YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

Kürtaj Yapan Doktorların Maddi Manevi Cezası

Hayatın dinimizin korunmasını emrettiği beş temel esastan (Zarurat-ı Hamse) biridir. Anne karnındaki ceninin yaşama hakkı ise kadının hamile kaldığı andan itibaren başlar. Ceninin hayatının korunması sebebiyledir ki dinimiz hamile olan bir kadının farz olan orucu tutmamasına izin vermektedir. Aynı şekilde annenin bebeğini emzirmesi durumunda da oruç tutmayabilir. Öyleyse dinen meşru sayılan bir sebep olmaksızın anne karnındaki ceninin kürtaj yoluyla alınması caiz değildir. Ayeti kerimelerden (En'am, 6/151; İsra, 17/31) ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellemin düşüğe sebep olan kişiye ğurre ödettirmesinden (Buhârî, Diyât, 25-26) bu husus açıkça anlaşılmaktadır.

Öyleyse kürtaj yapılabilmesi için dinen meşru sayılan sebebiler nelerdir? İslâm Uleması annenin hayatının kesin olarak tehlikede olması yada ceninin anne karnında ölmesi veya ikizlerden birisinin alınmaması durumunda ikisinin de hayatının tehlikede olması kesin ise bunlardan birisinin alınmasını caiz görmüşlerdir. Bunun dışında sebep ne olursa olsun anne karnındaki ceninin kürtajla alınmasına ulema cevaz vermemişlerdir.

Hamileliğin tecavüz sonucu olması durumunda da hüküm aynıdır. Günümüzde tıbbın gelişmesi sonucu anne karnındaki ceninin özürlü olup olmaması anlaşılabilmektedir. Ceninin özürlü olması durumunda da hüküm aynıdır ve kürtajla alınması haramdır. Bunu yapan kişiler kesinlikle cinayet suçu ve günahı işlemektedirler (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühû, 8, 133-137).

Bazı alimler cenine ruhun üflenmesi hadisini göz önünde bulundurarak hamileliğin 120. gününe kadar kürtajın yapılabileceği kanaatindedirler (Buhari, Bedü’l-Halk, 6). Fakat bu görüş ulemanın ekseriyeti tarafından kabul görmemiştir. Özellikle günümüzde tıbbın ilerlemesi sayesinde erkeğin sperminin kadının yumurtasını döllediği andan itibaren onun canlı olduğu ve belli bir süreden itibaren kalp atışlarının duyulmaya başlandığını göz önünde bulundurulursa... Hamileliğin anlaşıldığı andan itibaren kürtajın caiz olmayacağı hususu ulema arasında neredeyse ittifak edilmiş gibidir.

Geçmişte kürtaj olmadığından dolayı günümüzde alimler onu düşük ile ilgili hükümlere kıyas etmektedirler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem düşüğe sebep olan kişilere ĞURRE CEZASINI vermiştir. O, Gurrenin miktarını diyetin yirmide biri, yani 5 deve veya 50 dînar (212,5 gr. altın) olarak takdir etmiştir. (Ebû Dâvûd, Diyât, 21; Tirmizî, Diyât, 15) Hangi bedel üzerinden hesaplanırsa hesaplansın ğurre için ödenecek meblağ yüksek olarak çıkacaktır.

Gurrenin ödenmesi hususunda ceninin kürtajla alınmasına neden olan kişinin, ceninin annesi, babası veya yabancı bir kişi olması arasında fark yoktur. Hanefîlere göre gurre, kürtajı yapan ve yaptıran kişinin âkilesi tarafından ceninin mirasçılarına ödenir. Fakat günümüzde akile bulunmadığından dolayı gurreyi kürtajı yapan ve yaptıran kişi veya kişiler öderler. Bu durumda GURREYİ kürtajı yaptıran anne kürtaja razı olan baba ve kürtajı yapan doktor ortaklaşa öderler. Bunların ğurreyi ödememeleri durumunda da başkasının malını zorla alan ğasıb hükmünde olurlar.

Ayrıca bunlar işlenen bu cinayetin uhrevi cezasından kurtulmak için tevbe ve istiğfar etmeleri gerekir. Kürtajın yapılması esnasında doktora yardımcı olan diğer sağlık personeli de cinayete iştiraklerinden dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmaları gerekir. Bütün bunların tevbelerinin kabul olması için bir daha böyle bir günahı işlememeleri şarttır. Bu bir tevbenin kabul olması için gereken şartlardan bir tanesidir.

Gurre, ceninin mirasıdır ve mirasçıları arasında paylaştırılır. Fakat kürtajı yaptıran anne ve baba, katil hükmünde olduklarından dolayı bundan hisse alamazlar. Çünkü; Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem "katilin mirastan payı alamayacağını" ifade etmiştir (Neylü'l Evtar, 6, 74). Bu durumda ğurreyi ceninin varsa dedesi eğer dedesi yoksa ceninin kardeşleri alır.

Görülmektedir ki dini açıdan kürtaj yapan doktor onu yaptıran anne ve baba hem maddi ceza ile karşı karşıya hem de ahirette büyük bir vebal altındadırlar. Gerekçe ne olursa olsun Allah'a ve ahiret gününe inanan kişilerin böyle bir vebal altına girmemeleri gerektiği kanaatindeyim.

Not:Bu makalenin yazılması esnasında hanefi mezhebinin itibar edilen kaynaklarından yararlanılmıştır. Kâsânî, Bedâi’u’s-sanâî, 7, 325; Fetâvâ-yı Hindiyye, 6, 34; İbn Âbidîn, Reddu’l-muhtâr, 5, 418

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle