YAZARLAR

ATA DURAN

İHVANA MISIR’I KİM BIRAKMADI?

Ezher üniversitesini bitirdikten yıllar sonra 2009 yılında tekrar Mısır’a dönmüştüm. Belki zatında anlamlı ama tartışmalı bir iş ve konumla yeniden Kahire’de olmak gönlümü zorluyordu. Hatıralar, dostlar vardı ama gönül hoş değildi. Ne dostlar ne de Mısır doksanlı yıllarda bıraktığımız gibi değildi. Dostlar o an dilimi için vefalı, maddi manevi irtifa kazanmış, Mısır daha demokrat ve maddi refah yoluna girmişti. Bu demokrasi maalesef Mısır’a fazla demiştim ilk günlerimde.

İhvanın tartışıldığı, gündem olduğu günlerdi. Muhammed Mehdi Akif 2004 yılında devraldığı mürşitlik, yani ihvan cemaatinin liderliğinden, 2010 yılında kendi isteği ile lideri olduğu ama muktediri olamadığı ihvandan, Sert ve kırıcı eleştirilerle dolu bir basın açıklaması yaparak istifa etmişti. O gün adama bu asil davranışı için hayran kalmıştım, hiçbir fani, geleneğinde ölünceye kadar lider kalmak olan bir cemaati bırakamaz. Adam bıraktı ve orta doğulu olmadığını, geleneğin yanlış olduğunu, ihvancı olarak kalacağını ama lider olmayacağını ilan etti. Sevdiğim fıtrat. Basında yoğun tartışmalar başladı. Adeta ihvanın yatak odası milletin önüne açılmıştı. Mahremleri olan her şey konuşuluyordu. Lehte aleyhte yazılar ve tartışmalar yapılıyordu. Bir cemaatin bu kadar aleni olarak her şeyinin kamuoyunun önünde tartışılması modern bizim zamanımız için bir ilkti denilebilir.

Dostlarımızın tanışıp yakın dostluk kurdukları, İhvanın ilk kurucularından birinin iyi Türkçe bilen bir kız torunu ile Türkiye’deki Müslümanların siyasi ve cemaat oluşumları hakkında konuşmak için bir toplantı yaptık.

Benim ilk sorum, basındaki bu tartışmalara olan hayretim oldu. Doksanlı ve iki binli yılların Türkiye’sinde de cemaatler ve siyasi oluşumların içinde tartışmalar olur ve bunu ilgililer veya o oluşumun mensupları ama az ama çok duyarlardı, ama tüm ayrıntıları ile kamuoyu bunu duymaz, bilmezdi. Dolayısı ile de sorum, “neden iç meselelerinizi bu kadar kamuoyunun önünde tartışıyorsunuz?” benim için orijinal olan bu soruya Türkiye’yi, Mısır’ı ve ihvanı iyi bilen bu bilge kız; “ihvan, keşke bu tartışmaları 1990’larda yapabilse idi bugün daha temiz, şeffaf ve daha güçlü olurdu, bu tartışma çok faydalı ama geç kalmış olduğu için faydası az.” Hemen neden az dedim; çünkü, “ihvan modern dünya ile kendi İslami ve geleneksel değerlerini birleştiremedi, hala içlerinde büyük bir gizlilik var, liderlerini seçiyorlar ama demokrat değiller, ekonomileri kapalı, cemaate ait şirketler okullar, hastaneler Mısırın şartları vs. denilerek şahısların üzerine yapılıyor ama arkada o şirketleri cemaat yönetiyor, şeffaf değiller, cemaatten kimler zengin oluyor belli değil, gençlere güvenilmiyor, itiraz eden adeta aforoz ediliyor, geleneksel yapıya uymayan, itaat etmeyenler ya cemaat hiyerarşisinden veya cemaatten çıkıyor ama büyükler hiç kendilerini sorgulamıyorlar, altları kayıp kayboluyor.” Demişti.

Aradan çok uzun yıllar geçmedi. 2010 yılında ben de gönlüme uymayan işimden ve dolayısı ile Mısır’dan ayrıldım. Aralık 2010 da Mısır da Arap baharının alevi tutuştu. İç tartışmaları olan, kapalı bir topluluk denilen ihvan, “sevre”nin en önemli aktörü oldu veya o konuma getirildi. Zeki torunun ifadesi ile daha kendi içindeki meseleleri tartışıp çözememişti ama Mısır’a çözüm ol deniyordu. İhvan içindeki gelenekçi grubun hakimiyeti ve hırsı ile Mısır’a Yusuf olmak için yırtık gömleği giydi ama sultan olamadı.

Neden demeye gerek var mı?

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle