YAZARLAR

Ahmet KARATAŞ

Çocuklar Arasında Mal Konusunda Ayrımcılık Yapmanın Hükmü ve Sonuçları

Buna yakın bir başlığı taşıyan önceki yazımda, ailelerin çocukları arasında sevgi ve uygulama bakımından ayrımcılık yapmasının ferdi, ailevi ve sosyal sonuçların üzerinde durmuş bir sonraki yazımda da meselenin maddi boyutunun üzerinde duracağımı yazmıştım.
Arapça bir kaideden mülhem olarak yaygınlaşmış bir ifade vardır: "Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder." Yani mal sahibi malını istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Ancak islam kişinin malı üzerinde yaptığı tasarruflara bir kısım kısıtlamalar ve düzenlemeler getirmiştir.
Bir babanın mal konusunda çocuklarını kayırması farklı şekillerde olabilir. Bazen hayattayken çocuklarından birine malının bir kısmını vererek, bazen ölümünden sonrası için çocuklarından birine malının bir kısmını vasiyyet ederek, bazen de daha hayatta iken mirasını çocuklarının arasında paylaştırma şeklinde olabilir. Bu üç şeklin de İslâm'a göre farklı hükümleri vardır. Ben ise bu yazıda daha çok bir babanın hayattayken evlatlarından birini kayırarak ona bir miktar fazla mal vermesinin üzerinde duracağım.

Bu konunun nirengi noktasını teşkil eden bir hadis-i şerif'i Nu'man ibn-i Beşîr radıyallahu anh nakletmektedir. Annesi babasından malının bir kısmını oğlu Nu'man'a vermesini ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu olaya şahitlik yapmasını ister. Bunun üzerine babası Beşîr Allâh Rasûlü'nün yanına giderek durumu anlatır. Peygamberimiz de diğer çocuklarına da aynı miktarda hibe de bulunup bulunmadığını sorunca "hayır" cevabını verir. Bunun üzerine Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem "Allâh'tan korkun çocuklarınız hususunda adil davranın." diye onu ve tüm müslümanları ikaz eder. Hazreti Beşîr bu cevap üzerine oğluna verdiği hibeden vaz geçer (Buhârî, Hibe 11; Müslim, Hibat 13; Ebû Dâvûd, İcarat 47; Tirmizî, Ahkam 30; Nesâî, Nahl 1; İbn-i Mâce, Hibat 1).

Bu hadiseye hemen hemen bütün sahih hadis kaynaklarında rastlamak mümkündür. Bazı hadis kaynakları bu olayla ilgili olarak önemli detaylar vermektedirler. Peygamberimiz bir rivayette "çocuklarınızın arasını eşit tutun" (Ebû Dâvûd, İcarat 47) diyerek açıkça çocukların arasında adalet yapılmasını emreder. Başka bir rivayette ise, "bunu iade et" (Müslîm, Hibat 10) demek suretiyle yaptığı yanlıştan dönmesini emreder. Bir rivayette ise "Beni şahit kılma. Ben zulme şahitlik etmem" (Müslîm, Hibat 14) diyerek bunun bir zulüm olduğunu açıkça belirtir. Başka bir rivayette ise, "Bu doğru değil. Ben ancak doğruya şahitlik ederim" (Müslîm, Hibat 17) gibi ifadelerle konuyla ilgili olarak değişik ayrıntılar verilmiştir. Bir rivayette ise, anne ve babaların çocuklarına eşit davranmalarının çocukların ebeveyni üzerindeki haklarından biri olarak gösterilerek "...Çocuklarının senin üzerindeki haklarından biri de onlara eşit davranmandır" (Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, IV 269) buyurmuştur.

Söz konusu Hadis'in değişik vecihlerini naklettikten sonuna ulemanın konu ile ilgili görüşlerine geçebiliriz. Bir babanın hayattayken çocuklarına verdiği bağışı bu hadis çerçevesinde ele almakta fayda vardır. Hayattayken bir kişinin bir başkasına vermiş olduğu şeyler islam fıkhında hibe adı altında incelenir. Her şeyden önce şunu ifade etmekte fayda vardır: tasvib edilmemekle birlikte bir baba çocuklarından birisini veya bazılarını kayırarak fazla bir miktar mal verse bu tasarruf hukukî bakımdan geçerlidir. Dolayısıyla mal hibe edilen kişi bunu teslim almış ise bu mal onun olur. Ve artık bu malda miras hükümleri uygulanmaz. Çünkü mal sahibi hibe etme de dahil olmak üzere malını dilediği gibi kullanma hakkına sahiptir (Mâverdî, el-Hâvî, 7, 544-545; Kâsânî, Bedâi, 6, 127; İbn Kudâme, el-Muğnî, 6, 298-300; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 2, 401).
Hüküm bakımından mezheplerin konuya bakışını ele almakta fayda vardır. Hanefî ve Şâfiîlere göre, babanın hayattayken çocuklarına mal verirken eşit davranması müstehab, ayırım yapması ise mekruhtur (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi, VI, 127; İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, VII, 288; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, II, 483).

Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmet b. Hanbel, Hanefi mezhebinden Ebû Yusuf'a göre ise, bir babanın hayatta iken evlatlarına hibe'de bulunurken eşit davranması farz, ayırım yapması haramdır (Buhûtî, Keşşâfü’l-Kınâ', 4, 309; İbn Cüzey, el-Kavânînü’l-Fıkhiyye, 546).
Babanın bütün çocuklarına mal vermesi durumunda; kız erkek ayırımı yapmadan hepsine eşit mi vereceği yoksa mirasta olduğu gibi erkek çocuğuna iki, kız çocuğuna bir pay mı vereceği konusu da tartışmalıdır. Bu konuda, ölümden sonra paylaşılsaydı miras hükümlerine göre bölüşüleceği gerekçesiyle mirastaki hisselerine göre verilmesi gerektiği kanaatinde olanlar olmakla birlikte çoğunluğun görüşü hepsine eşit verilmesi yönündedir (Kâsânî, Bedâiu’s-senâi, 6, 127; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5, 388). Bu hükmü de çocuklar arasında eşit davranılması durumunda onların birbirlerini sevecekleri ayrımcılık yapıldığı takdirde ise birbirlerinden nefret edecekleri gerekçesine dayandırmaktadırlar (Kâsânî aynı yer; Ravdet'ut Talibin, 5, 379). Günümüzde mal paylaşımı yüzünden insanların birbirlerini öldürdükleri göz önünde bulundurulduğu zaman bunun çok isabetli bir görüş olduğu kendiliğinden ortaya çıkmış olacaktır.

Şâfiî uleması ve Hanefilerden Aliyyu'l Kari ise onları öperken dahi eşit davranılması gerektiğini belirtirler (Becirmi, menhec şerhi üzerine Haşiye, 3, 219; Feyz'ul Kadir, 1, 126; Aliyyu'l Kari, Ayn'ul ilm şerhi, 1, 419). Bu konuda Abdullâh İbn-i Abbâs radıyallahü anhuma'nın rivayet ettiği bir hadis'te "Çocuklarınıza hibede bulunurken eşit davranın. Eğer birine fazla verecek olsaydım kızları tercih ederdim" (İbn-i Hacer, Feth'ul-Bari, 5, 214) denilmektedir. Hazreti Enes radıyallahü anh'tan gelen bir rivayette ise, eşit muamelenin sadece hibe ile sınırlı olmadığı her şeyi kapsadığı anlaşılmaktadır. Bir adam Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında otururken oğlu gelir. Adam onu öperek dizine oturtur. Az sonra da kızı gelir. Adam, onu öpmeden önüne oturtunca, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "aralarında eşit davran mıyor musun?" diyerek onu kınar (Heysemi, Mecmaû’z Zevaid, c.8, s 156).
Bütün bu hususları göz önünde bulundurduğumuz zaman meşru bir gerekçe olmadıkça anne ve babalar mali konularda çocukları arasında eşit davranmalı, aralarında ayırım yapmamalıdırlar. Öyleyse meşru gerekçeler nelerdir? Hanefî ve Şâfiî âlimleri meşru gerekçeler için bazı ölçüler getirmişlerdir. Çocuklardan biri veya bazılarının tedavisi imkânsız bir hastalığa yakalanması, engelli olması, büyük bir borç yükü altında bulunması, ailesinin kalabalık olup geçim sıkıntısı çekmesi, ilmi faaliyetlerde bulunup da ihtiyaç içinde olması gibi sebepleri meşru gerekçe saymışlardır. Dolayısıyla bu gerekçeler sebebiyle bir baba çocuklarından birisine diğerlerine göre daha fazla mal verebilir. Bu durumda mekruh veya haram işlemiş olmaz. Fakat mümkün mertebe bu davranışının gerekçesini söyleyerek diğer çocukların rızalarını almasında fayda vardır (Mâverdî, el-Hâvî, 7, 544-545; Kâsânî, Bedâi, 6, 127; İbn Kudâme, el-Muğnî, 6, 298-300; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 2, 401).

Babaların çocuklarını evlendirmeleri ve düğün masraflarını karşılamaları bir nevi hibedir. Bu bakımdan bazı çocuklarının düğünü yapmış olan bir baba hayattayken henüz evlendirmediği çocuklarına düğün masraflarına yetecek kadar bir meblağı bağışlayabilir. Ancak böyle bir bağış babanın vefatından sonrasına kalırsa vasiyet hükümleri uygulanarak diğer kardeşlerin rızasının alınması şart olur.

Konunun burasında vasiyet ile ilgili bir hususa değinmekte fayda vardır. Bir baba öldükten sonra mal paylaşımı ile ilgili olarak bir vasiyette bulunursa, varislerin bu vasiyete uyma zorunluluğu yoktur (Tirmizî, Vesâyâ, 5; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 6). Mirasçılar isterlerse malları bu vasiyete göre, isterlerse miras hükümlerine göre bölüşürler. Bu durumda bir mirasçının bile itirazının dikkate alınması gerekir.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle