YAZARLAR

Belgin İspir

Ya Mecnune!..

Kadınlar için daima anlaşılması zor diye nitelendirilir. Çoğu zaman dağlara, denizlere, ovalara ağaçlara çiçeklere böceklere benzetilir. Aşk kadına çok ama çok yakıştırılır. Nedense kıskançlık deyince ilk akla gelendir.
Pekala, siz hiç duydunuz mu kocasını kendi eliyle evlendireni? İbadetlerine daha fazla vakit ayırabilmek için güle oynaya kuma getireni ve hayat arkadaşını paylaşanı. Üstelik de çocuğu olmadığında kendininkini vermesi için Allah'a yalvarıp anne olmasını dileyen birini. Yok, canım olmaz bu kadarı da dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız düne kadar ben de hiç duymamıştım. Bunlar kulaktan kulağa duyularak günümüze değin gelse de gerçekliğine dair bilgiye rastlanmamaktadır. Yaşadığı yörede halk doğruluğuna inanarak anlatmaktadır. Kim bilir?
Hayatına bakınca kocasını evlendiren bu hatun için olağan üstü olaylar dikkati çekmektedir. Neler mi? Hayatından kısaca bahsedersek bunu sizde fark edersiniz.
Annesi kendisine hamile iken; bir gün gaipten bir zat görünür. 'Sen Kimsin?' der. O: ' Ben bir meleğim. Saliha bir çocuğun olacak.' diye müjdeler. Doğumuna kadar hamileliği çok hafif geçer.
Doğumundan on beş gün sonra kızını emzirmek için uyanır. Üzerindeki örtüyü kaldırdığında bebeğin bütün vücudunun ilahi bir nurla kaplı olduğunu görür. Hareket etmediğinden öldüğünü sanır. Üzerine eğilir, nefes alıp verdiğini anlar. Sonra eşini uyandırıp, yavrusunu gösterir. O beşikteki hale bakarak:' Hanım kızımız ileride saliha bir hanım olacak inşallah.' der. Bu cümleyi ikinci kez duyuşu lohusa kadını heyecanlandırır. Mis kokulu emanetini uyandırıp emzirir. Onun emmesi çok hafif ve latiftir. Da¬ha ömrünün ilk günlerinde, Allah’ın has yaratılışı içerisinde olduğu görülmektedir.
Ailesinin terbiyesinde yetişmiş vakitlerini Allah-ü Teala'nın rızası için ibadet ve taatle geçirmektedir.
On iki yaşında iken annesini kaybetmiştir. On altı yaşında da amcasının oğlu ile evlenir. Sekiz yıl çocuğu olmamıştır. Sonra dördü erkek, ikisi kız altı çocuğu dünyaya gelir. İki oğlu ile bir kızı küçük yaşta vefat eder.
Her zaman herkesten uzak durur, kendi dünyasında manevi haller yaşar. Cezbesinin başlangıcında sürekli olarak damda kimselerin anlayamadığı bir dille konuşmaktadır. Onun evliyalarla, bazen emredici, bazen nehyedici, bazen bağlayıcı, bazen de azledici sözlerle konuştuğu duyulur. Daima içinde Allah’ın kendisine bahşettiği ve ilerde bahşedeceği nimetleri sayıp anlattığı kasideler nazmetmektedir. Ancak bütün bunları iftihar vesilesi değil de sadece bilinsin, duyulsun babından söylemektedir. Bir çok veli gibi sırlarını gizleyen, kerametlerden uzak kalmak isteyen biri değildir.
Bir akşam eşi ile otururken:
"Evimin direği Hz. İsa’nın (as) annesi Hz. Meryem’i (as) sen görüyor musun?"
"Görmüyorum." deyince olduğu yerde bayılır. Çünkü kendisi Hazreti Meryem'i görmektedir.
Bir gün kapısını üç kadın çalar. Hicaza giden dört hacıdan haber alamadıklarını söylerler. Eşleri hakkında endişelerini dile getirir, yardım isterler. O durur ve:
"Hacı Hamza Mean yokuşunda devenin sırtından düşmüş, Hacı Muhammed ile çocuğu üç gün süreyle birbirini kaybetmiş sonra buluşmuşlar. Yeğenim Hacı Ali ise Zemzem kuyusunun başında. Yanında Hacı Muhammed var. Ben de yanlarına vardım. Hacı Muhammed:'Kadın git şuradan, nazar haramdır."
"Bana nazar haram değil. Çünkü Hacı Ali kardeşim Molla Bekir'in oğludur."
"Kadın sen kimsin?"
"Ben amcanın kızıyım. İnanmıyorsan al şu mendilimi yanında dursun, eve dönünce bana getirirsin." dedim ve kayboldum. İşte sizin hacılarınızın durumu bundan ibaret hanımlar, diye lafını tamamladı. Endişeleri biraz geçen hanımlar evlerine giderler. Fakat duyduklarının gerçekliği hakkında şüphe duyarlar. Ta ki hacıların dönüşüne dek.
İlerleyen zamanda Şeyh İbrahim Hazretleri şöyle ifade eder:
"Hacılar dönmek üzereyken yakınları onları karşılamaya gitti. Kendilerini görür görmez:
"Ya Hamza, sahe sen Mean yokuşunda devenin sırtından düştün mü?"
"Evet, bunu size kim söyledi?"
"Ya siz birbirinizi üç gün kaybettiniz mi?"
"Evet, bunu size kim söyledi?"
Diğer söyledikleri de doğruydu. Hacı Muhammed mendilin içine hediyeler koyarak sahibine iade eder.
Garip ve olağanüstü davranışlara sahip bu kadın bir gece evinin damında gene mürakabeye dalar. İşte o anda, binlerce kilometrelik mesafe ötede bulunan Beytullah’ın etrafında dönüp tavaf ettiğini görür. Kendisi his aleminde kaybolur. Lâhut aleminde cezbeye ve Allah’ın vergi ve nimetiyle dehşete düşer. İşte o gece, o halvette, kendisine “Tuvayle” tepesinin başına bir ibadetgah inşa ettirmesi emrolunur. Sabah erkenden eşinin atına binip adı geçen tepeye gider. Mescidin inşa edileceği mevkii işaret edip geri döner. Kısa sürede Beytullah’a benzeyen mimarinin inşaatına başlatır. Çevredeki şeyhler, alimler buna karşı gelir, yıkılması için bir elçi gönderirler. Gelen elçi daha ağzını açmadan veli hatun:
" Ey Hacı Ömer, ben bu binayı inşa ettirip adını “Alemel-hüda” koydum. Sizin onu yıktırmaya teşebbüs ettiğinizi de biliyorum. Bu işin halli kuvvet ve kesrete dayanıyorsa, ben sizden daha kuvvetli ve kesretliyim. Hiç kimsenin de bunu yıktırmaya gücü yetmez. Ama yıktırmak isterseniz, gelin yıkın, sizi alıkoymayacağım. Ancak onun benden ve sizden de daha güçlü bir sahibi var. Hiç kimsenin onu yıktırmaya gücü yoktur. Çünkü bu bina Allah’tan gelen bir ilham ile “Tuveyle” Tepesine Allah için inşa edilmiş bir mescittir. Sizler Allah’ın bize verdiği mükemmel nimetlerden habersiz ve körsünüz." der. Bu sözler duyulunca yıkılması durdurulur.
Ve bütün evliyanın mekânı¬, kapılar ise evliyaların çıkış yeridir, dediği kubbe tamamlanır. Ölümünden sonra Said Nursi Hazretleri bu kubbede tek başına kalarak Kamus-u Okyanus adlı lügatı babu’s-sin’e kadar (1.155 sahife) ezberlemiştir.
Yüksek sesi ile ibadet yapışını çevresindekiler yadırgar. Kardeşi Molla Hâmid’e şikayet ederler. Molla Hamid eniştesine haber göndererek kız kardeşini bu tür davranışlardan alıkoymasını is¬ter. O da karısına:
“Ya mecnune! Sesini yükseltme, halk bizi yadırgıyor.” dediğinde:
" Şayet deli isem, bilesin ki bu deliliğim bir aya kadar sana da geçecektir. Sen de bu deliliğin tadını tadacaksın. Kınamasız aşk olmaz. Onlar bizim akıbetimizi göreceklerdir." diye karşılık alır.
Gerçekten bu sözlerinden bir ay sonra kocası da bu ilahi cezbeye tutulur. Beraber sesli ibadet yapmaktadırlar.
Hamile kadınlara doğuracakları çocuğun cinsiyetini söyleyen, tüm dedikleri aynen çıkan, heybetli, celal sahibi, tabiatı ve görüntüsü sert olan bu kadın kim mi?
1765 de Siirt'te dünyaya gelen, Tillo'da yetişen kadın evliyalarının başında gelen simalardandır.
Babası Şeyh Mustafa Fanidir.
Annesi Aişe Hatun'dur.
Gavs-ül Memduh Hazretlerinin eşidir.
Şairdir.
Divan adlı eseriyle bilinmektedir.
Bu mecnune Zemzem-il Hassa Haz¬ret¬le¬ridir.
1851'de vefat ettikten sonra Gavs-ül- Memduh’un türbesine defnedilir.

kalın yazı

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle