YAZARLAR

Alime AKGEDİK

Toplumsal Sorunlarımız

Birkaç gün önce yolculuğum sırasında karşılaştığım bir hadise toplumsal bir yozlaşmaya doğru gittiğimizi bana tekrar hatırlattı. Şehirlerarası yolculuk için bindiğim otobüste arka koltuklardan ikisinde yan yana iki hanım oturmuştu. Birinin yaşı epeyce ilerlemiş olduğu için yanındaki hanıma 'aman beni bırakma yoksa ben gideceğim yerde kaybolurum’ diyerek korkusunu dile getiriyordu. Bu sırada otobüsteki görevli biletleri kontrol etmeye başladı ve bu teyzelerin yanına gelince daha genç olanı uyardı 'Siz yanlış koltuğa oturmuşsunuz. Sizin koltuğunuz arkada bu koltuk başka birine ait.’ Yaşlı teyze bunu duyunca çok üzüldü ve görevliye kendisinin bir şey bilmediğini diğer hanımın ona yardımcı olacağını mümkünse yerlerin ayarlanmasını rica etti. Fakat görevli enteresan bir şekilde öfkelendi ve teyzelere bağırarak bunun mümkün olmadığını onların keyfine göre iş yapılamayacağını vesaire daha pek çok şey söyleyerek kızdı.

Teyzeler bu bağrıştan korkmuş olacak ki daha fazla ses çıkaramayıp sustular ve orta yaşlı teyze arkada kendisine ayrılan koltuğa geçti. Diğer yaşlı teyzenin yanına ise bir erkek yolcu oturdu. Sesini çıkaramayan yaşlı teyze koltuğu büzüldü ve 9-10 saatlik yolculuğu bir erkekle yan yana geçirmekten hoşnutsuzluğunu kısık sesle dillendiriyordu ki onu yolcu etmeye gelen oğlu dışarıdan olanları gördü ve hemen otobüse çıkıp görevliye bağırmaya başladı. Bir kadın yolcunun yanına erkek verilmesinin şirketin hatası olduğunu şikayet edeceğini söyleyip yüksek perdeden bağırıp çağırmaya başladı. Az önce teyzeleri azarlayan, kibarlığın zerresini göstermeyen görevli, bir anda yumuşadı ve yerlerde ayarlama yaptı ve teyzeleri yine yan yana oturttu.

Bu olayda en üzücü yanlardan birisi insanların bağırıp çağırarak haklıymış gibi isteklerini karşıdakine yaptırması. Sanki çok bağıran çok haklıymış algısıyla adeta sindirme politikası izlenmesi. İkincisi ise haklı olan tarafın da aynı yöntemle hak arama yoluna gitmesi. Maalesef bunun bir sebebi de toplumumuzda yaygın olan anlayışla 'bizim memleketimizde işler böyle yürüyor' kabullenilmişliğinin olması. Son zamanlarda insanlarda adeta öfke patlamasının altında yatan sebeplerden birisi de bu olsa gerek. Haklı veya haksız artık kimin sesi daha gür çıkıyorsa, kim daha güçlüyse sözünü geçiren taraf o oluyor. Peki ya diğer taraf? Diğer taraf hakkını aramaya kalktığında ise televizyonlarda ya da gazete haberlerinde izlediğimiz kadın cinayetleri, eline geçirdiği bir bıçakla etrafa dehşet saçanlar veya bana nasıl yan bakarsın diyerek silahına sarılanların haberlerini okuyoruz.

Peki bu noktaya nasıl geldik? Her yerde övünerek anlattığımız hoşgörümüze ne oldu? Karıncayı bile incitmeyen değerlerimiz nerelere kaybolup gitti? Komşusunu rahatsız etmemek için evini yüksek yapmayan o hassasiyetimiz nasıl ve ne zaman ‘önce ben’ hoyratlığına dönüştü? Nasıl bu kadar tahammülsüzleştik? Hani öfkesini yenen en güçlü pehlivandı. Tebessüm sadakaydı ve en kamil mü’min diğer insanlara en faydalı olandı. Adeta toplumsal fıtratımız bozuldu. Efendimiz‘in (s.a.s.) 'Din güzel ahlaktır’ sözü artık bize neden tesir etmiyor? Bozulmuş olan toplumsal ahlakımızın tedavi reçetesi aslında elimizde. Kuran’ın ilahi beyanları ve Efendimiz'in (s.a.s.) her derde deva güzide tavsiyeleri ve hayatıyla bize örnek davranışları bizim bütün bu problemlerimizin yegane çözümü iken ve bunlar bizim elimizde iken neden okuma bilmeyen birisi gibi bu reçeteye bakıyor ama okuyamıyoruz. Veya okuyor ama anlamıyoruz.

Bütün bunlardan anladığımız şu ki bizim her zamankinden daha çok sünneti seniyyeye ittibaya ihtiyacımız var. Bunları yaşayan yaşatan örnek insanların çoğalmasına, iyilerin ve iyiliklerin kötülüklerden daha çok olmasına ve az çok dinini bilen Müslümanlar'ın bu sorumlulukla hareket etmesine ayrıca lüzum vardır. Evet nasıl ki Efendimiz'in vücut sağlığımızı korumaya yönelik koruyucu hekimlikle ilgili tavsiyelerine uymaya ve sağlığımızı korumaya çalışıyorsak, toplumsal sağlığımız ve ruh sağlığımızla ilgili de Efendimiz'in yol gösterici tavsiyelerine riayet etmemiz gerekiyor ki bu sıkıntılardan kurtulabilelim. Çünkü ilahi beyan ‘’Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.’’ (Rad 11) buyuruyor.

Peygamberimiz'in aşağıdaki birkaç sözüne bile hakkıyla riayet edebilsek kendimizde ve çevremizde ne büyük değişiklikler olduğunu göreceğiz. Efendimiz bizlere merhameti tavsiye ederken ‘’Merhamet etmeyene merhamet olunmaz ‘’ buyurarak kendimiz için umduğumuz bir iyiliğin öncelikle bizim tarafımızdan da başkalarına yapılmasının önemini hatırlatır. Bir başka hadislerinde ‘’Küçüğüne acımayan, büyüğüne saygı göstermeyen bizden değildir’’ buyurarak daha baştan saygısızlığın şefkatsizliğin önünü alır. Dövülen ana-babalar, terk edilen yavrular merhametli bir şefkat eliyle korunur. "Allah yumuşak huylu kimseyi sever.’’ buyurarak bizlerin öfkelerimize sahip olmamıza yardımcı olur ve beklide yaralanma ve hatta cinayetle biten bir otopark kavgası gibi basit meselelerden dolayı çıkan kavgaları daha başlamadan bitirir. "Kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman düşman sana, yakın dost gibi olur.(Fussilet 34)’’ ayeti kerimesi daha başlamadan pek çok düşmanlığın, kötülüğün önünü almanın reçetesini bizlere sunar. "Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.’’ buyuran Efendimiz, toplumsa pek çok problemimize çözüm yollarını gösterir. ‘’

Efendimizin hayatımıza hayat katan bunlar gibi nice güzel yol gösterici rehber tavsiyelerine tekrardan sımsıkı sarılmak, toplumsal sıkıntılarımızın kurtuluşu olacaktır. Fakat dikkat etmemiz gereken en önemli husus bunları başkalarından beklemeden önce kendimizin uygulamasıdır. Bizler de Yunus gibi yaratılanı Yaratandan ötürü sevmeyi öğrendiğimiz gün ülkemizde daha güzel haberler duyacağız.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle