YAZARLAR

ATA DURAN

Mısır’da kim kazandı?

Aslında özür dilemek bir erdemdir. Ama özrü bir müminin aleni münafıklık yapan birinden dilemesi zor bir hadise olmaktan öte imana ters bir tavır olurdu. Kutup, peygamberin hayatına ve geleneğe uygun olanı yaptı. Zor, yorucu ve uzun olanı tercih etti. İhvan hareketi, tüm zamanlarında bitmeyen bir imtihan sürecine girdi.

İhvan ile Abdülnasır arasındaki sorun aslında, yeni kurulan genç Mısır devletini kuran iradenin kendine şerik kabul etmemesinden kaynaklanıyordu. Aslında çoğu genç ama hepsi idealist olan kurucu askeri ihtilal heyeti, makamın, malın ve şöhretin karşısında, yola çıkarken sahip oldukları birçok inanç ve ideallerinden uzaklaştılar. Zaman ilerledikçe devleti büyütemediler, en güçlü olduklarını düşündükleri zamanda etle tırnak yakınlığında bir olan, Sudan, Mısır’dan ayrıldı, nerde ise genç devlet ve yeni yöneticileri İsrail ve diğerleri ile girdikleri tüm savaşları kaybetti. Komşularının birçoğu ile sorunlu hale geldi, Araplar ve Mısır halkı “reis” olarak adlandırdıkları Abdülnasır’ı hep sevdiler. Çünkü o, yıllardır ezilen Araplara bir ümitti. Söylemde kalsa da o hep hamaset, zenginlik ve en azından kendi bölgelerinde liderlik vaat ediyordu. Yahudi’ye, meydan okurken yeni kurulan genç İsrail devleti bölgede en güçlü ve kurumsal hale geliyordu ama o, hep bağırıyordu. Yığınlar tatmin oluyordu ama adeta kaderi fakirlik, miskinlik ve ezilmek olan halklara bir fayda sağlanamıyordu. Arada sadece bir sınır olan çölün ortasındaki İsrail dünyadaki cenneti inşa ediyordu ama genç Mısır’ın idealist kurucuları sadece bağırıp çağırmakla ve içlerinde kendi halkından bir oluşuma sırf rakip oldukları için ölüm ve hapis vaat ediyordu. Ama halk yığınları zulme adeta alkış tutuyor, ölen, öldürülen öz çocuklarını görmüyorlardı.

İhvan, doğruları ve prensipleri olan bir hareketti ve inandığı İslam dinine hizmet adına, zor da olsa doğrularından taviz vermeye yanaşmadı. Tarihin önünde haklı olan bir duruşu sergilese de zorluklarla, şehadetle, hapis ve tecritle başlayan ilk yıllar bir hareketin kaderi haline geldi.

Bu kadar idealist, okumuş gencin enerjisi, yeni Mısır için fırsat olarak kullanılamaz mıydı? Elbetteki kullanılabilirdi. Ama iki tarafında içindeki inatçı ve dediğimiz tek doğru diyen grubu aşıp anlaşma veya geri adım atma yoluna gidebilse, bizim ısrarımız hak için ama demek ki daha kabul ortamı oluşmamış diye bilse, önemli olan azda olsa iyi şeylerin yapılması, bunu kimin yatığı önemli değil diye bilse, zalime, kafire ve münafıklara karşı bugün birlik olma zamanı diye bilse idi! Bunlar denemedi ve Mısır kaybetti. İhvanın kaderi hapisler ve tecrit oldu.

Mısır devleti ortaklık iddiasında olmasa da görüntü olarak öyle duran İhvanı hep dövdü ve yıllarca en büyük iç tehdit olarak onunla uğraştı, zaman ve enerjisini kaybetti. Düşmanlar kahvelerini içip seyretti. Ara sıra zalimi kınadılar ama hep seyrettiler. Çünkü ölende öldürende gariban Mısır’ın evladı idi. Ne kadar azalır ve güçsüzleşerek kendileri ile uğraşırlarsa o kadar onlar için iyi idi…

Sonuçta altmış yıldır hep Mısır kaybeden oldu....

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle