YAZARLAR

Ahmet Kerküklü

Nev'i Şahsına Münhasır Dindarlık Anlayışımız-2

Söylemsel dindarlığın özden değil kabuktan yana bir tarafı vardır. Bu çeşit dindarlıkta inanılan ve ifa edilen ibadetler, bireylerde ahlaki bir dönüşüm sağlamadığı gibi hayatın her karesine yansıyan davranışlarda da kendini göstermez. Söylemsel dindarlıkta dinin sadece namaz, oruç, hac ve zekattan ibaret olmadığı;bu temel ibadetlerin bireysel, ailevi, toplumsal ve kamusal ilişkilere Efendimiz sav ifade ettiği ‘ihsan’ la yansıması gerektiği düşüncesi pek yer almaz. Cibril Hadisi diye meşhur olan hadiste Cebrail as. bir insan suretinde sahabilerinde bulunduğu bir ortamda Efendimiz’in huzuruna geliyor ve O’na İman, İslam, ihsan ve kıyametle ilgili sorular tevcih ediyor. Peygamberimiz (sav), bu sorulara bildiğimiz şekliyle imanın ve İslam’ın şartlarını ifade ederek cevap veriyor. Üçüncü soru ise İhsanın ne olduğu hususudur. Efendimiz cevabı "İhsan, Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür" şeklinde olmuştur. Yani kalp ve dilin ve davranışların bir bütünlük taşıması gerekir. Söylemsel dindarlıkta ise dil ile kalp ve dışa yansıyan tutum ve davranışlar arasında bir uyumsuzluk vardır. Bu olguyu dışarıdan bakan kişiler daha iyi fark etmektedirler. Örneğin Galatasaray’da top koşturan Felipe Melo şöyle diyor: "Türkiye'de insanlar Allah'tan korkuyor ama yalan yazmaktan korkmuyor." demektedir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demenin tam vakti. Birde toplumumuzdaki insanların bu konuya benzer kişisel tecrübeleri kendimizden ve çevremizden örneklerle sıralayabiliriz.

Söylemsel dindarlığın geleneksel dindarlık diye ifade edilen dindarlık biçimiyle yakından benzerlik taşıdığı söylenebilir. Geleneksel dindarlıkta., din toplumdan öğrenilir ve orada yaşanır.Burada kişi kendi içsel tutumundan çok toplumun beklentilerine yönelik ve topluma bağlı olarak bir dini yaşama şekli ortaya çıkar. Topluca yapılan ibadetler, dinsel ziyaretler, türbe ve yatır ziyaretleri vb. Dinin burada referans kaynağı Kitap ve sünnet değil, yaşanılan çevrenin dinsel anlayışı olmaktadır. İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanırsın sözü gerçek olur. Zaten bizim toplumumuzda kişisel planda tercihler daha azdır, bireyler dışa dönüktür. Ne yapmaları gerektiği konusunda belirleyici olan kendi vicdanlarıyla muhasebe yapmaları değil, toplumsal normlardır.

Söylemsel dindarlığın diğer bir yönü parçacı ve bütünlükten uzak olmasıdır. Dinin bir takım emirlerine uyarken bir kısmını göz ardı etmektir. Namaz, oruç, hac vb. ibadetleri şekilsel olarak ifa ederken aynı zamanda bireysel ve toplumsal ilişkilerde(aile ve komşuluk ilişkileri,alış veriş,borç alma, iş ahlakı,trafik vb.) doğruluk, dürüstlük, gıybet etmemek, dedi-kodudan uzak davranmanın da dinin bir emri olarak yerine getirilmesi ihmal edilmektedir. Bu nedenle söz konusu ibadetlerin bireyden topluma taşması yani ibadetlerin ailevi ve toplumsal ilişkilere yansımasında büyük bir boşluk ortaya çıkmaktadır.. Örneğin kılınan namazın bireysel ve insanlararası ilişkilere güzel ahlak olarak yansımaması yerine getirdiğimiz ibadeti ifa etmenin özünde bir takım eksikliklerin varlığını akla getirmektedir. Maun suresinde gösteriş için namaz kılanlara yazıklar olsun denilmekte, Efendimiz ise namaz ve oruç konusunda bizleri uyarmaktadır: “Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından payları açlık ve susuzluktur. Ve yine nice ayakta duranlar/namaz kılanlar var ki, namazından elde ettiği şey yorgunluktur." (İbn Hanbel, 2/373. Hazreti Ömer de (ra) bu hususun önemini şöyle ifade etmiştir: “Bir kimsenin sadece kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız; konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emânet edildiği zaman emânete riâyet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu, ona bakınız.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326).

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle