YAZARLAR

ATA DURAN

Din ve GÜNCELLİK

Din her toplum için etkileyen ve değiştiren bir kanun olarak var olagelmiştir. İslam dini de Hz. Peygamberden hemen sonra etkilediği toplumlar tarafından devletin esas kaynağı olarak kabul edilmiş ve onun etrafında toplum ve devlet şekillenmeye başlanmıştır.

Devletin halkı iknada zorlandığı Emevi ve Abbasi devletlerinin hak, hukuk dışı uygulamalarında din bir kurtarıcı olarak başvurulmuş ve kitleler kontrol altına alınmıştır. Asırlar boyu din adeta halka susun, itaat edin, uyumlu olun demek zorunda kalmıştır.

Halka mal olmuş olan tüm dini yapı kurum ve kuruluşlar zorda kalan idarecilerin kurtuluşu için müracaat merci haline gelmiştir. Bunun sonucunda sadece dini kuruluşlar değil dindar halkta yozlaşmış ve üretemeyen asalak devlete muhtaç, yaşaması için ancak devletin bekasına bel bağlamış topluluklar ortaya çıkmıştır.

Yozlaşan medrese, tekye ve zaviyeler halka ve devlete faydalı şeyler üretememiş, sonuçtada cehalet, ihtilaf ve savaşlar kaderi olan toplumlar oluşmuştur. Bu gün ki islam alemi özelinde de tüm orta doğu aslında tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen hep fakir, hep karışık ve hep savaşır konumda olması bu dinin yozlaşmasının neticesidir.

İslam dini bir insanın yaşamasına Kabenin binasından daha çok önem verirken, batı da bir insanın yaşaması için her yol denenirken adı müslüman olan ülke ve toplumlarda ölüm kutsanıp “şehadet” adı altında insanların adeta ölmesi teşvik edilmektedir. Bu hali mukaddes değerler öne çıkartılarak meşru gören toplumlar maalesef kalkınamamış ve geri kalmış şark toplumları… Din insanı yaşatma adına yollar bulmayacaksa ölen insanlar dini yaşayamayacağına göre dinin yaşanmasını istemeyen bir din topluma veya toplumlara gelecek vadedemez.

Din ancak yaşanırsa din olur. Yaşandıkça din insana ilk dönemlerinde olduğu gibi huzur verir. Aksi zaten dinin ruhuna uygun olamaz. Din varlığını insanların varlığına ve yaşamasına borçludur. Dinin sahibi insanlarında sahibidir. İnsan ve dinin sahibi yaşanacak bir hayat istemesi lazım ki onun emirleri hayat olabilsin. Hayat dan daha çok ölümü kutsallık katarak öncüleyen toplumlar dine ve onun sahibine muhalif hareket ediyorlar demektir.

Dinin gelişi ve varlığı sulh ve sükunet için olmalıdır. İnsanlara huzur ve sükunet veren bir din ancak inananlarını artırır. İçinde huzur olmayan ev gibi müntesiplerine huzur getirmeyen din de yozlaşmış ya tebasını dağıtmış yada dağıtacak demektir.

Din bir hayattır. Çok güzel bir cümle ama hangi hayat? Bu hayatın örnekleri sadece dündeki kalan örnekler mi? Tarihte kalan bir yaşam bu gün ki ilim ve iletişim çağında ne kadar önemsenir? Bu gün örneklerini kendi güç ve prensipleri ile oluşturmayan din kime veya kimlere inandırıcı olabilir? Mutlu ve huzurlu bir müslüman toplumu gösterme imkanı varmıdır?

Daha çok soru sorup sorgulama yapılabilir. Elbette ki bu olumsuzluklarda din etken değil ama dine din adına önderlik yapan “ulema” takımı yozlaşmanın kurbanı olduğu için onlar bu işin mesuludur. Din asırlardır idarenin ve idarecinin insiyatifi ile şekillenmiş ve de yozlaşmış sonuç olarak bu gün ki islam alemi doğmuştur. İlmi ve ameli butunleştiremeyen ulema ve ulemayı sadece kendine uygun fetva vermekle yükümlü gören asırlardır müslümanlara idarecilik edenler sorumludur.

Zaman başkalaşmış ama Emevilerden tevarüs edilen ehli sünnet isyancı değil itaatçı anlayışı dini ve dindarı iğdiş etmiştir.

Bu gün gündem olan dinin güncellenmesi sözde siyasi de olsa özünde bir öze dönüş için doğrudur. Din Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemindeki gibi katlımcı dindarlara, cesur ilim ehline ve hak, hukuk için çalışan idarecilere ihtiyaç duyuyor.

Asırlardır yozlaştırılan din ancak “Deizm” ve “ateizm” e uyan bir sürü gençlik doğurabilirdi onu da bu gün görüyor ve beraber aynı toplumu İran’ından Türkiyesine yaşıyoruz.

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle