YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

Nazarın Tedavi Edilme Yolları

Bundan önceki üç yazımda nazarı değişik yönleriyle geniş bir şekilde ele aldım. Allah nasip ederse bu yazımda da nazardan tedavi yollarının üzerinde duracağım.

Nazara gelmenin sonucunda insanlar çeşitli hastalıklara yakalanır ve tüm hastalıklar gibi bununda tedavi edilmesi gerekir. Hastalıklar Cenâb-ı Allâh'ın bizi imtihan etmek için gönderdiği musibetlerdir. Bu musibete uğrayan insanlar sebeplere tevessül etmenin yanında şifayı Şafi olan Cenab-ı Allâh'tan istemeleri gerekir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hasta olan kişilerin tedavi olmaları ile ilgili tavsiyeleri vardır. O, çeşitli hadislerde müslümanları tedavi olmaya teşvik etmiştir. "Allâh'u Teâlâ hastalığı da İlacı da indirmiştir. Her hastalığın ilacını da var etmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeylerle tedavi olmayın" (Ebû Dâvûd, Tıb 11).

"Allâh'u Teâlâ'nın ihtiyarlığın dışında devasını indirmediği hastalık yoktur" Bu hadisin başka bir vechinde "ölümün dışında" dediği rivayet edilmektedir. (Buhârî, Tıb 1; Tirmizî, Tıb 2; Ebû Dâvud, Tıb 1; İbn-iMâce, Tıb 1).

"Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığının ilacına rastlayan kişi Allâh'ın izniyle şifa bulur" (Müslîm, Selâm 69).

Bu Hadîs-i Şeriflerin müslümanları tedavi olmaya ne kadar teşvik ettiği aşikardır. Öyleyse hasta olan kişilerin sebeplere tevessül ederek hastalıklardan tedavi olmaları şifayı da sadece Cenâb-ı Allâh'tan bilmeleri şarttır. Fakat Hadis'te de işaret edildiği gibi tedavi olurken kesinlikle haram yollara tevessül edilmemelidir. Nazarın tedavisi için Anadolu'da kurşun döktürülür. Bunun dini hiçbir dayanağı olmadığı gibi nazarın tedavisine de hiçbir faydası yoktur. Bazı yerlerde de nazardan tedavi için "Elem tere... Kem gözlere şiş" denir. Bunun da nazarın tedavisinde hiçbir faydası olmadığı gibi Kur'ân'ın bir suresi ile dalga geçildiğinden dolayı da küfürdür.

Tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin Nazara gelme ve Cin çarpması sonucu meydana gelen hastalıkları tedavi etmekten aciz kalacaktır. Bu hastalıkların tedavisi sadece ve sadece Nebevi metotlarla mümkün olabilir. Onun için doktorların bazı hastalıkların tedavisinde Tıbb-ı Nebeviyi kullanma konusunda kesinlikle çekingen davranmamaları gerekir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nazarın tedavisi için kullandığı farklı usuller vardır. Bunlardan bir tanesi Rukye denilen bir yöntemdir. Rukye, Kur'an okuma, dua etme, üfleme ve tükürüğünü sürme şeklinde yapılan bir tedavidir. Bu tedavi usulü diğer dinlerde de mevcut olduğu gibi cahiliye araplarında da kullanılmaktaydı. Bazı hadislerde tevekküle aykırı olması sebebiyle Rukye ile tedavi olmak yasaklanmıştır. Ancak, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in, nazar, humma (sıtma), yüksek ateş, zehirli hayvanların ısırması, kesilmeyen kanın durması için ve nemle denilen yara kurtlarına karşı Rukye yapmaya izin verdiği bilinmektedir.

İslam uleması farklı hadisleri değerlendirmek suretiyle yasağın Rukye için okunan duaların içinde küfür sözlerinin varlığına bağlamışlardır. Çünkü; Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Rukye yapmayı meslek edinen kimselerin okudukları duaları dinleyerek bunların içerisinde küfür sözleri bulunmayanlara Rukye yapmalarına izin verirdi (Müslîm, Selâm 64; Ebû Dâvûd, Tıb 18). Bundan dolayı İslam alimleri Rukye yapmanın caiz ancak içinde küfür sözleri bulunan lafızlarla bunu yapmanın haram olduğunda icma olduğunu belirtmişlerdir. İmam-ı Nevevî bu konuda şunu söylemektedir; "Arapça olmayan Rukyeler anlamını bilmediğimizden dolayı mekruhtur. İçinde küfür yada şirk sözcükleri olan Rukyeler ise haramdır (İmam-ı Nevevî, Müslîm Şerhi, c 3, s 93). Kur'ân ayetleri yada anlamı bilinen zikir ve dualarla yapılan Rukyelerde herhangi bir sakınca yoktur (İmam-ı Nevevî, Müslîm Şerhi, c 14, s 168).

Nazardan dolayı Cebrail aleyhisselâm'ın kendisine Rukye yaptığı, daha sonraki zamanlarda da aynı duaları onun da başkasına okuduğu rivayet edilmektedir. Buna göre ağzı dualı olan bir kişi nazara uğramış olan kişiyi önüne oturtur, elini başına koyarak şu duayı okur; "Bismillahi erkike min külli dain yü'zike ve min şerri külli nefsin ev 'aynin hâsidin Allâhu yeşfike Bismillahi erkike" (Allâh'ın adıyla sana eziyet veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefislere ve hased eden gözlere karşı sana Rukye yapıyorum. Allâh sana şifa versin. Ben Allâh'ın adıyla sana Rukye yapıyorum)

Yada şu duayı okur; "Bismillahi erkike ve min külli dain yü'zike ve min şerri hâsidin iza hesede ve min şerri külli zi 'aynin" (Allâh'ın adıyla, sana eziyet veren bütün hastalıklara, hased edenin hasedinin kötülüğüne ve bütün nazar sahiblerinin şerrine karşı sana Rukye yapıyorum) (Müslîm, Selâm 40; Tirmizî, Cenaiz 4). Bu duaları okuduktan sonra inşallah şifa bulacaktır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in nazarın tedavisinde uyguladığı çok önemli ve etkili bir yöntem de abdest suyu ile tedavidir. Hemen belirtelim ki bu abdest, namaz abdestinden farklı özel bir yıkanma şeklidir. Bizim abdest dememizin sebebi bazı hadislerde bunun abdest olarak, bazılarında ise yıkanma olarak ifade edilmesidir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için nazar değdiren kişinin bilinmesi veya en azından bununla ilgili olarak birilerinden şüphe edilmesi gerekir. Bu bilindiği ya da şüphe edildiği takdirde bundan hadislerde tarif edildiği şekilde yıkanması istenir. Sonra bu su arkadan hastanın üzerine boşaltılır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem çok sayıda hadiste, bu yöntemi tarif ettiği gibi uyguladığına da şahit olmaktayız. "Yıkanmanız istendiğinde yıkanın" (Müslîm, Selâm 42; Tirmizî, Tıb 19).

Hz. Âişe validemiz radıyallahu anhâ, "Nazar eden kişinin abdest alması emredilirdi de, sonra gözzede bu suyla yıkanırdı" (Ebû Dâvûd, Tıb 15) buyurmaktadır.

Bu konudaki diğer bir hadiste bu mesele çok daha ayrıntılı bir şekilde nakledilir. "Sehl ibn-i Huneyf radiyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber savaşa katılmak üzere hazırlık yapan sağlıklı bir insandı. Aniden başını yerden kaldıramayacak derecede hastalandı. Akrabaları ölümünü beklemeye başlamışlardı. Gidip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e durumunu haber vererek savaşa katılmaması için izin istediler. O, sallallahu aleyhi ve sellem "Nazar değdirdiğinden şüphe ettiğiniz birisi var mı?" diye sordu. Âmir b. Rebia'dan şüpheleniyoruz" dediler. Bunun üzerine onu çağırtarak, ona "kardeşini öldürmek mi istiyorsun? Niçin Barekallah diyerek ona bereketle dua etmedin? Onun için yıkan" buyurdu. Bunun üzerine Âmir, yüzünü, ellerini, kollarını, dizlerini, ayaklarının etrafını ve izarının içini bir kaba yıkadı. Sonra bir adam bu suyu Sehl'in arkasından üzerine döktü. Sanki hiç bir hastalığı yokmuş gibi anında iyileşerek ayağa kalktı" (Muvatta, Ayn 1 ).

Nazarla ilgili abdestin en detaylı tarifi bu hadiste ve onun değişik vecihlerinde nakledilmektedir. Hadislerde bunun abdest olduğu ifade edilse de İmam-ı Nevevî, bunun bildiğimiz abdest olmadığını özel bir yıkanma şekli olduğunu söyleyerek şöyle tarif etmektedir; Leğen gibi bir kabın içerisinde su getirilir. Bu kap yere konmadan, nazar eden kişi bundan bir avuç alarak ağzına götürür, bununla ağzını iyice çalkalar, sonra onu kabın içerisine geri boşaltır. Tekrar o kaptan su alarak yüzünü yıkar, sonra sol eliyle o kaptan su alarak sağ avucu ile dirseğini yıkar. Sonra sağ eliyle su alarak bununla sol elini ve dirseğini yıkar, el ile dirsek arasını yıkamaz. Sonra sağ ayağını daha sonra sol ayağını özellikle de her iki ayağının parmak dip ve aralarını iyice yıkar, topukları ise yıkamaz. Daha sonra dizlerini ve dizlerinin içini yıkar, ayak ile diz arasındaki bölgeyi yıkamaz. Sonra böğrünü veya kemerin bağlandığı bölgeyi yıkar. Bunların tamamını kabın içerisinde aynı suyla yaparak bu suyun kabın dışına dökülmemesine dikkat eder. Bu yıkanma işlemi bittikten sonra bu su nazara gelen kişinin arkasından, haberi olmadan, her tarafı ıslanacak şekilde onun üzerine dökülür (İmam-ı Nevevî, Müslîm Şerhi, c 14, s 172).

Sehl ibn-i Huneyf radiyallahu anhunun kıssasında olduğu gibi, bu yapıldığı takdirde hemen iyileşmenin görüleceği muhakkaktır. Tabii ki bu metodun uygulanması ile Allâh'ın muhakkak şifa nasib edeceğine inanmak gerekir.

Bir hususu daha belirtmek gerekir. Bazı insanlara "Sen bize nazar değdirmiş olabilirsin, bizim için yıkan" denildiği zaman o kişi tepki gösterebilir. Ancak, âlimler, kendilerinden abdest almaları istenen kişilerin bu şekilde yıkanmalarının farz mı yoksa sünnet mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Fakat, âlimlerin çoğunluğu Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in "Sizden yıkanmanız istendiği zaman yıkanın" emrinden dolayı bunun farz olduğunu savunmuşlardır. Çünkü; bu ifade emirdir. Emirler'de tersine bir karine bulunmadığı zamanlarda farziyet ifade ederler (İmam-ı Nevevî, Müslîm Şerhi, c 14, s 172).

Öyle ise herhangi birisinden nazardan dolayı yıkanması istendiği zaman yıkanma konusunda kesinlikle zorluk çıkarmamalıdır.

Cenâb-ı Allâh bütün Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmetini kem nazarlardan ve hasetçilerin şerrinden muhafaza buyursun.

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle