YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

Muhammed (sav) Kim?

Üç yıllık yorucu ihtisas eğitiminden sonra tayin için Diyanet İşleri Başkanlığına çağırılmıştık. Yeni görev yerlerimize gidip insanları vaaz ve nasihatle irşad etmenin heyecanını yaşıyorduk. Kurada bana ... ili cezaevi vaizliği çıktı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Cezaevinde görev yapmak hiç içimden geçmiyordu. Fakat yapacak bir şey yoktu. Cezaevine ne kadar geç gitsem kâr düşüncesiyle 12 yıllık memurluk hayatında ilk defa izin kullandım. Bir ay izin ayrıca mehil müddeti derken iki aya yakın izin kullandım. Sorduğum herkes oradakilerin çok ihtiyacının olduğunu ve bunun isabetli bir kura olduğunu söylüyorlardı, ama içim rahat değildi. Mecburen tebellüğ ettim. İl müftülüğü beni kapalı cezaevinde görevlendirdi. Yapacağım program için mahkumları tanımam gerekiyordu. Ben de koğuşları tek tek dolaşmaya başladım. Fakat gezdiğim koğuşlar beni dehşete düşürmüştü.Bir insan dine bu kadar uzak olabilir miydi? Muhammed (sav) diyorum o da kim diye birbirlerine bakışıyorlardı. Salavatın ne olduğundan çoğunun haberi yoktu. Namaz kılan ve okuyan mahkum sayısı yok denecek kadar azdı. Onları tanıdıktan sonra bir insan dini bilgi ve yaşantı konusunda ne kadar zayıfsa suça meyli o kadar arttığı kanaatine pekişti.

Mahkumları tanıdıktan sonraseviyelerine uygun bir program yaptım. Öğleye kadar Kur'an dersi verecek öğleden sonra da koğuşları dolaşacak dini, ahlaki ve akidevi konularda mahkumları bilgilendirmeye çalışacaktım. 

Mahkumlar dini konular da zayıf olsalar bile hocaya ciddi saygı gösteriyorlardı. Onun için yaptığımız koğuş ziyaretlerinde çok ciddi bir alaka ile gelip dinliyorlardı. Onların bu alakası beni son derece memnun ediyordu. İlkokul seviyesinde çocukların dahi sormayacakları basitlikte sorular soruyorlardı. Sorulan sorulardan dini konularda ne kadar cahil olduklarıçok net anlaşılıyordu. Ne kadar saçma olursa olsun kızmadan ve onları kırmadan sorularını cevaplandırmaya çalışıyordum. Acaba içlerinde bazılarının kalbini kazanabilir miyim diye gayret ediyordum. Onların günden güne artan bir ilgiyle dinlemeleri ve soruları buna göre sormaları beni son derece memnun ediyordu. Bu onlarda başlayan bir hüsnü kabulün belirtisiydi. Sorular çok basit verilen cevaplar onların anlayabilecekleri seviyede olsa bile anlamakta zorluk çekiyorlar. Bunun temel sebebi kafalarının devamlı dış dünya ile meşgul olması ve kendilerini anlatılan şeylere verememeleriydi. 

Genellikle öğrenmek amacıyla soru soruyorlardı ama çok nadirde olsa gıcıklığına soru soranlar da çıkıyordu. Bir koğuş ziyaretinde mahkumlardan biri biraz uzakta durmuş oturuşuyla hocaya karşı olan tavrını açıkça belli eder vaziyetteydi. İsmi Ali idi. Cinayetten 14 yıldır yatıyordu. Gıcıklığına gıcıklığına sorular sormaya başladı.   Sorduğu sorulardan çok zeki olduğu ama dini konularda hiçbir bilgisinin olmadığı hatta dinin aleyhinde olduğu rahatlıkla anlaşılıyordu. Şeytanın dahi aklına gelmeyecek sorular soruyordu. O konuşmaya başladığında etraftaki mahkumlardan zındık yine başladı sesleri geliyordu. Bütün bilgisizliklerine rağmen mahkumların dahi onun dine olan tavrından rahatsız oldukları anlaşılıyordu. Sorularını sabırla dinledim makul mantıki cevaplarla aklına yatacak ve onun hoşuna gidecek şeyler anlatmaya çalıştım. Sohbet bir hayli uzamıştı. Benim bir saat olarak planladığım program iki buçuk saati bulmuş mahkumlar ise hala merakla anlatılanları dinliyorlardı. Konuşma biraz ilerleyince Ali'nin oturuşunda ki değişiklik dikkatimden kaçmamıştı. O kısacık sohbet esnasında bile o eski saygısızca oturuşundan eser yoktu. sonradan gelip yakınında bir yere oturdu. Onun tavrındaki bu değişiklik beni son derece memnun etmişti. Daha sonra kuran derslerine gelmek için dilekçe verdiğini öğrendim. Kur'an-ı Kerim derslerinde onunladaha yakından ilgilenmeye çalıştım. Günler hızla geçiyor Alideki değişiklik gözle görülür bir seviyeye gelmişti.

Bir gün beni çok duygulandıran bir şey söyledi "hocam namazlarını kılmaya eski namazlarımı da kaza etmeye karar verdim" onu tebrik ettim ne kadar önemli bir karar aldığını söyledikten sonra ona ne yapması gerektiğini anlatmaya çalıştım. O anlattığım çerçevede namazlarını kılmaya eski namazlarını da kaza etmeye başladı. Hızlı bir şekilde mesafe kat ediyordu.

Başka bir günde akşamları da kalkıp hem teheccüd namazlarını hem de daha fazla kaza namazı kılmak istediğini söyledi. Sevinçten uçacak hale gelmiştim. Akşamları kılacağı namazlarla alakalı da ona bir kısım tavsiyelerde bulundum. Daha sonra benden habersiz geceleri kılmış olduğu rekat sayısını yüz rekata çıkardığını öğrendim. İbadete bir anda aşırı derecede yüklenen insanlara cinlerin ve şeytanların musallat olduğu gerekçesiyle rekat sayısını biraz indirmesini söyledim. Çünkü cezaevi ortamı habis ruh açısından hijyenik değildi ve eğer kontrol altına alınmazsa aklını oynatabilirdi. Daha sonra kademeli olarak geceleri kıldığı rekat sayısını dört yüze kadar çıkardığını öğrendim. İzin vermeyeceğimi düşündüğü için bana haber dahi vermemişti.Gece saat 2 de uyanıyor hiç ara vermeden sabaha kadar kaza namazı kılmaya devam ediyordu. Her ne kadar onu frenlemeyeçalışsam da o böyle yapmakta ısrar etti. Her defasında da Allah'tan uzak çok yıllar geçirdiğini bunları telafi etmesi gerektiğini söylüyordu. Bir gün Kur'an dersine geldiğinde gözlerinin içi parlıyor sevinçten adeta uçuyordu. 13 yaşından bu yana kılması gerektiği halde kılamadığı namazların tamamının kazasını dün akşam bitirdiğini haber verdi. Dünyalar benim olmuştu. Ali'nin hidayetine vesile kıldığı için Rabbime ne kadar hamd etsem azdır.

Cezaevine ilk tayinim çıktığında memnun olmamıştım ama hayırlı hizmetler olmuştu.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle