YAZARLAR

Ayhan ENGİN

Pişmanlık!

Beş yıldan buyana Almanya’nın bir şehrinde görev yapmaktayım. Yaşadığım şehirde bugün itibari ile yaklaşık beş bin civarında Müslüman var. Cemaatimin çoğunluğunu Türkiyeli Müslümanlar oluşturmakla birlikte; Mısır, Suriye, Filistin, Cezayir gibi ülkelerden Arap kardeşlerimiz, Balkan coğrafyasından kardeşlerimiz ve “Bulgar Türkü” diye isimlendirdiğimiz Müslümanlar oluşturuyor.
Cemaat profili böyle renkli olunca; yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım da hayli renkli oluyor doğrusu.
Bir meselesini halletmek, çözüme kavuşturmak için ziyaretime gelen bir aile ile aramızda geçen konuşma şöyle:
-Aile: Selam ün Aleyküm
-Ben: Aleyküm Selam
-Aile: (Hanımefendi söze başlıyor) hocam, eşim alkol alıyor, ev de huysuzluk yapıyor, bize zarar veriyor, şimdi pişman oldu; tövbe almaya, Kuran’a el basmaya geldik.
-Ben: Hoş geldiniz, sefa getirdiniz… Tövbe etmek için beni aracı yapmanıza gerek yoktu. “Ya Rabbi günahlarımı affet, söz veriyorum bir daha yapmayacağım” demeniz yeterli idi.
-Aile: Ama hocam Kuran’a el basarak yemin etmek istiyor eşim.
-Ben: Tamam hay hay, camiye geçelim, Kuran’ a el bas, söz ver, pişman olduğunu ifade et. Bir daha bu günahı işlememeye gayret et. Allah tövbeleri kabul eder. İnşallah seni de affeder. (biraz da nasihat ettim. Kafa sallayarak onayladı.)
(Bundan sonrasına dikkat lütfen)
-Aile: (Biraz da sıkılarak ve çekinerek) şey hocam, eşim İKİ SENELİK tövbe etmek istiyor. (aynı cümleyi eşi de tekrarlıyor)
Tabi ben de bir şaşkınlık, beraberinde zoraki bir tebessüm, güler misin, ağlar mısın cinsinden. Kelimelerle ifade edilecek gibi değil yani.
Devamında
-Ben: İKİ YILLIK tövbe nasıl oluyor? Anlamadım.
-Aile: Hocam, iki sene sonra oğlumuzun düğünü var, o zamana kadar eşim tövbe edecek, içki içmeyecek. Düğüne kadar tövbe yani…
Şok üstüne şok yaşıyorum. Hani derler ya; “Buyur buradan yak!”
Benim yerimde siz olsaydınız, ne yapardınız ne derdiniz bilemiyorum. Ben aileyi camiye aldım, Kuran’ a el bastı, söylediğim cümleleri tekrar etti ve İKİ YILLIK tövbe etmiş oldu. “olmaz böyle şey” demek işime gelmedi; hem kalplerini kırmamak hem de; “camiye gittik, hoca derdimize derman olmadı” demesinler diye…
Netice itibari ile aramızda geçen bu konuşmayı sorgulamaya başladım. Öyle veya böyle Müslüman olan bu aile bu şekilde bir tövbe bilgisine ve algısına nereden ve nasıl sahip oldu diye.
Acaba Almanya şartlarında ve Hıristiyan inancında var olan; Papazın tanrı adına günahkâr insanları affetmesinden mi etkilenmişti yoksa (bunun farklı bir versiyonu olan) müritlerinden tövbe alıp onları temizlendiklerine inandıran Şeyh efendilerden mi haberdar olmuştu. Bilemiyorum.
O halde bizlerin de doğru bir bilgiye sahip olması adına bir sonraki yazımız; “Tevbeten Nasuha” olsun inşallah.
Selam ve dua ile…
Allah’a emanet olunuz.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle