YAZARLAR

ATA DURAN

Dünya Ne Zaman Sukunete Erer?

Dünya uzun geçmiş tarihinde çok defa olduğu gibi bir kargaşanın, doğudan batıya karmaşık bir siyasetin içinde bocalıyor. Normal akılla dizaynı zor bir dünya var ortada. Birbirine düşman olarak oluşturulan bir sağ sol, kapitalist, sosyalist veya komünist anlayış devam ediyor. Ölenler ölüyor diğerleri ya duyarsız ya da anlamsız bir hayatı yaşamaya devam ediyor. İnsanlık tarihinde kavgalar hiç bitmiyor. İyiler kötüler hep aynı dünyada var olmaya devam ediyor. Dünya içindeki iyilerin ya da kötülerin tarafını hiç tutmuyor. Hep yörüngesinde dönmeye devam ediyor.

İnsanlar sözde dünyaya sahip oluyor, biri bugün varlık sahibi oluyor belki diğerinin çocukları yarın dün fakir olan ötekininkinden daha fazla mala mülke sahip oluyor. Allah günleri evirip çevirdiği gibi dünya malını da insanlar arasında evirip çeviriyor.(1) Kimse malına göre daha uzun veya kısa bir hayat yaşayamıyor. Neylersin ki sanki herkes dünyaya tek başına sahip olacak ve hükmedecek gibi saldırıyor. Tezler, doktrinler havada uçuşuyor. Her kes insana daha fazla mutluluk ve eşitlik vaat ediyor. Ama ne doğu da ne de batıda henüz insanı tam mutlu eden bir sistem sözde var olsa da reel hayata yansımadı.

Yüce yaratıcı insanı dünyada başı boş bir varlık olarak yaratmadığı için onu murakabe edip, hayatına müdahale eden vahiyle müeyyet peygamberler göndermiş, onlar bile insanı tam mutlu edip huzur içinde yaşatmaya muvaffak olamamışlar. Peygamberlerin hayatı örnek olması hasebi ile mutlaka sonsuz hikmetler var ama insan denen varlık tarihin tüm dönemlerinde karışıklık ve karmaşıklığın içinde olmuş. Cinlerden sonra aklı olan belki tek varlık insan. Ama o da bin bir türlü duygu ve kaprisle iç içe olunca hemen temizlenip tüm insanlığın faydasına koşturması mümkün olamıyor. Fıtraten mükemmel yaratılan insan(2), ailesi, çevresi ve okuyup yazdıkları ile kötüye evrilebiliyor.(3)

İnsanı sahip oldukları varlıklar meşgul etse de tam tatmin edemiyor. Bu günkü modern dünyada gelişen tıp, teknoloji ve psikoloji ilmine rağmen ne maddi hastalıklar, nede psikolojik denen ruhi hastalıklar tam olarak tedavi edilemiyor. Kalp ve ruh hayatına tam olarak girilemeyen insanın maddi ve manevi hastalıkları bitmiyor.

İnsanların düşünerek ürettikleri “izmli” sistemler insanı mutlu edemiyor. İnsan ve insanlık bir yerlerde hata ediyor ama bunu ısrarla bulamıyor veya görmezlikten geliyor. Mutluluk ve eşitlik adına yüce yaratıcının koyduğu ilahi sistem, insanın fıtratına uygun temsil edildiği hazreti peygamber döneminde bile genel isim olarak asrı saadet diyoruz, tüm muhataplarda aynı etki ve sonucu oluşturmamıştır. İlahi hikmet insanı iradesi ile dünyaya koyduğu için hayatının sonuçlarına da katlanmasını istemiş ve onu tercihlerinde hür bırakmıştır. İnsanı iki yüzlü yapacak bir zorlamaya girilmemiştir. Bu da yüce yaratıcının yaratıklarına karşı ilahi imtihan hikmeti olarak ifade edilmiştir.

Komünizmin ilk yıllarında uygulanan aşırı baskı bir müddet insanları ve devletleri bir arada tutmayı başarmış ama fıtrata ters olan baskı ve zorlama sistemin en ufak bir zafiyet ve boşluk zamanında kopmaya engel olamamıştır.

İnsan gerçek eşitlik ve mutluluğa bu dünyada ki yapılarla ulaşamıyor. Bugün dillerde iyilik, güzellik, sosyal adalet, eşitlik ve hukuk gibi birçok güzel kavram var. Ama bu kavramların en çok kullanıldığı yerlerde bile insanlar tam mutlu değiller. Mutluluğa sadece dünyanın maddi varlıklarında veya göz kamaştıran güzelliklerinde ulaşılamıyor. Mutluluk insanın ruhunda, ulaştığı hayallerinde yaşamaya devam ediyor.

Tam mutluluk ve eşitlik tüm insanlar için dünyada mümkün olmayacak ama kendini mutlu, huzurlu ve herkesi eşit gören insanların diğerlerini mutlu etme adına bir iyilik hareketine ve ahlakına mensup olması gerekiyor. Yeni Zelanda başbakanının duygusal konuşması, camiyi ve ölenlerin geride kalan ailelerine sarılıp ağlaması bir mutluluk ve eşitlik örneği. Tüm insanlık doğudan batıya, Müslümanından diğer tüm din mensuplarına keşke birbirini kucaklayabilse ama bu yaşam ve bu ahlakı benimsemeyi gerektirdiği için meydanlarda veya kürsülerde konuşup, akademik tezler yazmaya benzemiyor. Mutluluk ve eşitlik ahlakına dünyada her fert muhtaç ama zor olan ona ulaşacak ahlakı hayat haline getirebilmek.

1- Ali İmran,2/140.
2- Rum Suresi, 30/30.
3- Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle