YAZARLAR

ATA DURAN

ARAPLAR, M.NECİP, CEMAL ABDÜLNASIR VE İHVAN HAREKETİ

Afrika ülkesi Mısır'ın yönetim sistemini kırallıktan (monarşiden) cumhuriyete değiştirdiği 1953 yılından bu yana ülkenin en üst makamında Mısır devlet başkanı bulunur. Mısır, 1971 yılından bu yana Mısır Arap Cumhuriyeti olarak adlandırılmıştır.

Muhammed Necib (d. 20 Şubat 1901 Sudan - ö. 28 Ağustos 1984, Kahire), 1952'de Kral I. Faruk'un devrilmesinde önemli rol oynayan Mısır’lı bir asker ve devlet adamı. 1948'de Mısırordusunun İsrail'e yenildiği 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında kendini gösterdi. Cemal Abdülnasır'ın önderliğindeki milliyetçi Hür Subaylar Hareketi'nin güvenini kazandı. Politik görüşlerinin daha tutucu olmasına karşın, Kral Faruk'un devrilmesinden sonra 18 Haziran1953'te cumhurbaşkanlığına getirildi. Anayasal bir yönetimin kısa sürede kurulmasını savundu ve Devrim Mahkemesi'nin birçok siyaset adamı hakkında verdiği ağır cezalara karşı çıktı. Şubat 1954'te cumhurbaşkanlığından istifa etti, ama sivil ve askeri çevrelerin yoğun baskısı sonucunda tekrar kısa bir süre daha görevini sürdürmek zorunda kaldı. Bu arada konumunu giderek güçlendiren Cemal Abdülnasırbaşbakanlığı üstlendi. Ardından da Necib'in isteğine uyarak siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verdi ve anayasayı hazırlayacak bir kurucu meclisi toplantıya çağırdı. 1954'te Abdülnasır'a karşı Necib'in de adının karıştığı bir suikast girişimi yapıldı. Necib, 1960'a değin ev hapsinde tutuldu, daha sonra da Mısır'ın siyasi yaşamında herhangi bir rol üstlenmedi.[1]

Necip, yaşlı olması hasebi ile halkın gözünde, çocuklar darbe yaptı denmesin diye Abdülnasır ve arkadaşları tarafından öne çıkarılmış bir isimdi. Bu sebeplede Abdülnasır kendini güvende hissettiği ilk limanda onu indirdi. Halkı büyük bir karmaşanın içine sokarak, İsrail ile savaşan yenilse de İsraile meydan okuyan bir lider, Arapları bir çatı altında toplama girişimi, milliyetçi ve etkili yüksek ses tonu ve hitabeti ile aslında fakir, aç ve perişan Mısır halkının gözünü boyadı.

Abdülnasır, halkın din ve milliyetçi yönünü iyi keşfetmişti, her fırsatta ona yatırım yaptı. Ezher ulemasını, yaptığı ekonomik iyileştirmeler ve Ezhere modern bir üniversite olması için sağladığı destek ile hocaları yanına aldı. Dini ilimlerle beraber dünyevi ilimleri de öğreten bir üniversite haline getirip dindar gariban halkın ve hocaların gönlünü aldı. Bu kadar halkın ve Ezher’in desteği Abdülnasır’ı ve ona destek veren arkadaşlarını şımarttı. Artık önüne çıkana meydan okuyordu. Hızla Amerikadan uzaklaştı,İngiltereyi zaten sevmiyordu. Rusya ve Yugoslavya’ya yaklaştı var olan sosyalist fikirleri daha da canlandı. Halk sürü halinde peşinde idi. Ömer Hayyamın dediği gibi; Celladına aşık olmuşsa bir millet, ister ezan ister çan dinlet, itiraz etmiyorsa sürü gibi illet, müstahaktır ona her türlü zillet. Her mitingi kalabalık oluyordu, insanlar ona itibar ediyordu hatta bazıları tapıyordu. Ölünce intihar edenler oldu. Hedeflerini ve diktatörlüğünü gerçekleştirme adına her yolu mübah sayıyordu.

Nasır, cumhurbaşkanlığı sırasında ülkede bir dizi reforma girişti. İşe toprak reformuyla başladı. Assuan’da kurulacak olan baraj için ABD ve İngiltere daha önce söz vermiş oldukları krediyi vermeyeceklerini açıklayınca 1956’da, o zamana kadar İngiliz denetiminde olan Süveyş Kanalı‘nı kamulaştırdı. Süveyş’in kamulaştırılmasını öbür İngiliz ve Fransız şirketlerinin kamulaştırılması izledi. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve İsrail Mısır‘a karşı ortak bir askeri harekâta girişti. İsrail, Mısır’a saldırdı. İngiliz ve Fransız hava kuvvetleri Mısır hava alanlarını bombaladı. Bunalım Birleşmiş Milletler’in Süveyş Kanalı’nın denetimini Mısır’a bırakma kararıyla sona erdi. Nasır elde ettiği bu başarıyla gücünü pekiştirdi. Mısır’ın en büyük gelir kaynağı olan Süveyş kanalının İngilizlerden aldı. Herkese az maaşla devlette iş verdi.

Nâsır’ın en önemli dış sorunu İsrail’di. Mısır ve Suriye, 1967’de Altı Gün Savaşı olarak da bilinen Arap-İsrail Savaşı’nda yenilgiye uğradı. İsrail, Mısır hava kuvvetlerini, havalanmaya bile fırsat vermeden yok etti. Bu yenilgiden sonra Abdülnasır istifa etmek istediyse de, halk buna razı olmadı. Nasır ölünceye kadar Mısır cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.

Sözde, başta Hasan El-Benna ve sonrasında Seyyid Kutub ve ihavan-ı müslimin cemaati ile beraber hareket ediyordu. Hasan El-Bennan’ın köy köy, kasaba kasaba dolaşarak oluşturduğu, Seyyit Kutub’un uğruna Amerika’daki eğitimini bırakıp geldiği yazıları ile beslediği İhvanı Müslimin cemaati, Abdülnasır’a suikast girişimi bahane edilip, kadın, kız, çocuk ve genç binlercesi hapislere dolduruldu. Başta Kutup olmak üzere kimi idam edildi kimi de zor hapis şartlarından dolayı Mısır çöllerindeki hapislerde can verdiler. Mısır münevverlerini kaybetti, toplumdaki birlik duygusu bir daha iyileşmemek üzere yaralandı. Camilerde ezanlar okunuyor, namaz kılınıyordu ama diğer tarafta Filistin’i dava edinen, dinin yaşatılması için insan yetiştiren İhvan hareketi de tenkile maruz kalıyordu. Halk bunu görmedi ve anlamadı bile..

Abdülnasır’ın 28 Eylül 1970 tarihinde saat on yedi sularında ani bir kalp krizinden dolayı yaşamını yitirmesi üzerine, Arap halkları ve liderleri şaşkına döndü. Kaddafi üç defa uzun süren baygınlık geçirdi, Kahire’de kılınan cenaze namazına en az beş milyon kişi katıldı. Ve halen birçok kişiyi etkileyen Nasirimiz anlayışı Arap dünyasında devam ediyor.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle