YAZARLAR

ATA DURAN

MERHUM KEŞK,KADDAFİ VE ZALİM ARAPLAR

Son on yılda dünya çok hızlı bir lider değişimi yaşadı. 1700’lerden başlayarak her yüzyılda ve en son ikinci dünya savaşı ile yaşadığı gibi, Ülkeler bir bir devrilmez değişmez denen liderlerini ya yıktı ve öldürdü ya da hapse attı veya liderler ülkelerinden kaçmak zorunda kaldı.

Çünkü yüce Allah,” (Resulüm) sakın, Allah­’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.”[1] ve yine ”Eğer siz bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. O günleri; biz onları insanlar arasında devrettirip(evirip çevirip) dururuz. Bu, Allah´ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahitler (veya şehitler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez.”[2] Buyuruyor. Dünya ve içindekiler kimseye baki değil. Zalimlere zulüm, mazlumlara da mazlumiyet daimî olmadı. Çok eski tarihe gitmeye gerek yok. Yakın tarih, mazlumların ah ve eninleri ile zalimlerin atıldığı çöplükle kokuyor.

Bu yazıya ve bu girişe konu sahurda[3] El-Cezire’nin[4] eski bir Abdülhamit Keşk belgeselinin tekrarını izlerken adeta yerimde çakılıp kalmam. Merhum, Arap baharından (sevre) yaklaşık yirmi yıl kadar önce o kalpleri ürperten heyecan ve iman dolu sesi ile doksanlı yıllarda minberden Kaddafi’ye; “kendine defnedilecek yer bulamayacaksın, toprak seni kabul etmeyecek” diye bağırıyor.

Kaddafi (d.1942 – ö.2011), Cemal Abdülnasır (d. 15 Ocak 1918 - ö. 28 Eylül 1970), Saddam Hüseyin (d. 28 Nisan 1937- ö. 30 Aralık 2006), ittifakı arkasından gelen Enver Sedat (25 Aralık 1918 – 6 Ekim 1981) ve Hüsnü Mübarek’in (d. 4 Mayıs 1928) devam ettirdiği rejimler ve bugün ki Suriye’nin başında olan Beşşar Esed’in (d. 11 Eylül 1965) babası Hafız Esed (d. 6 Ekim 1930,- ö. 10 Haziran 2000), Yemen, Tunus, Cezayir’de Arap alemindeki bu belirgin halkına zulmeden acımasız liderler ve ülkeler, adaletsiz ve çağdışı yönetimlerin neticesinde, zulüm, toplumları patlatmış ve nerde duracağı belli olmayan bir zaman ve yere doğru halen devam edip gidiyor.

Abdülnasır ve ekibi Mısırlılar ve Araplar için Arap milliyetçiliği ve yeni modern Mısır’ın kurucusu olarak kabul edilmektedir. En çok cami ondan önce ve sonrasındaki bütün liderler arasında onun zamanında açılmıştır. El- Ezher onun zamanında klasik eğitimden modern üniversite statüsüne getirilmiş ve İhvana karşı ittifak etmişler. İslam’ı tebliğ için Mısırlı genç din adamları dünyanın birçok yerine gönderilmiştir.[5]

Yine aynı lider döneminde; merhum Seyyid Kutub (1906/1966) arkadaşları Muhammed Yusuf Havvaş ve Abdülfettah İsmail ile birlikte 29 Ağustos 1966'da idam edilmiş, binlerce İhvan-ı Müslim’in cemaati mensubu insan, değişik bahanelerle örneğin Abdülnasır’a İskenderiye’de 1954 yılı kasım ayında bir miting esnasında suikast girişimi olunca, suçlanmış hapse atılmıştır.

Kaddafi, Libya nın sahip olduğu tüm imkanları kendi anlayıp, kabul ettiği sosyalizmi gerçekleştirme adına kullanmış. Bu manada aklındaki Arap milliyetçiliğinin sonucu birçok fevri hareketler yapmış ve neticesinde etrafındaki insanlar, devletler dahil çok kimseyi korkutmuş, gücünün yettiklerini öldürtmüş, hapse atmış ve imkânı olup fırsatını bulan da ülkeden kaçmış.

Tarihte zalimler hep aynı yolu, yol edinmişler. Bu mana da Cemal Abdülnasır’ı aynı yolun yolcusu olarak, Arap gençliğinin önünde bir idol olarak sunma adına, Arabın Mekke’si varsa bizimde anıtkabrimiz var diyen Türk dönemdaşları gibi, Cemal Abdülnasır’a Libya’da bir anıt mezar yaptırmak ve Medine gibi alternatif bir ziyaret mekanı haline getirerek, dostunu ve fikirlerini ölümsüzleştirmek istemiştir.

Bunun için Mısır hükümetine Abdülnasır’ın naaşına karşılık beş yüz milyon dolar vermeyi teklif etmiş, bu teklif Arap ve dünya basınında duyulunca merhum Keşk, Kaddafi ve emsali tüm zalimlere hitap etmiş, “siz kendinize mezar değil içine girecek toprak bulamayacaksınız.” Zaman onu haklı çıkardı. Hiçbir Arap lideri mutlu ayrılmadı ve şimdi iyilikle anılmıyorlar.

Evet halk, ihvan ve emsali cemaatler; Mısır’ın çöl hapishanelerinde zulüm gördüler, namusları kirlendi, şehit edildiler ama fikirleri ve onurları devam ediyor. Ama Hama katliamını yapanlar[6], daha önceki zulümleri yetmezmiş gibi 16 Mart 1988'de zehirli kimyasal gaz bombaları ile Halepçe kasabasına bombardıman düzenleyen liderler ve kadroları tarihin çöplüğüne, Nemrutlar, Firavunlar, Şeddatlar ve Mekke müşrikleri gibi atılıp, kara bir leke gibi yazılıp gittiler. “Bugün sizden (verebilecek olsanız bile) kurtuluş fidyesi de kabul edilmeyecektir, sizden de, küfür (ve şirk) içinde ölüp gitmiş olanlardan da. Artık barınağınız Ateş’tir. Sizi kucaklayacak olan ve size yaraşır yer orasıdır. Ne fena bir âkıbet, ne kötü bir son durak!”[7]

[1] İbrâhim, 42.

[2] Ali-imran, 40.

[3] 2 Haziran 2018 ramazanın son on günü.

[6] Hama katliâmı (Arapça: مجزرة حماة Ahdas Hamah), 2 Şubat 1982'de Suriye Hükümeti'nin Müslüman Kardeşler'in Hama şehrinde başlattığı ayaklanmayı bastırmak amacıyla saldırarak, binlerce kişinin yaşamını yitirdiği katliam. Uluslararası Af Örgütü'ne göre ölenlerin sayısı 10.000-25.000 arasında olmasına rağmen gerçek rakam bunun çok üstünde olabilir. Suriye Hükümeti ölenlerin sayısı hakkında resmî bir açıklama yapmamıştır.

[7] Hadid,15.

https://youtu.be/uB-yhBxpHT0

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle