YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

Günümüzde Peygamber Gönderilseydi

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem son peygamberdir ve ondan sonra bir peygamberin gelmeyeceği kesindir. Biz yazının başlığını farz-ı muhal (imkansızı mümkünmüş gibi düşünme) olarak yazdık. Yazının sonunda da bu başlık ile ilgili olarak bir soru soracağım.

Cenab-ı Allâh'ın kâinatta canlı cansız bütün varlıklar için koyduğu sisteme Sünnetullah veya Adetullah adı verilir. Meselâ suyun yüz derecede kaynaması, sıfır derece donması gibi. Allâh'ın koyduğu Sünnetullah için değişiklik söz konusu değildir (Ahzab 62). Kendisi tersini arzulamadığı müddetçe her zaman aynı hükümler geçerlidir.

Cenab-ı Allâh'ın peygamberleri gönderme konusunda da bir sünneti vardır. O celle celaluhu, Peygamber gönderdikten sonra insanların bir kısmı ona inanır getirdiklerini tasdik ederler, bir kısmı ise onun getirdiklerini inkar ederek ona inanmazlar. Ona inananlar ise, peygamberin vefatından sonra nesiller geçtikçe onun getirdiklerini değiştirmeye ve değiştirdiklerini peygamberin getirdikleri zannederek ona inanmaya onu yaşamaya başlarlar. Daha sonra Cenâb-ı Allâh, bu kavme önceki Peygamber'in getirdiklerini tashih etmesi için yeni bir Peygamber gönderir. Çünkü, Allâh katında din islâmdır ve bütün Peygamberlerin getirdikleri özü itibariyle aynıdır (Âl-i İmrân 19). Fakat, inandıklarını ve yaşadıklarını önceki peygamberin getirdikleri olduğunu zanneden bu insanlar özellikle âlimler yeni peygambere karşı çıkarak onun getirdiklerini inkar ederlerdi.

Bu hususun en canlı örnekleri Cenâb-ı Allâh'ın israiloğullarına gönderdiği peygamberlerde görülmektedir. Yahudi âlimleri Hazreti Musa aleyhisselâm'ın vefatından sonra Tevrat'ı değiştirerek Cenâb-ı Allâh'ın hükümlerinin yerine kendileri bir kısım hükümler koyarak bunları Hazreti Musa aleyhisselâm'ın getirdiği hükümler olarak halka lanse ediyorlardı. Cenâb-ı Allâh'ın dinlerini yenilemek için gönderdiği peygamberleri Hazreti Musa aleyhisselâm'ın getirdiği Tevrat'a inanmıyorlar diye öldürüyorlardı. Bu hususu Bakara suresinin 87. ve 91. âyet-i kerimeleri açık bir şekilde ifade etmektedirler (Bu husus ile ilgili olarak bkz. Fahrettin Razî, Mefatihu'l Gayb, c.3, s.595-596 ve c.3, s.603). Bu şekilde öldürdükleri peygamberler içerisinde en meşhuru Hazreti Yahya aleyhisselâm'dı (Taberî, Tarih, c.2, s.13-16; İbn-i Esir, el Kamil fi't Tarih, c.1, s.303-304).

Yahudilerin bu konudaki son teşebbüsleri ise Hazreti İsa aleyhisselâm'ı öldürmeye çalışmalarıdır. Fakat, Cenâb-ı Allâh'ın izniyle buna muvaffak olamadılar. Esasen Yahudilerin Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i de öldürmeye teşebbüsleri vardır. Cenâb-ı Allâh buna da izin vermemiştir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem son peygamberdir. Yeni bir kitap ve yeni bir din ile gönderilmiştir. Bu din müslümanların hayatının her aşamasını tanzim eden mükemmel bir sistemle gönderildi. İslâm'ın getirdiği inanç sisteminin yanında altı temel esasla vardır. Bunlar bir müslümanın hayatını A'dan Z'ye tanzim eden esaslardır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür;

1.İbadet; Namaz, Oruç, Hac, Zekat ve bunlarla ilgili olan diğer hususlar bu başlık altında ele alınmıştır. Bunlar bir müslümanın asla vazgeçemeyeceği hayati önemde meselelerdir.

2.Muamelat (İnsanlararası İlişkiler); Ticaret, Kira, Faiz, Şuf'a, Ziraat, Hukuk, Devletler arası hukuk, Savaş hukuku, Barış hukuku, Adli konular, Helâller ve Haramlar ile bunlarla ilgili olan diğer meseleler bu başlık altında ele alınarak düzenlenmiş ve her müslümanın bunlara uymaları kesin bir dille emredilmiştir.

3.Ukubat; İnsanlar arası ilişkilerin ihlalinden doğan cezalar bu başlık altında kendine has bir şekilde ve toplumun menfaatleri gözetilerek düzenlenmiş ve bu cezaların uygulanması müslüman olmanın bir gereği olarak kabul edilmiştir.

4.Ahval-i Şahsiye; Aile içerisindeki ilişkiler bu başlık altında düzenlenmiştir. Evlenme, Boşanma, Nafaka, Eşlerin birbirlerine karşı olan görevleri, Anne-Babanın hakları, Çocukların hakları bu başlık altında düzenlenerek müslümanım diyen herkesin bunlara uymaları emredilmiştir.

5.Ahlâkî Esaslar; Bir Müslümanın sahip olması gereken, sabır, şükür, korku-ümit, zühd, sıdk (doğru sözlü olma), ihlas, ahde vefa (sözünde durma), muhasebe (nefsini hesaba çekme), edeb, sadakat, hilm (yumuşak huylu olma), ayıpları örtme, kadirşinaslık, yardımlaşma, şefkat, merhamet, akrabalık haklarını gözetme, komşularla iyi ilişkiler kurma, büyüklere saygı küçüklere sevgi gibi ahlâkî faziletlerle, bir müslümanda bulunmaması gereken, yalan, gıybet, iftira, rüşvet, hırsızlık, yankesicilik, dolandırıcılık, sahtekarlık, kin, nefret, hased, gurur, kibir, riya ile ahlâkî faziletler olarak saydığım hususiyetlerin tersi gibi kötü huylar bu başlık altında ele alınmış ve bütün müslümanların bunlara sahip olmaları istenmiştir.

6.Miras Hukuku; Mirasla ilgili hükümler bu başlık altında ele alınmış ve Müslümanların bunlara uymaları emredilmiştir.
Görülmektedir ki, gerek ferdi gerekse toplumu ilgilendiren hayatın tüm alanlarıyla ilgili olarak yüce dinimiz kendine özgü bir düzenleme getirmiş ve bu konuda hiç bir boşluk bırakmamıştır. Bir papazın Hazreti Ömer radıyallahu anhu'ya dediği gibi "Ne güzel bir dininiz var. Tuvalete nasıl girip çıkacağınızı ve orada nasıl davranacağınızı bile düzenlemiştir" Evet bu sözden de anlaşılacağı gibi dinimiz hayatımızın her anını düzenleyerek buna hassasiyetle riayet etmemizi istemiştir.

Bir kişinin iyi bir müslüman olabilmesi için iyi bir inanca sahip olmasının yanında bu altı temel esası bir bütün halinde tam ve doğru bir şekilde yaşaması gerekir. Toplumumuzda bu esasların tamamını bir bütün içerisinde hassasiyetle yaşamaya çalışan insanlar, üzülerek söyleyeyim ki, çok azdır. İşin kötü tarafı namaz kılan ve oruç tutan bir kişiye, diğer esasların hiçbirisini doğru dürüst yaşamasa bile iyi bir müslüman gözüyle bakılmaktadır. Toplumda "Beş vakit namazında" ifadesi iyi bir müslüman olmanın ölçüsü haline gelmiştir. Arnavut asıllı milli şairimiz Mehmet Akif'in dediği gibi, "Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir. Müslümanlık bilmiyorum ama galiba göklerdedir"

Bundan daha da vahimi çoğunluğumuz itibariyle dini yaşamıyoruz yaşadıklarımızı ise Allâh'ın gönderdiği din zannediyoruz.
Peygamberlerin gönderilmesinde cereyan eden ilahi sünnet bu ümmet hakkında da hükmünü icra etmiştir. Bunun sonucunda da çok vahim bir şekilde dinin inanç sistemine bid'at ve hurafeleri doldurarak, dini emirleri de zihinlerimize egemen hale gelmiş batı'nın değer yargılarına göre değerlendirerek doğru veya yanlış olduğuna hükmediyoruz. Dini emirler ve yasaklar batı'nın bu değer yargılarına uygunsa kabul ediyor eğer uygun değilse onları reddediyoruz.

İslâm'da Hristiyanlık ve Yahudilik'te olduğu gibi bir tahriften bahsedilemez. Ancak, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in dönemi'nde ki gibi saf ve duru bir İslâm'dan söz etmek de mümkün değildir. Aynı şekilde günümüzdeki müslümanların islâm'ı Asrı Saadetteki müslümanlar seviyesinde yaşandığını da hiç kimse iddia edemez. Oysa onlar da gönderilen hükümlerle bize gönderilen hükümler aynıdır.

Şimdi başlıkta kullandığım ifadeyi soru haline getireyim. Günümüzde eğer Allâh bir peygamber gönderecek olsaydı ona karşı tavrımız ne olurdu? Bu peygamber inandıklarımıza ve yaşadıklarımıza ters düşüyor diye onu yalanlayacak mıydık, yoksa "Ey Allâh'ın Peygamberi ne iyi ettin de geldin. Dinimiz hurafelerle dolmuştu. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu çözemiyorduk." diye onu bağrımıza mı basacaktık?

Bu sorunun doğru olan cevabını vermek zor, ancak bir tahmin yürütmek mümkündür. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem'den sonra peygamber gelmeyeceği için Cenâb-ı Allâh dini bu tür hurafelerden temizlesin diye her yüzyılın başında müceddidler göndermiştir. Müslüman ümmet bu müceddidler hayattayken onlara türlü türlü eziyetleri etmişler türlü türlü sıkıntılar yaşatmışlardır. Onların vefatlarından sonra kıymetleri bir nebze de olsa anlaşılmaya başlanmıştır.

Cenâb-ı Allâh'ın eski ümmetlerde ki sünnetini göz önünde bulundurduğumuz zaman, müceddidlere yapılan bu tavrı da düşününce, günümüzde eğer bir peygamber gönderilseydi, bu hurafeleri terk ederek onu kolay kolay kabullenmeyeceğimiz kanaatini taşımaktayım. Özellikle de yanlış fikirleri sayesinde toplumda çok konuşulup önde görünen ve bu yolla bir kısım menfaatler elde eden hocalar en şiddetli tepkiyi gösterirlerdi diye düşünüyorum.

Bilmem siz nasıl düşünüyorsunuz?

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle