YAZARLAR

ATA DURAN

MÜNEVVERLER TOPLULUĞU “İHVAN”

Mısır’ın münevverler topluluklarından belki en büyüğü olan İhvan, küresel çapta, Mevdudi’nin cemaati İslimiye’sinden sonra modern zamanda İslam dünyasının ilk cemaati idi. İslam dünyasında ve batı dünyasının nerede ise hepsinde, organize bir şekilde çalışıyorlardı. Ana davaları; Filistin veya Kudüs’ün hürriyeti, hilafetin ilgası ile başsız kalan İslam dünyasına bir baş olma ve ihmal edilen cihat fikrinin inşası. Mürşitlere göre bu ortak değerlerinin biri öncelense de, bu fikirlerin iddiası bile hem Arap gençliğinde hem de umum Müslüman toplumlarda ihvana taraftar kazandırmıştı. Başsız ve umutsuz kalmış bir İslam dünyasına yeni bir heyecan getiriyorlardı.

Ama adına Arap baharı denen 2010 yılı aralık ayı tahrir meydanı ayaklanmalarından sonra kısa bir bahar dönemi yaşasalar da, meşhur Rabia katliamı ile Müslüman kardeşlerin tarihinde yabancı olmadığı ama iletişimin bu kadar yaygınlaştığı modern dünyada sevenlerinin moral ve motivasyonlarını yıkan bir dağılma yaşadılar.

Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’ye de Rabia direnişinden sonra gelen hicret etmek zorunda kalan ihvan mensupları, yakında Mısır’a döneceklerini düşünüyorlardı. Hepsi üniversite okumuş, birçoğu birkaç yabancı dil bilen, kaliteli insanlardı. İnsan onlarla oturunca sohbetlerinden zevk alıyor, ayrılmak istemiyordu.

Bu güzel insanlar normal bir hayat yaşayabilseler, ülkelerine ve hatta insanlığa sayılamayacak faydaları olurdu. Birçoğunun yakın akrabalarından ölenler, hapiste olanlar ve hatta haber alınamayanlar vardı. Onun için çoğunun gönlü yaralı idi. Geneli mal varlıklarını bile yanlarında getirmemişler, acele ile üzerlerinde ne getirebilmişlerse onunla varlık sürdürüyorlardı.

Ufak ve geçici genelde eşyalı evler kiralamışlar, geçici olduklarını düşündükleri için iş veya geçim telaşları da başlamamıştı. Birçoğunun mal varlığına el konmuştu. İçlerinde, savaş esnasında şehitler sayılmaz diyenler de vardı. Heran döneceklerini düşünüyorlardı. Geçmişi eleştirtmiyor hatta savunuyorlardı, samimi ihvancı idiler.

Mısır’da ise Mursi ve arkadaşlarını tutuklayanlar, hiç geri adım atmadan, tam gaz Hüsnü Mübarek’in ve ihvanın ekiplerini saf dışı edip kimini tutukluyor kimini işinden aşından atıyorlardı.

Zaman uzadıkça ümitler bitti, yeni planlar devreye girdi, iş bulanlar, iş kuranlar ve yeni bir hayata başlayanlar çoğunluk oldu. Birkaç sene de düzen kuran bu topluluğun ülkelerine hizmet etme duyguları bitti veya bitirildi. Beyin göçü iyi yönlendirilemediği için kendi cemaatsal hizmetleri ve iyiliğe hizmet etme adına o beyinin maalesef ölümü gerçekleşti.

Mısır’ın kurucu iradesi olan askerlerde, uzun süre iktidarda kalan ve hep kendi etraflarını devlete yerleştirip, devlet ihalelerini kendi etraflarının dışına çıkarmayan Hüsnü mübarek ve onun sisteminin yıkılması için Tunus’tan başlayan, tahrir meydanından, Suriye, Libya ve nerde ise tüm Arap dünyasını sarsan “sevre” -Allah’ın bir lütfu olarak algılandı.- Halkı ayaklandırmak için bir yol arıyorlardı. Çünkü devleti ahtapot gibi yıllardır saran yapının halkın içinde uzantıları ve destekçileri azımsanmayacak oranda çok idi.

Halk desteği olan, gariban çocuklarından oluşan ve Mısır’ın her yerinde, köşe bucak, köy köy, mahalle mahalle organize olan Müslüman Kardeşler akıllarına geldi ve dış destekçilerinde motivasyonu ile adeta her şeyiyle organizasyon Mısır’ın genç ve münevver topluluğu ihvanın üzerine ihale edildi. Büyük oyunu anlayamadılar. Tarih tekerrür ediyordu. "Hür Subaylar"ın 1952''deki darbesinin kolayca gerçekleşmesinde Müslüman Kardeşlerin kitlesel desteği rol oynamıştı. Ne ki darbeciler, kurmayı düşündükleri diktatörlük rejimi için "Müslüman Kardeşleri bir tehdit olarak görmüşlerdi. Darbeyi beraber yaptıkları ve ihvanın tüm yönetim kadrosunu iyi bilen darbeci subaylar, dönüp Seyyit Kutup dahil tüm kadroyu hapisle ve idamla mükafatlandırdılar(!) İhvan tarihten ders alamadı ve ikinci defa derin siyasetle iş tutarak, adeta gönüllü olarak ezildiler.

Normal akılla düşünen bir insan bir türlü kabullenemiyor. Tüm liderleri ya suikast ya da idamla şehit edilmiş, bu kadar akademisyeni, okumuş yazmış insanı olan bir ihvan nasıl olurda, tekerrür eden bir tuzağa düşerdi?

Sonuçta, ölenler öldü, hapse düşenler, gurbete kaçmak zorunda kalanlar derken hayat devam ediyor. Umarız tüm dini gruplar anlamıştır ki, bir cemaate, bir aşirete bir devleti kimse bırakmaz. İhvan bunu bir asra yaklaşan ömründe anlayamadı. Bir ümitle açılan her kapıyı maalesef liderleri belki samimiyet hatası ile belki de su-i kastla karartarak kapatılmasına vesile oldular.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle