıktan kurtarmaya yetmez.

Kimya Mühendisi kimya denizinde doktor ise tıp deryasında yüzmektedir. Eğer onlar kendi sahalarından, imanlarını ziyadeleştirecek ve tefekkür hazinelerini zenginleştirecek mücevheratları alamıyorsa o ilme vakıf olmaları onların insaniyetlerine ve kemalatlarına hiçbir şey ilave etmez.

Son olarak bu hayat yolculuğunda Rahman olan Rabbimiz, bizi iman-ı billah basamağına lutfu ile koymuş ve kalbimize kendisiyle bir çekim kuvveti oluşturacak muhabbet duygusunu yerleştirerek bir kıvılcım yakmıştır. Bu ilk kıvılcım, bu arzu ilim sofralarında marifetullah azığı ile beslenecek. Onu sevmek için tanımak gerekiyor, tanımadan sevmek hayal kurmaktır.

Nefsimizde ve kainatta gizlenmiş olan Allah’ın isim ve sıfatlarını ilimle ortaya çıkartıp onu tanımadan kıymetini idrak etmeden sevmek mümkün değildir.

Hz. Süleyman gibi bir tohumun rüzgarla yaptığı yolculuğu okumak ‘’ben dünyanın dört bir yanına ulaştırmak için kendi öz vatanımı terk ediyorum.’’ diyen tohuma kulak verip şuursuz varlıklardan aldığımız dersle şuurlanıp, bilinçlenip kul olmak, dost olmak, yolcu olmak, arayan olmak ve muhabbetullaha ulaşmak…
UNUTMA arayanlar asla bulamazlar

Ama bulanlar aramaya devam edenlerdir. (NFK)
İlim onu bilmektir
Onu bilmezsen kuru emektir.
İlim nefis aynasında Rabbi görmektir.(Yunus Emre)

Yazımı anne karnındaki bir ceninin dilinden bir dua bile bitiriyorum. Öyle ki öğrendiklerimiz bize anne rahmini unutturmasın, öğrendiklerimiz elimizden masumiyetimizi almasın, cesedimizi ruhumuza galebe çalmasın, tövbeleri izleyen gözyaşlarını akıtıp Rahmet kapılarını aralasın. Sözlerimizi hale, kalplerimizi Rabbe çevirsin.

İlahi Hamdini sözüme sertaç ettim. Zikrini kalbime miraç ettim. Ben yoktum var ettin; varlığından haberdar ettin. Aşkınla gönlümü bikarar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet, neşeni duyur hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam. Sen söyletmezsen ben söyleyemem. Sen sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bize hep sevdiklerini. Yerdir bize hep yerdiklerini. Yar et bize erdirdiklerini. Amin

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle