YAZARLAR

Ali KARA

Makam, Servet ve Aldanan İnsanoğlu

Hayat tek noktası olan, kayalıklar arasında yürümedir. Bu hayat tarzı süresince umutlar ve ümitler dürter insanı. Umut kapısıdır bir nevi gelecek günler. Her gelen veya geçen günler yeni beklentileriyle doğar veya ölür.  Her insanın ömründe tırmanacağı bir dağ, yürüyeceği bir yol veya tutacağı bir dal vardır. İnsanoğlu, iç ve dış donanımıyla  “ahsen-i takvim” abidesi, her yanıyla yaratılış mucizesidir. Yerlerde ve göklerde ne varsa, her şey bir mana da onun hizmetine sunulmuştur. Dünya insanla kendini bulmuştur.  Hayatın bir anlamı olsun diye de her insan farklı özellikte yaratılmıştır. Asıl gayesini bilmesi için de akılla donatılmıştır.

İnsanlar idealleri ve insanlara faydalı oldukları sürece yükselirler. Başkaları için kendini unutanlar, yaşatmak için yaşama arzusunda olanlar daima hatırlanacaklardır. Nereden ve niçin geldiğini düşünemeyen insanlar, nereye gideceğinin idrakine de varamazlar. Günü birlik hayatın küflenen düşünceleri arasında servetine servet ve makamını yükseltme uğraşısıyla didinip dururlar. Bazıları da dışarıdan gelen uyarı ve ikazlara rağmen akıl tutulması yaşarlar. İnsan, dünyanın bir terzi dükkânı gibi beden ölçüsünü verenin gittiği bir yer olduğunun bilgisinde ama şuurunda değil. Servet veya makam aşkıyla yanıp tutuşan birtakım insanlar şahsiyetlerinden ve sağlıklarından taviz verip, özünden uzaklaşırken manevi makamlar peşinde olanlar ise yükseldikçe yükselirler. İnsanlardan bir insan olma her zaman geçer akçedir. İnsanı yükselten makam, servet değil; makamı ve serveti yükselten insansa bir anlam kazanır. Yok, tersi olunca nefret duyguları oluşur. Şöhret; okyanusa benzer, mütevazılık sandalı olmayanları çabuk boğar. V.Hugo’nun gönül defterinden çıkan: “Şöhret, gençlik ve gurur, ...….. mezar hepsini alır.” sözü anlaşılması gerektiği şekilde anlaşılsa hiçbir insanın diğer bir insan hakkında kötü söz söylemesine fırsat verilmemiş olacaktır. Bir Allah dostunun insan hakkında sadrından filizlenen: “ Toprak gibidir. İyi kimseye de, kötü kimseye de verir. Bulut gibidir. Her şeyi ve herkesi gölgelendirir. Yağmur gibidir. Sevdiğini de sevmediğini de sular.” sözünü gönül dünyamızda uygulamaya koysak etrafımızın, ülkemizin atmosferi değişmeye başlayacaktır. Unutmamak gerek rüzgâra karşı tüküren yüzüne tükürmüş olur.

Abide insanlar mütevazı elbisesini çıkarmamak üzere giyerler. Onlar gönüllere taht kurmuş, deruhte etmişlerdir insanları. İstemezler iltifatı, övünmek ise onlara en büyük hançer. Öylelerinin kafa dünyasında makam, mevki ve servet insanların kırılan kalplerini, tükenen umutlarını yeniden mamur ve filizlendirmek için bir araçtır. Bazı servet  ve makam sahibi insanların sevilme nedenlerinin iksiri de bu olsa gerek.  İnsanlar olmadıkça makam ve servetin ne önemi kalır ki.  Bazıları makama gelince insanlar üzülür, giderken sevinir; bazıları da makama gelince insanları sevindirir, makamdan ayrılırken insanları üzer. Mütevazılık dost kazandırır, düşmanlıkları azaltır. Gurur ise pis bir koku gibidir, insanları etrafından uzaklaştırır. Düşman safının sayısını artırır. Servet kıymeti ölçüsünde kullanılmadığı sürece oyuncak gibi insanı oyalar, makamlarda hakkı verilmediği sürece insanı eskitir, yıpratır. Makamlar insanları eskitme yeridir, geleni yollar. İnsan makama oturunca “benden önce kimler gelmiş, şimdi nerede onlar. Kimisi ihtiyarlamış, kimileri de ölmüş, şuurunda olabilmeli.” tarih kitaplarında aşkla, heyecanla okuyup, örnek aldığımız kahramanlar nerede? Hiç olaya bu yönden bakmıyoruz. Dünya Süleyman peygambere ve Hz. Muhammed (SAV)’e kalmadı ki bize kalsın. Herkes cennete gitmek ister, ama kimse ölmek istemez misali insanlar çoğu şeyden şikâyetçi ama kimse işi düzeltmeye kendinden başlamıyor. Toplumun düzelmesinin tek şartı ve geçer reçetesi insan önce kendinden başlamasıdır. Her şey hedefin ürünüdür. En tatlı şarkılar, en acı duyguları dile getirenidir.

Bazen suni krizler üreterek bütün enerjinin ve vaktin o yolda harcanmasına sebep olmak, gerçek krizlere maruz kalma ve hazırlıksız yakalanma risk ve rizikolarını artırır. Bir gaz lambasının dışındaki fanusu içindeki ateşi korur. Vatan millet aşkı ve  sevdası ile yanıp kul hakkı korkusu ile tir tir titreyen  insanlar bu insanlık için  aranan özelliklerdeki  yiğitlerdir. İnsanlık bugün yiğitlerini beklemektedir. 

Emevi halifesi Süleyman bin Abdülmelik büyük alim Ebu Hazim’e sormuş: “Bizler ölümü neden istemiyoruz? Ondan hep korkuyoruz? Şöyle cevap vermiş Ebu Hazim: “ İnsan imar ettiği yerde kalmayı ister, harap bıraktığı yere gitmek istemez. Dünyayı hep imar ediyor, ahireti ise harap bırakıyoruz. Ondan dolayı ölümü istemiyor, harap yere gitmekten kaçınıyoruz. İsterseniz orayı imar edecek hizmetinizi çoğaltın, ibadet hayatınızda gelişmeler olsun da bakın hemen oraya karşı bir ilgi duyar, ölümden endişe etmemeye başlarsınız. Çünkü orası mamur olmuş, oraya nispetle burası harabeye benzemiştir. Mamur olan yere gitmeyi istemek insanın yaratılışında mevcuttur. Yeter ki, siz orayı imar eden hizmetlerden geri kalmayın.” Bir an düşünelim. Dünyadaki servetini veya makamını tabut içinde götüren olmuş mu acaba?

Hz. Ebubekir’in şu cümlesi ayan beyan her şeyi özetliyor: “ Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirini kırıp geçirmektedir.”  Koskoca bir ömrü heder etmemek lazım. Ömrü bereketlendirmek lazım.  

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle