YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

İslam'da Engellilerin Hakları

İslâm'da engellilerin hakları konusunda yazı yazmaya karar verince bu konuda araştırma yapıp malzeme toplamaya başladım. Neredeyse bir kitap olacak kadar malzeme birikti. Bunları belki ilerde kitap olarak yazmayı düşünebilirim. Bu malzemeleri bir makale hacmi içerisinde yazabildiğim kadar nakletmeye çalışacağım.

Engellilik: Bir kişinin doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal bazı yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük hayatın tabii ihtiyaçlarını temin etmede kısmen yada tamamen güçlüklerle karşılaşması korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine İhtiyaç duyması halidir. Böyle olan kişilere de engelli denir. Yazının fazla uzamaması için İslâm'a göre engelliliğin sebepleri, çeşitleri ve korunma yollarının üzerinde durmayacağım.

Her şeyden önce İslâm'da engelli denildiği zaman bedensel olarak engelliler değil, Allâh'ı, Peygamber'i, Kitab'ı tanımayan ve onların yolunda bir hayat yaşamayanlar kast edilmektedir. Cenâb-ı Allâh Kur'ân-ı Kerimde "Cinlerden ve insanlardan öyleleri var ki, onların kalpleri vardır ancak anlayamazlar, onların gözleri vardır ancak göremezler, onların kulakları vardır ancak işitemezler" buyurmak suretiyle bu gerçeğe ışık tutmaktadır. Dolayısıyla bedensel engelli olma İslam’a göre engelli olma demek değildir.

İslâm'ın insana verdiği değer Allâh'ın onu yaratarak ona değer vermesi sebebiyledir. Cenâb-ı Allâh "Biz insanı mükerrem (büyük bir değer) kıldık" buyurmak suretiyle kendisinin insanı yarattığını ve ona değer verdiğini vurgulamıştır. Öyleyse insanın engelli olması Cenâb-ı Allâh'ın verdiği bu kıymetten hiçbir şey kaybetmesine sebep olmaz. Cenab-ı Allâh’ın verdiği bu değer sebebiyle sağlıklı insanların sahip olduğu kıymete engelliler de sahiptirler.

İslâm insanların birbirlerine üstünlükleri için TAKVA kriterini getirmiştir. "Sizin en üstününüz takvâ'sı (Allâh'ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından kaçınma) en fazla olanınızdır" diyerek, insanların Allâh katındaki üstünlüklerinin derecesinin onun emirlerine uymak yasaklarından kaçınmada ki oranına göre olduğunu vurgulamıştır. Öyleyse, Allâh'ı tanıyan ve ona inanan, onun emir ve yasaklarını yerine getiren engelli bir insan, İslâm’ı yaşamayan sağlıklı bir kişiden daha kıymetlidir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in, başından geçen bir hadise sebebiyle Cenâb-ı Allâh tarafından bir sure indirilerek uyarılması bu hususu açıkça göstermektedir.

Aleyhisselatu vesselâm, müşriklerin ileri gelenlerinin müslüman olmalarını çok arzu ediyordu. Çünkü; onların müslüman olması sayesinde aşiretlerinde bulunan insanların imân etme ihtimali vardı. Birgün onlarla oturmuş uzun uzun onlara İslâm'ı anlatmış kalpleri iyice yumuşamış, neredeyse imân edecekleri bir sırada görme engelli olan Abdullâh İbn-i Ümmü Mektum çıkagelmişti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e sorular sormaya başlamıştı. Onun gelişiyle müşriklerin tavrı bir anda değişmiş eski katı hallerine dönmüşlerdi. Bu durum Allâh Rasûlü'nün hoşuna gitmemiş onların iman etmeleri ümidiyle yüzünü tekrar müşriklerin olduğu tarafa çevirerek sözünü tamamlamaya çalışmıştı. Bunun üzerine 42 âyetlik Abese suresi inerek Aleyhisselâtu Vesselâm'ı ikaz etmişti. "Yanına 'Ama (gözleri görmeyen) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü. Ne bilirsin, belki de (gözleri görmeyen kişi) alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihatı dinleyip ondan yararlanacaktı. Ama irşada ihtiyaç duymayana itibar ediyor değer veriyorsun. Halbuki kendisi arınmak istemiyorsa onun arınmamasından sana ne! Fakat Allâh'a saygı duyarak sana şevkle gelenle ilgilenmiyorsun. Hayır öyle yapma. Çünkü; bu ayetler öğüttür. İsteyenler ondan ders alırlar. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bu surenin nazil olmasından sonra, bu büyük sahabîyi gördüğü her yerde yanına çağırır "Allâh'ın beni kendisi sebebiyle ikaz ettiği şahıs" diyerek iltifat ederdi.

Bu olay insanlar arasında üstünlüğün zengin ve lider olma ile olmadığını, Allâh'a imân ederek salih amel işlemekle olduğunu, imânlı engelli fakir bir kişinin sağlıklı fakat Allâh'ı tanımayan zengin bir liderden daha üstün olduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir.

Gerek bu olay, gerekse âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerde engellilerin hakları ile ilgili olarak yapılan uyarılar, sahabiler arasında ciddi bir bilinçlenmenin meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu konudaki hadislerden bir tanesini zikretmekte fayda vardır. "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık yapmaz, onu yardımsız bırakmaz, onu küçümsemez. Sözün burasında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem elini üç defa göğsüne koyarak, "işte takva buradadır," dedikten sonra, "Bir kişinin kardeşini küçümsemesi kötülük olarak ona yeter. Müslümanın her şeyi müslümana haramdır: Kan'ı (onu öldürme), malını haksız bir şekilde alma, onurunu zedeleme." Aleyhisselatu vesselâm, Bu hadiste takvaya dikkat çekmiş, engelli olsun olmasın bütün insanların birbirlerini küçümsememelerini, birbirlerinin hak ve hukukunu gözetmelerini sıkı sıkıya tembihlemiştir.

Ayrıca, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, zaman zaman sahabilere "(Görme engelli olan bir sahabiyi kastederek) Haydi gözü göreni ziyaret etmeye gidelim" diyerek beraberce bu sahabiyi ziyarete gitmişlerdir. Bu davranışıyla da insanların zaman zaman engelli ve ihtiyaç sahibi olan kişileri ziyaret ederek onların ihtiyaçlarını giderip toplumda kuvvetli bir dayanışmanın meydana gelmesine çalışmıştır. Bu hadisler ve Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in uygulamaları sonucunda toplumda engellilere bakış tamamen değişmiş toplumun aktif bir ferdi haline gelmeleri sağlanmıştır. Esasen toplumda engellilerin haklarını elde etmeleri için kanun çıkarmaktan daha önemlisi toplumsal bilinçlenmenin sağlanmasıdır. Devlet kanunlar çıkarır, belediyeler bu kanunları uygular, engellilerin rahat yürümeleri için sarı çizgiler koyar, fakat vatandaş bilinçlenmemişse gider arabasını o çizgilerin önüne park eder. Bu da engellilerin hayatını daha da zora sokar. İşte İslâm böyle şeylere meydan vermemek için engellilerin hakları konusunda vatandaşların bilinçlenmesi için ciddi gayretler göstermiştir.

İslâm engellileri topluma yük olarak değil topluma faydalı bir ferd olarak görür ve toplumda pasif değil aktif birer ferd olmalarını ister. Allâh celle celâluhu bir yönünü eksik bıraktığı fertlerin başka yönünü fazla verir. Örneğin görme engelli olan birisinin zeka ve hafızası çok kuvvetlidir. Aynı şekilde yatağa bağımlı olan bir insanın da hafızası, zekâsı ile muhakemesi son derece kuvvetli ve keskindir. Dolayısıyla engelliler toplumda aktif hale getirildikleri zaman topluma çok faydalı işler yapabilirler. Hatta toplum için bazen sağlıklı insanlardan daha fazla yararlı olabilirler. Nitekim buna Stephen Hawking ve geçmişte pek çok tarihi şahsiyet örnek olarak verilebilir.

Onun için Cenâb-ı Allâh engellilerin cihada çıkmamalarına izin verirken, bunun için onların "Allâh ve Resûlullâh için insanlara nasihat etmelerini" şart koşmuştur. Bu durum İslâm'ın onların toplumun aktif bir ferdi olmalarını istemesinin açık örneklerinden biridir. Aynı şekilde, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de savaşa gideceği zaman görme engelli bir sahabi olan Abdullâh İbn-i Ümmü Mektum'u Medine'de kendi yerine vekil olarak bırakırdı. Aleyhisselatu vesselâm, kendisinin Medîne'de bulunduğu zamanlarda da, aynı sahabiyi müezzin olarak görevlendirmişti.

İslâm'ın engellilere tanıdığı haklardan bir tanesi de bazı ibadetlerden onları muaf tutmasıdır. İslâm engellileri cihada katılma, hacca gitme, oruç tutma gibi bazı mükellefiyetlerden sorumlu tutmamıştır. Hanefî mezhebine göre zihinsel engelliler zengin bile olsalar zekat da vermezler. İslam engellilere namaz kılma konusunda da çok ciddi kolaylıklar sağlamış kılabildikleri şekilde kılmalarına müsaade etmiştir. Oturarak veya yattıkları yerde namaz kılmalarına izin vermiştir. Bu da namazlarını bazı farzlarını yerine getirmeden kılmalarına izin verme anlamına gelmektedir. Sağlıklı insanların başkasından yardım alarak abdest almalarına izin verilmezken engellilere ise bu izin verilmiştir. Bunların dışındaki ibadetlerde sağlıklı insanlarla aynı mükellefiyetlerden sorumludurlar. Bunları yerine getirdikleri takdirde de sağlıklı insanlara verilen mükafatlardan çok daha fazlasının onlara verileceği ifade edilmiştir. Öyleyse engelliler, İslâm'ın kendilerine yapmış olduğu kolaylıkları ve yaptıkları ibadetlere terettüb edecek sevabı düşünerek, Allâh'ın emir ve yasaklarını yerine getirme konusunda hassas davranmalıdırlar.

Ayrıca, engelliler maruz kaldıkları bu musibetlere sabır gösterdikleri takdirde kendilerine büyük sevablar vaad edildiği yine Hadîs-i şeriflerde ifade buyurulmuştur. Bunların tamamını zikretmekten ziyade numune olarak sadece bir iki tanesine dikkat çekeceğim. Örneğin, " Kutsi bir hadis-i şerifte: Allâhu Teâlâ hazretleri şöyle buyurmuştur: Ben kulumu iki sevdiği (iki gözü) ile imtihan ettiğim zaman o da sevabını umarak sabrederse, ona cennet dışında bir mükafat vermeye razı olmam, ona gözlerine bedel cenneti veririm." Bu hadiste engelli olmanın bir imtihan olduğu buna sabır gösterildiği takdirde ona büyük sevabların verileceği vurgulanmıştır.
İslâm'ın engellilere tanıdığı haklardan bir tanesi de hayatlarını kolaylaştırmak adına bütün maddi imkânları seferber etmesidir. İslâm engellilere insanlık onuruna yakışır bir hayat temin etmek için bir çok kolaylıklar sağlamıştır. Zekatın (vergilerin) engellilerin ihtiyaçlarının karşılanması için harcanmasına hükmetmiştir.
İslâm tarihinde ilk günden itibaren engellilere insanlık onuruna yakışır güzel bir hayatın temin edilebilmesi için verilmiş güzel örnekler vardır. Hazreti Ömer radıyallahu anhu'nun halifeliği döneminde engellilere maaş bağlanmış, Velid b. Abdülmelik döneminde bütün yatalak hastalara ve görme engellilere birer hizmetkar verilmiştir. Emevi halifelerinden Ömer bin Abdülaziz halife olduğu zaman bütün valilere birer mektup göndererek, görme engellilerin, yatalak hastaların, felçlilerin ve kronik hastalığı olanların bir liste halinde kendisine yazılarak gönderilmesini istemiştir. Bunun üzerine bu liste yapılarak kendisine gönderilmiş, o da bunların tamamına birer hizmetçi tayin etmiş, kronik hastalığı olan iki kişiye bir hizmetkar tayin etmek suretiyle onların iyi bir hayat yaşamalarını sağlamaya çalışmıştır. Yirmi birinci yüzyıl Türkiye'sinde bile engellilere yeni yeni tanınan haklar İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren tanınmış ve onların güzel bir hayat yaşamaları temin edilmeye çalışılmıştır.

Bu makaleyle engellilerin haklarına dikkat çekerek toplumun bilinçlenmesi suretiyle onların problemlerinin çözümünde bir nebze de olsa katkıda bulunursam kendimi mutlu hissederim.


Araf 179
İsra 70
Hucurat 13
Tirmizî, Tefsir, Abese, (3328); Muvatta, Kur'an 4 (203)
Abese 1-12
Taberî, Tefsir, c. 30, s. 51; Râzî, Mefatih'ul Ğayb, c. 31, s. 54; Kurtubî, el-Cami ’ li ahkâmi’l-Kur’an, c. 19, s.213; Nesefî, Medarik'ut-Tenzil, c.4, s.332; Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1, s.490
Müslîm, Birr 58 (2580); Tirmizî, Hudud 3; Ebû Dâvûd, Edeb 46; Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, c.7, s.443; Bezzar, Müsned, c.15, s.255; Beyhakî, es Sünenü'l Kübra, c.10, s.153 (11496)
Beyhakî, es Sünenü'l Kübra, c.10, s.200; Bezzar, Müsned, c.8, s.350; Münzirî, et Terğib ve't Terhib, c.3, s.248
Tevbe 91
Abdurrezzak, Musannef, c.8, s.323
Buhârî, Merda 7; Tirmizî, Zühd 58
Taberî, Tarih, c.4, s.29
İbn-i Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an c.1, s.333

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle